• Dizelerini kaybetmiş bir şiir gibi anlam arıyorsun hayattan.
    Ahh ! Sylvia
    Vazgeç artık..
  • Birinden hiçbir şey beklemeyince asla düşkirikligina uğramaz insan .
  • Ben herkesle elimden geldiğince derinlemesine konuşmak istiyorum. Açık bir arazide uyuyabilmek, Batı'ya seyehat edebilmek, geceleri özgürce yürüyebilmek istiyorum.
    Sylvia Plath
    Sayfa 50 - Kırmızı Kedi Yayınevi-5. Baskı
  •     "Kaparım gözlerimi... Ve ölüme düşer tüm dünya"

    Sevgili Şiir Hocam Yusuf Eradam sayesinde tanıştım Sylvia'yla. Emily Dickinson, A. Tennyson, W. Blake, W. Butler Yeats ve diğerleriyle... Gotik öykülerinden tanıdığım ama canı isterse nasıl da katran karası şiirler yazabileceğini öğrendiğim Poe'yla. Ve.. ve Bay İkarus'la... Anladım ki şiir, şiirden öte bir şeymiş. Anladım ki, dizelerde durduğu gibi durmuyormuş.

    Kitabı elime alınca fark ettim özlediğimi. Özellikle Yusuf Hocamın o şefkatli ve hünerli elleri değmiş _ ki zordur şiir çevirmek, öyle de cebelleşirsin, yeni bir şiir yazmaktan beterdir. Hatırlıyorum da, üniversite hayatımda tek alttan aldığım dersti Şiir İnceleme. Ne kadar trajik değil mi? Hani iyiydim şiirde... Tamam hocam, buradan itiraf ediyorum. Kimseler bilmez. Bilinçliydi o, dalgasını geçtim satırların ve dizelerin. Çünkü en yakınımdakilere bile belli etmediğim sancılarım vardı. Çünkü daha, Bay İkarus'a anlatacağım çok şey vardı.
    Bilmiyordu ki... Benim de, düşlerim bal mumundandı.

    Ahh Sevgili İkarus... Gidip de sıcak şarap içmek vardı şimdi. Aynı tadı verir mi? Garip bir 'Ölü Ozanlar Derneği'ydi devrimiz. Yeniden şahlanır mı?

    Bütün bunları anlattım. Anlattım çünkü size bir sır daha vereceğim. Bugün size, 'Kadın ve Şiir'den bahsedeceğim. Siz adına 'Kadın ve Erkek' diyin.

    Sylvia... Herkesin manik-depresif hastalığıyla ve garip intiharıyla tanıdığı, belki de meraktan ve acıdığı için okuduğu kadın şair. Ama o işler öyle değil tabii.
    Kimdi peki Sylvia? Kadındı, anneydi, küçükken babasız kalmış bir kız ve kocasının karısıydı. Azıcık deli ve asiydi. Arada dedi ki, ben şiir de yazabiliyorum. Görmüyor musunuz? Güzel güzel şiirlerim var.
    Orada dur dediler, bir adım geriden gel.

    Hocamın güzel bir tespiti var; Sylvia'nın tek hatası oldu, o da evlenmek. Doğruydu. Hem de kendisi gibi bir şairle. Niye peki? Yazmaya başladı mı kadın, iktidara koşar derler. Ve bundan en aklı başında bir erkek bile rahatsız olur. Kadın dediğin, arkadan gelmelidir.

    Derler ki, Ted Hudges ile doğmuştur Sylvia. Halbuki bir kadından doğabilir bir kadın. Ya da kendinden...
    Ted'ten önce de şairdi Sylvia. Çocukken de yazardı. Kadınken de... Ted'le aşık atmasına gerek yoktu. Gizdökümcü şiirin ustalarındandı. Matematiksel bir dil kullanırdı şiirlerinde. (Bakınız klasik "metaphors" şiiri) Onun şiirleri duygusal ve ölüm kokan şiirler olarak okunmamalıdır. Sadece yaşadıkları yoktur. İmgeler vardır mesela akla ziyan.
    Ted'in bir şiirini dahi okumadım ama Sylvia üzerine fakültelerde doktora yapılır, doçentlik tezi bitirilir.  Zaten Ted Hudges da Sylvia'nın ölümünden sonra çocuk kitaplarına sarmıştır, 30 yıl bir şey yaratamamıştır. Sylvia'nın hayranları intiharı konusunda onu suçlar genelde ama öyle de düşünmemek lazım. Belki de adam lanetliydi çünkü Sylvia'yı aldattığı sevgilisi de Sylvia'dan olan oğlu da intihar etmiştir.
    Sylvia için de intihar kaçınılmaz son olacaktı bu hastalıkta. Ama Ted'in de hataları yok muydu? Şöyle bir gerçeklik vardır ki; Nilgün Marmara'nın da tezinde belirttiği gibi, çocukken babası tarafından, kadınken de kocası tarafından yalnız bırakılmıştı Sylvia.
    Özgürlüğü bir fırının içinde aradı. Kendince ulaştı belki ama ölümünden sonra dahi kurtulamadı esir olmaktan. Ted, sadece bir günlüğünün basılmasına izin verdi, diğer günlükler yok edildi. Sırça Fanus harici yazdığı bir kitabı daha vardı 'sakıncalı' diye o da yok edildi. Ariel ve Seçme Şiirler kitabı Ted'in istediği sırada ve onun seçtiği şiirlerin araya sıkıştırılmasıyla basıldı. Yusuf Hocam, bu konuda duyarlı davranmış ve Sylvia'nın kendi dizdiği sıraya göre çevirip yayına vermiş. Bunun için de herkesten bir yanak alırım demiş. Bense kocaman sarılıyorum.

    Ve son olarak soruyorum size:
    Daha kaç parçaya bölünebilir bir kadın?
    Ve o parçalardan tekrar doğabilir mi?

    Ve sen Sylvia... Vakti gelmedi mi artık, vedalaşmanın? Nakliyeciler dolaşıyor son günlerde içimde. Boşaltıyorum tek tek odaları. Düzeliyorum sanırım. Çok uzun zamanımı aldın. Bu süreçte yalnız başıma çıktığım çok uzun yolculuklarım oldu benim. Yan koltukta oturanım olmadı hiç. Gelip tüm karanlığınla, sen çöreklendin oraya Sylvia.
    Konuştun, konuştun, söyledin. Söylendim. Süratli bir çarpma etkisi yetecekti. Olmadı... Arka koltukta taşıdığım umuda tutundum Sylvia.

    Daha yeni... Ruhumun duvarlarına ördüğün örümcek ağlarını, tel fırçalarla temizledim.

    O yüzden, artık gitmeme izin ver. Burda ayrılalım. Bir daha kesişmesin yollarımız. Çıkma ıssız sokaklarda karşıma.
    O güzel gülüşünü de al ve uzaklaş. Uzaklaş ki benim de güzel gülüşlerim olsun.
    Tam da burda ... Vedalaşalım.

             "Galiba... Seni kafamda yarattım ben."


    * BONUS:
    - Sırça Fanus' a yaptığım incelemem:
    #20960084

    - Yusuf Hocam'ın Sylvia ve Şiir üzerine yazdığı makalesi:
    http://www.yusuferadam.com/susma.html
    Okuyun, okutun. Hayatı tamamen sanat ve kültür üzerine kurulu bir adam Yusuf Eradam Dili sivridir, aldırmayın.

    - Bu kitapta yok maalesef ama en sevdiğim şiiridir Sylvia'nın. "Mad Girl's Love Song" Sizinle paylaşmak istedim. Notaya dökülmüş hali ve Türkçe çevirisiyle... İyi dinlemeler.
    https://youtu.be/_uN3B0csdVg
  • Kocam ve çocuğum gülümsüyor aile fotoğrafından;
    Tenime takılıp kalıyor gülümsemeleri, gülümseyen küçük kancalar.
    Sylvia Plath
    Sayfa 16 - Kırmız Kedi Yayınları, Çeviri: Yusuf Eradam, o meşhur "Tulips" / "Laleler" şiirinden