Ben küfürle imanın, ikrarla inkarın, tasdikle şüphenin birbirine karışıp birleştiği bir şey olmuştum. Kalbimin inkar ettiğini aklım tasdik ediyor, aklımın reddettiğini kalbim kabul ediyordu.
.. nefs, insanı Cenab-ı Hakkın büyük kulluk zevkinden alıkoymak için dünyaya çeken bir ters ceryandır. Bu ters ceryan nefsin kibirlerinden, benliğinden doğan bir yanılgıdır. Çünkü nefs o mana aleminin güzelliklerinden dünyanın dar ruhu içine intikal ettiği zaman bütün kaybettiklerini dünyada bulmuş yanılgısına düşer. En basitinden bir yemek yemeyi veya dünyadaki bir nimeti çok sıkı bir şekilde ele geçirmeyi, o manada kaybettiği büyük hikmetlerin yerine koymayı ister. Bu nefsin adeta mana ile mücadelesidir. Yani bir tarz mana düşmanlığıdır.
Cenab-ı Hakkın ismini andığımız zaman arkasından Efendimize salavat-ı şerife okumak zorunluluğu “İnnallahe ve melaiketehu yusellune alennebiy” ayetinden sonra adet olmuştur.
Yani burada hikmet ‘Resulullah’ı aracı koymadıktan sonra ne duanız dua, ne zikriniz zikirdir. Salavat-ı şerife bu bakımdan zikirlerin en önemlisidir.