Ekranıma koyulan bir bir gülücük…
Hayat bu gülücük gibi yuvarlak, güler yüzlü. Ancak bu kadar. Varım ama yuvarlağın ücra köşelerinde. Sürekli ortalara itiliyorum, olamıyorum işte. Ne kadar anlamsız ,kelimelerin bulunamayışında.
Dimdik duran, tok bir sesle iyi misin diye soran o kıza yine iyiyim demek istiyorum.
Sana uygun değil diyen ablaya uygun değilmiş,haklıydın demek istiyorum.
Yapamazsın,düşünemezsin,konuşamazsın diyenlere evet demek istiyorum. Bu kadar öngörü olamaz,bu kadar bilinemez.
Yeniliyorum,anlamadığım savaşta.
Gülümsemelere inanmıyorum,sözlere ,bakışlara inanmıyorum.
Bana bakmanızı istemiyorum. Diyorum haklıydınız.
Sizin gibi olamıyorum,mantık demeyin ,gerçekçi bakmayın artık.
Gerçekçi olmayın lütfen.
Kim öğretti size gerçeği.
Konuşmayın ya ne olur.
Böyleydi şöyleydi demeyin,sorgulamayın.
Kim öğretti size soruları
Ben de sorardım bilmeden,sorardım sorardım
Sorulardan zehirlendim.
Işığı olmayan yıldızım.
Parla artık .
Yatağımın baş ucuna çizdim ya seni,parlamanı bekleyerek.
Kahkahalar.
Senin kahkaların bunlar.
Siz ,sen,o. Hepiniz bir bütün asitsiniz.
Kızaran tenimden anlıyorum, çokluğunuzdan, mutluluğunuzdan anlıyorum.
Küçültücü bakışınız. Bakmayışınız.
Her şey yanlışlıklı lakin doğruluklu yanları da eridi bu fokurdayışta.
Vereceğim hiçbir şey yok sana, bir düşünce yok çünkü hepsini fokurtuda kaybettim, bir soru yok çünkü demiştim zehirlenerek öldüm ben.
Bir ölünün görülmeyişe sitemi gibi bir şey bu.
Su.
Boğulmak da dedim ya bana bir insanın boğularak ölemeyeceğini anlattın hemen.
Düşmek dedim düşülemeyeceğini anlattın.