İçkinlik düzleminin -yani bu dünyaya içkin, bu dünyanın içerisinde olanın ve aşkınsal olmayanın- içerisinden dışarı çıkmamaya biat etmiş bir tanrıtanımazın, batıl inançlara alternatif olarak ve onlarla mücadele edebilmek adına dört elle sarıldığı nedenselliğin, yani doğa yasalarının, yani bilimsel paradigmalarının; tüm bunları kabul etmenin ve aşkınsal olan her şeyi dışlayarak yalnızca onları tanımanın, onlara inanmanın, tüm bunlar Tanrı’nın kendisini ifade ettiği için, Tanrı’nın kendisine inanmaktan neredeyse farksız olduğunu öne sürceğiz.
Hepimize olur: Bazen mantıkla düşünüyorum diye haftalar, yıllar boyunca hayal kurduktan sonra, bir gün bir şey görürüz, bir yüz, bir elbise, mutlu bir insan ve bir anda hayallerimizin gerçekleşmeyeceğini, mesela o kızı bize hiç vermeyeceklerini, mesela filanca mevkiye hiç getirilmeyeceğimizi anlayıveririz.
Ben-Yehuda, Filistin topraklarına adım attığı andan itibaren evinde sadece İbranice konuşulmasını şart koşmuştu. Çocuğuna modern dünyada İbranice ilk kelimeleri öğreten baba olarak, bir dilin laboratuvarda değil, evde, çarşıda ve hayatın tam içinde dirileceğini kanıtladı.
Dil varsa, millet vardı; dil yoksa, coğrafya da yoktu...