”Batı ülkelerine benzeyen yeni Türk toplumu, düşünce ve davranışları büyük ölçüde geleneksel otoriter kültür değerleri içinde biçimlenmiş insanlar tarafından yönetilmektedir. Halkın sosyal yaşamına anlam veren kaynak, otoriter kültürdür. Ne var ki çocuklar aile ortamında geleneksel değerlerle yetiştirilirken, okullarda çağdaş uygarlığın değerleri programlara konur; çağdaş değerleri öğretmesi beklenen öğretmen, çoğu kere, bu değerleri otoriter kültür yöntemleriyle öğretme çabası içindedir.”
Tek bir anıdan müteşekkil olamaz, bu küçük aşamalarla gerçekleşen bir şey. Tuhaf, küçük değişiklikler, farkına bile varılmayan detaylar. Fakat mutlaka bir başlangıç noktası olmalı, aniden sıçrayan bir mesafe. Aile ve çocuk arasında bir uçurum. Bu uçurum bir kez oluştu mu kopuş sadece devam eder. Çünkü en başından yoktur, değil mi? Yoksa var mıdır?
Kadındaki aslî vasıflar, onun aile yuvasındaki hanımefendilik ve annelik vazifelerine uygundur. O; ailenin eve dair vazifelerini deruhte edecek, evlâtlarını dünyaya getirecek, duâlarla besleyecek ve takva ile, güzel ahlâk ile yetiştirecektir. Erkek ne kadar fiziki ve rûhî olarak, dış dünya vazifelerine uygun yaratılmışsa, kadın da o kadar iç âleme uygun bir yaratılıştadır.
Bu sebeplerle sâliha hanımın ve annenin dînimizdeki mevkii çok yüksektir.
Evlenmek, bir aile kurmak, doğmak isteyen bütün çocukları kabullenmek, bu güvenilmez dünyada onları var etmek ve hatta biraz da yol göstermek benim inancıma göre bir insanın ulaşabileceği en yüksek noktadır