• Ben de sıkıntılı hastalığımdan ve hapsimden razı oldum. "Çünkü benim gibi kabir kapısında bir biçareye, gafletle geçebilir bir saatini on adet ibadet saatleri yapmak büyük kârdır" diye şükreyledim.
  • Duayı âdet eyleme, ibadet eyle.
  • Duayı âdet eyleme, ibadet eyle.
    Serdar Tuncer
    Sayfa 76 - Profil Kitap Yayınları
  • Ey karanlık geceyi uykuda geçiren mümin! Dua zamanı geldi; haydi, kalk! Ey kötülük etmeyi âdet edinmiş nefis; ibadet etme, iyilik etme zamanı geldi!
  • - TÜRK OLMIYAN MÜSLÜMAN KAVİMLERİN
    AYRILMAGA BAŞLAMALARI
    a) Arabistan kavimleri: Vehhabi hareketi - Osmanlı memleketlerinde XIX. asır iptidalarında başlıyan milli hareketlerden bahsedilirken, garp müverrihlerine tebaan yal­nız hıristiyan kavimlerin milli hareketleri kale alınmak, muasır müverrihlerimizce bir adet olmuştur. Lakin XVIII. asır sonlarında ve XIX. asır başlarında, islam kavimleri ara­sında dahi, mahiyetleri tetkik edilirse milli sayılacak hareket­ler vardır. Mesela Vehhabi hareketi zannımızca milli bir Arap hareketidir; bugünkü neticeleri de, bu noktai nazarımızın haklı olduğunu ispat eder. Umumiyetle Vehhabi hareketi, o
    zaman hakim olan İslam telakkisini protesto ederek başlıyan sırf dini bir kıyam mahiyetinde telakki edilir. Zahiren bu doğrudur; fakat Sırp ve Yunan hareketleri de o hareketlere
    iştirak edenlerin azim ekseriyeti nazara alınırsa, islam haki­miyetine karşı kıyam eden ve hıristiyanlığı galip getirmek is­tiyen dini hareketler addedilmek Iazımgelir. Vehhabi hareketi, mezhebi ve dini esaslara istinaden, Türk hakimiyetini tanı­mamak ve Arabistanda bir Arap devleti tesis etmek gayesini istihdaf etmiş ve hareketin iptidalarında bile bir müddet için buna muvaffak olmuştur. Vakıa üzerlerine sevkolunan Os­manlı ve Mısır askerlerinin tazyikı ile Vehhabilerin hakimiyet havzaları tahdit edilebilmişti; bununlaberaber Arap memle­ketlerinin Osmanlı imparatorluğundan ayrıldığı XX. asra kadar, yani bir buçuk asırdan fazla bir zaman, Vehhabilik Necid sahrasında mevcudiyetini muhafaza etmiş ve nihayet XX. asrın ikinci rub'unda Mekke ve Medineye sahip olarak, "Hicaz Kırallığını ele geçirmiştir. Vehhabiliğin dini nazariyeleri ve siyasi faaliyetleri hakkın­da bazı membalar vardır. Biz bu mezhebin orijinal eserlerini bulup tetkik edemedik, ancak Hollandalı Müsteşrik Müverrih R. Dozy'nin "Essai sur l'histoire de lIslamisme,, adlı eserileri][ Macarlı Müsteşrik ]. Goldeziher'in "Die Religion des Islams namındaki eserinden, ve bu hareketi çok tafsil ile anlatan Cevdet Paşanın tarihinden istifade ettik. Avrupalı iki alim, Vehhabi mezhebini bitarafane tahlil ediyorlarsa da, an'anevi Sünniliğe çok merbut görünmek istemiyen Cevdet Paşa Sün­nilik taassubu ile Vehhabiliği tenkide ve iptale uğraştığından yazıları bitaraf sayılamaz. Bu membaların verdiği malllmata göre Necid'in garbında vaki El-Huta da Temim kabilesinden dünyaya gelen Abdül­vehhab, bir müddet Medinede tahsili ilmettikten sonra islam aleminin başka medreselerini de dolaşarak malumatını arttırmış ve nihayet mütalea ve müşahedelerine istinaden, İslamın temelinden bozulmuş olduğuna hükmetmiştir. Bu­nun üzerine Abdülvehhab, islamı evveldeki saflığına irca etmek için çalışmağa karar verdi; ve dersler ile, vaızlar ile fi­kirlerini neşre koyuldu. Abdülvehhabın tetkik ve tetebbüler ile vasıl olduğu netice, tamamen orijinal değildir: Daha XIV. asrın başlarında Suriye ulemasından ibni Teymiye, islamın bozulduğuna dair müşahedelerine müstenit eserler yazmıştı fakat davaları, islam uleması arasında mevcut fikri vahdete mugayir olan bu zat, hapsedilmiş ve 1327 senesi hapisa­nede ölmüştü. Bununla beraber, ibni Teymiye'nin tabilerin­den olan İbni Kayyım adlı diğer bir alim de, ayni vadide bazı eserler neşretmişti. Abdülvehhab, bu aIimlere istinaden siste­mini kurmuş ve fikirlerini neşr ve tamime başlamıştır. İşte bu sistem Vehhabi mezhebi diye maruf olmuştur. Vehhabi mezhebinin en esaslı akidesi şu idi : İnsanların kabirlerine ibadet edilemez; velev peygamber bile olsa. Bu esasa binaen, Vehhabiler nazarında paygamber Hazreti Mu­hammedin kabrine gösterilen hürmet adeta perestistir, şirktir. Peygamberin kabrine hürmet şirk olunca, başka embiya, es­hap ve evliya sayılanların kabirlerine türbeler inşa etmek,
    bunları süslemek ve ziyaret etmek te evleviyetle şirk olur. Veh­habller, evvela kendi memleketlerinde bulunan eshabı resulün kabirlerini yıkarak işe giriştiler. Vehhabilik bu "Ziyareti Ku­bur,, müşrikliğinden başka, süsü, tekellüfü, tütün ve kahve gibi mükeyyefatı da şiddetle menediyordu. En sade elbiseler
    giyip, en iptidai çadırlarda oturmağı, yemek yerken çatal şöyle dursun, kaşık bile kullanmamağı emrediyordu. Müver­
    rih Dozy, Vehhablieri protestanlığın put kırıcılarına benzetir. Vehhabi mezhebinin çıktığı sıralarda, müslüman devletle­
    rinin en kuvvetli, en zengin ve en muhteşemi Osmanlı salta­natı idi. Vehhabllerin oturdukları memleket, Necid de resmen Osmanlı imparatorluğu aksamından sayılıyordu. Osmanlı sultanları, Mekke ve Medineyi çok süslemişler, Peygamberin kabrine birtakım kıymetli elmas vesair taşlar takmışlar, her iki mubarek beldenin mukaddes makamlarına altından,
    gümüşten tezyinat yaptırmışlardı. Vehhabiler, sultanların din­darlık diye yaptıkları bu işleri, müşriklik sayıyorlar, Osman­lılara husumet hissi besliyorlar ve Osmanlıların hakimiyetini Arap yarımadasından kaldırmak gayesini güdüyorlardı.
  • 180 syf.
    ·1 günde·Beğendi·10/10
    İbn Fazlan: Türkler İslam’la tanışmadan Türklerle tanışan ve onları anlatan ilk Arap seyyahlarındandır. İslam bize ne kazandırdı, ne kaybettirdi? görmek ve İslam öncesi Türk örf, adet ve töresini anlamak için bu kitapla kıyaslanabilecek bir kitapla henüz ben tanışmadım.
    Sıkmadan okunabilecek, sürükleyici bir kitap.
    İbn Fazlan: “Türkler yolunu kaybetmiş eşekler gibidirler. Bir dine inanamaz, hiçbir şeye ibadet etmezler, işlerinde akıllarına başvururlar.” Diyor. Fakat Aynı bu günkü Araplar ile Araplaşan milletler gibi, Fazlan'da "akla başvurmayı" övmesi gerekirken “yolunu kaybetmek” ve “eşeklik” olarak yorumluyor maalesef.
  • A) Etimoloji ve Tarifler. Dil âlimleri, din kelimesinin Arapça deyn kökünden masdar veya isim olduğunu kabul ederler. Cevherî dinin “âdet, durum; ceza, mükâfat; itaat” şeklinde başlıca üç anlamını verir ve terim olarak dinin bu son anlamdan geldiğini belirtir (es-Sıhâh, “dyn” md.). Râgıb el-İsfahânî sadece “itaat” ve “ceza” (karşılık) anlamlarını kaydetmiştir (el-Müfredât, “dyn” md.). İbn Manzûr bunlara “hesap” ve “İslâm”ı da eklemiş, ayrıca deynin masdar, dinin isim olduğu yolundaki bir görüşü aktarmıştır (Lisânü’l-ʿArab, “dyn” md.). Zebîdî, âyet ve hadisler yanında Arap şiirinden aldığı çeşitli örneklere dayanarak din kelimesinin yirminin üzerinde anlamını ve terim olarak iki ayrı mânasını zikreder (Tâcü’l-ʿarûs, “dyn” md.). Mütercim Âsım Efendi ise dinin otuzu aşkın anlamından söz etmiştir. Bunlardan dinin terim anlamını yakından ilgilendirenler şunlardır: Ceza ve karşılık, İslâm, örf ve âdet, zül ve inkıyad, hesap, hâkimiyet ve galibiyet, saltanat ve mülkiyet, hüküm ve ferman, makbul ibadet, millet, şeriat, itaat (Kāmûs Tercümesi, “dyn” md.).

    maddenin tamamı için

    https://islamansiklopedisi.org.tr/din#1-genel-olarak-din