Her şey aydınlık, her şey rahattır. Yalnız hepsinin yüzünde garip bir can sıkıntısı ifadesi vardır. Elle tutulamayacak kadar ince, asla yırtılmayacak kadar sağlam bir ağ halinde onları saran bu can sıkıntısı, biraz dikkat edince, kahkahalarda boş bir çınlama, gözlerde soğuk bir alakasızlık halinde kendini gösterir.
Ekin çok ağladı, bana çok güvendiğini ve nasıl bu gü veni boşa çıkarabildiğimi söyledi.
Oreo bebekliğinden beri onunla berabermiş ve ben onun en yakın dostunu kaybetmişim. Öldüğünü öğrenseydi daha kötü hissedeceğini bildiğimden sustum ve benden nefret etmesine izin verdim.
Sonra da bir daha onu görmedim..
İki gün önce taktığı mor taşlı tokalarını o gün de takmıştı ve ağ-layıp kendini harap ederken tokalardan birini arka bahçede düşürmüştü. Mor taşlı tokasını o gittikten sonra Oreo'nun arka bahçedeki mezarına gömdüm. Belki bir gün tekrar karşılaşırlardı.
Annesine eskiden olduğu gibi, aynı ses tonuyla, bildik ayak seslerine uyanacağını ümit ederek iyi akşamlar demiş, ama uzaktaki bir arabanın homurtusu dışında kendisine cevap veren olmamıştı. Saçma, diye düşündü, belki de gülünç bir tesadüftü. Ama yine de, yatağa girmeye hazırlanırken içinde acı bir izlenim, adeta eski sevginin azalmış olduğuna, ikisi arasında zaman ve uzaklığın yavaş yavaş ayırıcı bir ağ ördüğüne ilişkin bir duygu vardı…