bana dokunmasın hiçbir şey
hiçbir şey yarama merhem olmasın
iyileşecekse, hiçbir şeysiz iyileşsin diye
bir camın arkasında durup
akan hayata ve zamana baktım.
bilirdim, biliyordum, biliyorum,
bittiğinde, geçtiğinde,
azaldığında sızı, iyileştiğimde,
o saman tadıyla karıştığında;
her şey daha acı olacak.
Dalgaların azgın atılışları, vahşi gürleyişleri insanın zayıf kulaklarını incitir; dünyanın ilk gününden başladıkları esrarlı, hüzünlü şarkılarını tekrarlayıp dururlar; hep aynı inilti,
hep aynı şikayetler; işkence edilen bir ejderin şikayetleri; bir de bunlara katılan keskin, uğursuz, kimin olduğu bilinmeyen bağrışmalar. Etrafta kuş cıvıltılarından eser yoktur; yalnızca sessiz martılar, birer mahkum gibi kah kıyıda, kah sular üstünde dertli dertli uçuşurlar.
Vahşi bir hayvanın kükremesi, tabiatın bu acı haykırışları yanında hiç kalır.
Biz zaten hiçbir romanda
Kendi hayatımıza rastlamadık.
Bütün şarkılar bizi yanlış anlatmıştı.
Ve bütün bulmacalar yarım bırakılmıştı.
Tenha sokaklarda üşüyüp durdu sırtımız.
Oysa, tuttuğumuz balıkları bile
Yeniden denize bağışlamıştık.
Biz, hayata dair
Hiçbir yanlış yapmamıştık…
Biz bu sonucu hak etmedik,
Hayır, etmedik…
Ömrümüz bu talana layık değildi.
Bazen acı vurdu, bazen de yağmur.
Hiç gülmedi yüzümüz,
Hiç büyümedi gülümüz…
Bizi yalnızca akşamlar kucakladı,
Biliyorsun,
Sabaha çıkmayan bir yoldu yürüdüğümüz…
İnsan büyüyor. Daha da büyüyor. Bir sürü şey yaşıyor. Defalarca dibe batıyor, acı çekiyor ve sonra yeniden ayağa kalkıyor. Pes etmeyeceğim. Gevşemeyeceğim. Bundan sonra hayalimdeki mutfaktan bir sürü olacak. İçimde.
Gerçek hayatta. Yolculuklarda. Tek başıma, kalabalıkta, iki kişi... Nerede yaşarsam yaşayayım, benim olan pek çok mutfak olacak.