Bir kere itiraf ederek paylaştığı sır,insana bir daha acı vermeyebilirdi
Sayfa 320·Kitabı okuyor
Öyle güzel itiraf ediyorsun ki aşkını! O coşku dolu anlatımınla, bir başka kızın hayallerini süsleyebileceğini, mutlulukla doldurabileceğini düşünmemek elde değil. İşte o zaman müthiş korkuyorum ve dehşete kapılıyorum. (...) Bütün hayatım,varlığım, yalnız seni düşünmek içindir." (Jenny'den Karl Marks'a)
Sayfa 438 - Hayatım da hayallerim de sensin gülhatunum, senden gayrı yaŕ seversem öldür beni :)·Kitabı okuyor
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
“Başımızı taşa vurduğumuz şu acı zamanda artık itiraf ediniz ki bize kılıçtan ziyade kitap, ordudan ziyade mektep lazımdı…”
Alıntı
–Bundan 30 küsur yıl önceydi. İkinci Cumhurreisi İnönü’nün Taht’a çıkışının altıncı senesi ve İkinci Dünya Harbi’nin nihayet bulduğu demler... 1943’te çıkan ve basında Hiroşima’daki atom bombasına denk bir tesir yapan «Büyük Doğu» kapatılmış, Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Mimarî Şube’sindeki hocalığım elimden alınmış ve askere çağrılarak Eğridir Dağları’na sürülmüştüm. Sebep, sadece şu mealde bir hadîs neşretmiş olmamdı: «ALLAH’A İTAAT ETMEYENE İTAAT OLUNMAZ!» Devrin Maarif Vekili Hasan Âli Yücel bana, makamında şu sözü söylemişti: «Bu hadîsi neşretmekle bize itaat edilmez demek istiyorsun!» Şaşırmıştım! Bu adam, Allah’a itaat etmediğini itiraf ediyor; böylece hem Allah’a inandığını, hem de ona itaat etmediğini bir araya getirmek gibi bir safsataya düşüyordu. Devrin Başbakanı imzasıyla hem «Büyük Doğu»ya, hem de bütün dergi ve gazetelere şu tamim gelmişti: «Allah ve ahlâktan bahsetmek yasaktır!» Profösörler meclisinde bu tamimi gören bir Fransız profesör, bize «Tarih boyunca hiçbir rejim bu kadar alçalmamıştır!» demişti. Evet; hocalıktan koğulduk, zindan yerine askere alındık ve ciğerimiz bir gözyaşı süngeri, eski hocamız Ahmet Hamdi Akseki’yi, hazır Ankara’ya gelmişken ziyaret edelim, dedik. O zamanlar Diyanet İşleri, Ulus tarafında, Bankalar Caddesi’nde, refahlı bir aileye bile yetmeyecek, kümese benzer bir apartman dairesindedir; Aksekili Hoca da, Türkiye Cumhuriyeti Diyanet İşleri Başkanlığı, Başkan Yardımcısıdır. Başkan da Şerafettin Yaltakaya adında, gerçek bir din adamına ait her vasfın dışında biri... Onunla ilk temas vaziyetimi biraz sonra anlatacağım. Aksekili, eski talebesini, kollarını açarak iştiyakla karşıladı ve bana saatlerce dert yandı. Birden o kadar fenalaştım ki, kendisine edep dışı bir lâf ettim: «Hocam, sen bu makamda oturacağın yerde sırtına
K o n u ş m a ihtiyacı
kendilerine bile itiraf edemedikleri şeyleri birbirlerine anlatıyordu bu iki yalnız insan, oysa birbirlerini doğru dürüst tanımıyorlardı bile.
Sayfa 19
Edebiyat
Kırkını geçmiş insanların tecrübelerine sahip olduğuma inanıyordum, fakat hala Nüzhet'e aşık olduğumu kendime itiraf edemeyecek kadar çocuktum.
Ötüken Neşriyat·Kitabı okudu
Alıntı