“Satranç hayat gibidir David,” demişti babası. “Her parçanın kendi işlevi vardır. Bazıları zayıftır bazıları ise güçlü. Bazıları oyunun başında işine yarar, bazılarıysa sonunda. Ama kazanmak için hepsini kullanmak zorundasın. Aynen hayatta olduğu gibi, satrançta da skor tutulmaz . On parçanı kaybedip , yine de kazanabilirsin oyunu. Satrancın güzelliği budur işte. İşler her an tersine dönebilir. Kazanmak için yapman gereken tek şey tahtanın üzerindeki olası hamleleri ve anlamlarını iyi bilmek ve karşındakinin ne yapacağını kestirebilmek.”
burkalı Afgan kadınının hayali... görülmektir
düşmüşün hayali...
şifa diye yaralarına sürülmüş yangınları söndürmektir
benimki ise...
cami avlusuna bırakılmış bebeğe güneş şefkati vermek
evladı yitik bir ananın...
gül dalına astığı ağıdı okurken ölmek
ve
un ufak edilmiş bir züğürt mezarının yanına gömülmektir
"Milyonlarca halk bedenen, ruhen, fikren ve ahlaken çürüyor da, hiç kimse bu kokuşmuşluğu görmüyor. Herkesin karakteri bozulmuş veya herkes bu yozlaşmışlığa alışmış da bunu doğal bir durum sanıyor sanki. Ama bu böyle mi olmalıdır?"