Yunus TOPRAK

Yunus TOPRAK
@YunussToprak
Tamda başucuma saatli bombalar kurmuşken
1984
8/10
·352 syf.··
Beğendi
·
2020 13. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 16 Ocak 2020 23:23
Kitabın giriş bölümünden başlayacak olursak, Kitap 3 farklı devletten söz etmektedir. Bunlar; Okyanusya Doğu Asya Avrasya 3 devlette totaliter sistemle yönetilmektedir. Sürekli olarak aralarında savaşmaktadır. Bu savaşlar bitmeyen savaşlardır. Bitmemesinin farklı sebepleri vardır. ilk sebep Üretim fazlası malların askeri güçte kullanılması farklı bir sebepte proleter sınıfın sürekli savaş halinin yönetilmeye ihtiyaç duyması isteğidir. Savaş parti için aslında barıştır. Asıl sistemi totaliter bir sistem olan Okyanusya'dan bahsetmektedir. Okyanusya sınıflı bir toplum yapısına sahip ve bu sınıflanmanın yüzde seksene yakını proleterler tarafından oluşmaktadır. Partinin gücü sistemden gelmektedir. Sistemin en büyük silahı yeni dili olan YENİSÖYLEMDİR. Sistem körü körüne bağlanmak gerekliliğini vurguluyor. Körü körüne bağlılık denen bir konuyu detaylandırarak anlatmaktadır. Bizleri sürekli tele-ekranlar tarafından izleyen ve her saniye duyabilecekleri , detaylandırmak gerekirse tuvalette, yatakta, uykuda, banyoda, rüyamızda bile BÜYÜK BİLADERİN bizi izlediğini düşünüyor ve biliyoruz. Görmemiz gerekenleri görmüyor, duymamız gerekenleri duymuyoruz. Bunları aslında Parti tek başına yapıyor. Parti insan yaşantısının tümünde varlık göstermektedir. Şöyle ki zihnimizde bile aykırı bir şey düşünemeyiz, çünkü oda sürekli izlenmektedir. Bunu yapacak olursak aykırılıkları düşünecek olursak düşüncesuçu denen suçla yargılanırız. Bu yargılanmanın sonucu ölümdür. Sırf bu yüzden çalışmakta olan düşünce polisleri vardır. Düşüncelerimize de farklı yollarla dahil olmaktadırlar. Yenisöylem ile birlikte kullandığımız kelimeleri azaltarak zihnimize oyun oynuyor ve aslında öyle bir şeyin olmadığını kabul ettiriyorlar. Örneğin dilden özgürlük kelimesini çıkarırsanız özgürlük
Edebiyat
1984George Orwell · Can Yayınları · 2023200,5bin okunma
8/10
·103 syf.··
Beğendi
·
2020 9. kitabı
·
16 saatte okudu
·
Okunma: 11 Ocak 2020 02:05
1880 yılında yazıldığını bildiğimiz bu kitap; Dini inanışları ve bir takım toplumsal inanışları kati bir dille incelediği için ciddi yankı uyandırmış ve sadece yazıldığı yüzyıla takılıp kalmayarak çağ üstü bir kitap haline gelmiştir. 1884 yılında kendisinin din temelli olmamısı din konusunda gerekli bilgiye sahip olmaması doğrultusunda kitap yasaklanmıştır. Tolstoy bize kendisi ile birlikte bizlere ölümü ve hayatını nasıl yaşayacağımızı düşündürüyor. Kitap akışı itibariyle en başından en sonuna kadar hep aynı sorunun cevabını aratıyor bizlere “Hayatın anlamı nedir” ? Bu sorunun cevabını tam olarak onunla birlikte araştırıyor araştırmalarımızdan bulduklarımızı tekrar tekrar sorguluyor ve çoğunda da tatmin olmadan tekrar araştırmaya devam ediyoruz. Tolstoy’un çok mahsun iki hikayeden bahsetmektedir bu araştırmaları yaparken. Birinci hikayesi seyyar ve yırtıcı hayvanlar :(Hikaye olmadığı gerçek olduğu kanısındayım.) Seyyar bir gün çölde karşılaştığı yırtıcı hayvanlardan kaçmak için bir kuyuya atlar ve kuyuya atlarken kuyunun dibinde bir ejderhanın onu beklediğini görür. Dışarıya da çıkamaz dışarıda onu yırtıcı hayvanlar bekler. Bir dala tutamağa tutulup orada bekler fakat az sonra iki farenin tutamağı kemirdiğini farkeder. Telaşının içerisinde dal balı bulur ve balı yemeye başlar. Bu hikayenin sorusu bizlerin bu hikayenin neresinde oluşudur. Biz olsak ne yapardık sorusunu kendimize sormalıyız. İkinci hikayesi ise Prens Sakya-muni hikayesi bu hikayeyi siz incelersiniz okuduğunuzda. İlk araştırmamıza akla ve bileme dayanan bilgiyle başlıyoruz. Burada bir çok kez tekrar tatmin olmadan dönüyoruz ve büyük boheme kapılıp intihar düşüncesini zihnimizde hemen yeniden canlandırıyoruz. Eğer pozitif bilimler ile yola devam edeceksek
Edebiyat
İtiraflarımLev Tolstoy · Kum Saati Yayınları · 200329,4bin okunma
9/10
·163 syf.··
Beğendi
·
2020 1. kitabı
Kitap zamanımızın Sabahattin Ali’nin diliyle bize yaşanmış olup olmadığını etkin bir hoşgörülü ve üzüntü eşliğinde anlatmaktadır. Hayatımızın değerini geçen saatlerin ayların kıymetini bazen anlayamayız, bu anlamsızlık kimi zaman kendimizi unutmamıza çevremizdekileri görmemize de engel olur. Çevremizde ki bir çok insanın gören kördür Onların sadece dıştan göründüğü kadar soğuk itici bir insan olduğunu düşünürüz bu düşüncemiz ağır bastığı sürece ne sebebini sorarız nede merak ederiz. Kitabımızın girişinden itibaren hayat dersi olarak kabul edeceğimiz bir düşüncenin içine girip kayboluyoruz. Bu kayboluşluğu Sabahattin Ali kendine has bir lisanla daha da derinleştiriyor. Çoğumuz hayatımızı olduğu gibi yaşamayı çok erken kabul ettik. Bizler çizilen yollarda ilerilemek yolun rotasını bilmeden sadece kaptanın götürdüğü yere varmayı kendimize yön biliyoruz. Burada bahsettiğim “bizlerin” bir çoğu hatta elle tutulur çoğunluğu bu tesiri itiraf etmemiştir. Kitap bizlere Raif Efendi tarafından bunu sorgulamamız gerektiğini üstüne basa basa anlatmaktadır. Bizler Raif Efendi’nin soğukluğunu üzerimize giyip üşümek zorunda kalan okurlarız. Bu soğukluğu üzerimizden almak için yine Raif Bey bize yardımcı olacaktır. Kitap konusu itibariyle sadece insan yaşantısına el atmamış gayet ciddi ağızla ezilmişlik, kader, BÜYÜK PENCEREDE AŞK, özlem, ve daha birçok konuyu ele almıştır. Bir kadının büyüsü bir aşkın iksiri ve bir erkeğin ömrünü içten içe yaşamaktayız. Kitap hakkında bazı derin detaylar vereceğimi bildirmek isterim okumamış olanlarınız var ise buradan sonrasını okumamasını tavsiye ederim. Birazda kitabın isminde geçen KÜRK MANTOLU MADONNA’ dan bahis edelim. Madonna aslında Maria Puder adında bir ressam. Babasını erken yaşta
Edebiyat
Kürk Mantolu MadonnaSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2025376,8bin okunma