Ortadoğu dünyası Roma İmparatorluğu’ndan beri hep zenginleşmiş. Sadece 12. asrın sonunda bu dünyadan hiçbir şey anlamayan, kılık kıyafet değiştirmeyen ve hamam bile kullanmayan Haçlılar hariç gelen fatihlerin her biri bu bölgeyi sadece saygıyla ve hayranlıkla benimsemişler. Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı’nın ardından ise maalesef onu bilse de anlamayanlar bu bölgeye girdiler. Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda Ortadoğu aç gözlü galipler tarafından farazi sınırlarla parçalandı ve petrole yönelindi. Oysa Ortadoğu’nun maden ve yeraltı zenginlikleri kadar medeni ve manevi bir atmosferi de vardır. Onu sadece Romalılar ve Türkler anladı.
“Her çeşit hergeleliği, namussuzluğu, soygunu ortadan kaldırmaya çalışmalıyız, ancak insanın insana kahpelik etmesi ortadan kalkınca kurtuluş var. Çok düşündüm. Bugünkü dünyada, Allah’a sığınamıyorsun sorumluluklarından… Toplumun baskılarını da özür olarak ileri süremiyorsun. Çünkü sorumluluğu ancak hür insan duyar. İnsan bu konuda kendi kendisini yaratıyor. Düşünme, dayanma, hayal etme gücümüz ne kadarsa o kadar insanız. Yaratılmış olmanın, toplum baskılarının özrüne sığınamayız. Sorumluluk idrakine varmış insan, sınırsız olarak hürdür. Hürlüğü arttıkça sorumluluk artar. Artan sorumluluk karşısında ister istemez bunaltı duyarız. Anlıyor musun küçük abla, niçin uyumuyorum gecelerdir?”