De ki :
“Eğer babalarınız , oğullarınız, kardeşleriniz , eşleriniz , kabileniz, kazandığınız mallar , durgun gitmesinden korktuğunuz bir ticaret ve hoşlandığınız evler , size Allah’tan, Resülünden ve O’nun yolundaki cihaddan daha sevimli ise artık Allah’ın ( azap) emri gelinceye kadar bekleyin . Allah , fâsıklar toplumunu doğru yola eriştirmez.
Tövbe/24
Kendilerini fakir ve hakir görmekte zevk alan zevât-ı âliye gibi değil, belki olduğu gibi görünmek isteyen ve "talebem, kardeşim, biraderzadem" ünvanlarıyla taltif buyurduğunuz bendeniz, hakikatte mânen düşkün bir vaziyette ve cidden duanıza muhtaç bir haldeyim.
...
İşte, hiç ender hiç olan bu talebeniz de, yine lütuf ve fazl ve inâyet-i İlâhî ile bu âli memuriyetini ifâ eden aziz ve muhterem hocasına ve Hazret-i Kur'ân hesabına pek cüz'î bir hademelik yaptırılmıştır. Bundan dolayı ne kadar şükretsem azdır; fahre zerre kadar hakkım yoktur.
Belki şu hademelikte yapmış olmaklığım muhtemel hatîât ve kusurattan dolayı affımı niyaz ve istirham ediyorum. Fena şahsiyetimi târif eylemekliğim gerçi mânâsızdır. Fakat mürâsele ve mülâkatta bu babda pek çok büyük iltifatlarınızı gördüğümden mütehassıl hicap
sevkiyle ufak bir tasdîde bulundum...
...namaza lâyık değiliz Allah'ım ama affına sığınarak emri yerine getirmeye çalışıyorum." hissi. Ölçüye uygunluk zannedilen yerde bile Allah'a havale şuuru. Tamam, yaptım, oldu yok.
Adem niçin bu hâlini hatırladı? Söyledikleri arasında pek çoğunun, "ne demek namaz değil? İşte İslâmı yaşıyoruz." gibi baktığı ve âdeta namaz kılmamanın mazeretine zemin sandığı, hatta ve hatta "ne yani, namaz mı kılmayalım?" gibilerden gözlerinin bulandığı, gözleri bulandıran sözleri, aynıyla "Sevgili"nin ağzından dökülüyor:
Bizimki de namaz mı? Affet Allah'ım affet! Af, af, af. Bugün Ahmet bey söyledi. İmam-ı Rabbani'nin Mektubatında görmüş: "İnsan namaz kıldıktan sonra, suç işlemiş gibi bir hâle düşer." Hep af Allah'tan, hep af isteyelim. Bir de bizim namazımızı düşün!
Ve ilave etti:
- Aman namazını kıl!...
Bir zât, bir bîçareyi, bir minarenin başına çıkarıyor. Minarenin her basamağında ayrı ayrı birer ihsan, birer hediye veriyor. Tam minarenin başında da en büyük bir hediyeyi veriyor. O mütenevvi hediyelere karşı ondan teşekkür ve minnetdarlık istediği halde; o hırçın adam, bütün o basamaklarda gördüğü hediyeleri unutup veyahud hiçe sayıp şükretmeyerek yukarıya bakar. Keşke bu minare daha uzun olsaydı, daha yukarıya çıksaydım, ne için o dağ gibi veyahud öteki minare gibi çok yüksek değil deyip şekvaya başlarsa, ne kadar bir küfran-ı nimettir, bir haksızlıktır.
"Eğer dönersen eyvallah ama yaşarsan... Büyük sıkıntı. Eğer yaşarsan ve bana olan aşkın ihanetimden büyük gelirse bul beni , Sipahi ! Beni kalbinden afff etdiyin gün bil ki ben de seni aff etmişimdir. Bu güne dek yaktığın kadar yakacağımı her ikimiz de biliyorduk..