Ve şunu asla unutma, hayatın temel ilkelerinden birisi şudur; sıradan bir insan var olmadığını düşünen kişidir, ortalama insan var olmadığını düşünen kişidir. Sıradanlığını kabul ettiğin an sıradışı hale gelirsin. Cehaletini kabul ettiğin an, ilk ışık huzmesi varlığının içine girmiştir, ilk çiçek açmıştır.
Hiç kimse mutlu bir insandan hoşlanmaz çünkü mutlu bir insan diğerlerinin egosunu incitir. Diğerleri şöyle düşünmeye başlar: "Yani sen şimdi mutlu oldun ama hepimiz biz hâlâ karanlıkta, ızdırap içerisinde ve cehennemde sürünüyoruz."
Bir şeyi hem istemek hem istememek...
O kadar ilginç bir olaydır ki insanı gerçekten yorar, yıpratır. Bilinç çöplüğümüzün derinliklerinde bize gerçekten hitap eden şeyler, bizi mutlu edeceğini düşündümüz şeyler daha çok toplum tarafından ayıplanan şeylerdir. Bir taraftan istekler, arzular bir taraftan değer yargılar, inançlar, yarattığımız kimliğe olan saygımız. Kocaman bir terazi olsaydı mutlaka bir taraf ağır basmalıydı. Eşit olma ihtimali çok düşük bir durum ama ne yazık ki o noktayı tutturabilmek de varmış... Ve sanırım eşitliğin en kötü hissettirdiği tek yer burası.