Alper

Alper
Ne aşağıda teselli var, ne yukarıda. Bir tek biz varız. Küçük, kimsesiz, çabalayan, birbiriyle savaşan bizler.
İnsan söz konusu olduğunda şu söylenmeli: Mantıksız olan şey içgüdüler değil, insanın mantıksız tutkularıdır. Hayvanlarda haset yoktur, kendi isteğiyle yıkıcılık yoktur, sömürme arzusu, sadizm, kontrol isteği yoktur, bütün bunlar, genel olarak en azından memelilerde görülmeyen tutkulardır. Bunlar, insanda içgüdülerden kaynaklanmaz, çevresindeki belli patolojik koşullar tarafından oluşturulan patolojik kişilik özellikleridir. Basit bir örnek verirsek; bir gül tohumunuz varsa bu gülün tam büyümesi için tohumun belli zamanda ekilmesi gerektiğini, tam olarak ne kadar neme, ne kadar ısıya, hangi tür toprağa ihtiyacı olduğunu bilirsiniz. Bu şartlar sağlanırsa tohum -bir hastalık veya önemli özel durumlar haricinde- mükemmel bir gül fidanı haline gelecektir. Tohumu çok nemli bir toprağa ekerseniz çürüyüp bozulur. Tohumu ideal koşulların sağlanmadığı bir yere ekerseniz yine bir gül fidanınız olur ama büyümesinde, yapraklarında ve çiçeklerinde kusurlar görülür. Çünkü gül fidanının tohumu ancak -deneysel olarak tespit edilmiş- büyümesi için müsait olan bu şartlar sağlandığında tam olarak gelişir. Bu, hayvan yetiştiricilerinin bildiği gibi hayvanlar için de doğrudur, insanlar için de doğrudur. İnsanın tam olarak gelişmesi için belli koşullara ihtiyacı olduğunu biliriz. Bu koşullar sağlanmazsa, sıcaklık yerine soğuk varsa, özgürlük yerine baskı varsa, saygı yerine sadizm varsa çocuk ölmez ama sapkın bir çocuk olur; tıpkı ihtiyacı olan güneşi alamadığında eğri büğrü bir ağacımız olduğu gibi. Yetersiz koşulların sonucu olan bu çarpık tutkular, insanın mantıksız tutkularıdır. Onların, insanın içsel sistemini ileriye götürmediği, bilakis zayıflattığı ve hatta bazen de sonunda hastalıkla mahvettiği söylenebilir.
Sosyoloji
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Ama her şey başına kafanın aracılığıyla geliyor yalnız. Çukur bir ayna gibi nesnelerin biçimini bozuyor kafan - hiç bir araç yok elinde gördüklerinin doğruluğunu kesinlikle bilmen için. Evreni bütün genişliğiyle bilmeyeceksin hiçbir zaman; onun için nedeni üstüne bir düşünceye varamazsın, doğru bir Tanrı kavramın olamaz, evrenin sonsuz olduğunu bile söyleyemezsin - çünkü ondan önce Sonsuz'u tanıman gerekir! BİÇİM belki de duyularının bir yanılgısıdır, CEVHER düşüncenin bir kuruntusu. Yok eğer, dünya her şeyin durmayan bir akışı olduğu için görünüş, dediğimin tam tersine, en doğru olan şeyse, sanrıtek gerçekse, o başka. Ama gördüğünden emin misin? Yaşadığından bile emin misin? Belki de hiçbir şey yok!
Edebiyat
[İMDİ,] Hesap Günü'nde bu duruma düşmek istemeyenler bilsinler ki şu ünlü Kârûn da Musa'nın kavmindendi ve kendini büyük görüp onlara zulmediyordu; çünkü Biz kendisine öyle hazineler vermiştik ki, sadece anahtarlarını taşımak bile bir manga adama, hatta daha fazlasına zor gelirdi. Soydaşları ona: "[Servetinden ötürü] böyle böbürlenme, çünkü Allah böbürlenenleri sevmez! Öyleyse, Allah'ın sana verdiklerinden yararlanarak yalnızca ahiret yurdunda [iyi bir yer tutmanın] yolunu ara; bu arada, pek tabii, bu dünyadaki nasibini de unutma; ve Allah nasıl sana iyilikte bulunduysa, sen de [başkalarına] öyle iyilikte bulun; ve sakın yeryüzünde bozgunculuk, karışıklık çıkarmaya çalışma: çünkü, şüphesiz, Allah bozguncuları sevmez!" dedikleri zaman, [Kârûn, onlara:) "Bu [servet] bendeki bilgi sayesinde bana verildi!".diye karşılık verdi. Oysa, Allah'ın, ondan önceki kuşaklardan, ondan daha güçlü ve ondan daha fazla servet toplamış nicelerini [kendilerini büyüklük duygusuna kaptırmaları yüzünden] yok ettiğini bilmiyor muydu (sanki)? Ama, şu var ki, suçluluğu kesinleşmiş olanlara (artık) günahlarından sual olunmaz!.. [Kârûn] işte böyle görkem ve gösteriş içinde soydaşlarının karşısına çıkardı. (Öyle ki,) yalnızca dünya hayatına gözünü dikenler (ona bakıp da): "Ah, n'olurdu" derlerdi, "Kârûn'a verildiği kadar bize de verilseydi! Çünkü o gerçekten çok talihli biri!" Kendilerine doğru, güvenilir bilgi bahşedilmiş olanlarsa: "Yazıklar olsun size!" derlerdi, (Bilmiyor musunuz ki,) gerçekten inanmış olan, dürüst ve erdemli davranışlarda bulunan kimseler için Allah'ın tasvip ettiği şeyler daha hayırlıdır; ama şüphesiz, böyle bir nimete güçlüklere göğüs geren kimselerden başkası erişemez". Ve sonunda onu da, evini barkını da yere batırdık: öyle ki, Allah'a karşı hiçbir şey, hiç kimse onun
Din
GERÇEK ŞU Kİ, sen her sevdiğini doğru yola yöneltemezsin; fakat Allah'tır, [yönelmek] isteyeni doğru yola yönelten; ve yine O'dur, doğru yola girecek olanları en iyi bilen. 28/56
Din
Gerçek şu ki, sen ölülere de işittiremezsin, sırt çevirip uzaklaşan sağırlara da işittiremezsin bu çağrıyı, ve (yine) sen [kalben] kör olanları saptıkları yoldan çevirip doğru yola yöneltemezsin; sen (sesini) ancak mesajlarımıza inanmaya istekli olanlara işittirebilirsin, ki onlar da zaten bize yürekten boyun eğecek olan kimselerdir. 27/80-81
Din