Ne çektin be Osman
7/10
·129 syf.·
2025 140. kitabı
Hikaye uzun değildi de hikayenin hikâyesi çok uzundu be Osman;) Ana karakter hanımefendinin ayrılık sonrası Osman’a yazdığı mektuplardan oluşan öykü dizisinde Osman, yazarın önceki metinlerinde de yer almış ve okurun zihninde bir “anti-kahraman” figürüne dönüşen bir karakter olmayı tercih etmiştir. Genellikle kadın perspektifinden konuşulur. Kadınların duygusal yükleri, ilişkilerdeki kırılganlıkları ve dirençleri, kitabın iç sesi halinde ilerler. Osman, bazen bir sevgili, bazen bir arkadaş, bazen de bir hatıranın temsilcisi olmuştur. Kısacası hayatın içindeki insani kırılmaların, kayıpların ve tesadüflerin ortak adıdır hikâyesi uzun olmamasi gereken Osman;). Aynı zamanda Osman, bir kişi olduğu kadar bir zamanın da temsilidir. Hangi zaman... hangi aitsiz zaman... Ana karakter geçmişe bir kürek çekerek hatıralar arasında dolaşır ve yâd ederek hikâyeyi biraz daha solgunlaştırır, bazen de geçmişi yeniden kurarak kendini iyileştirir. En azından öyle zanneder. Mektuplar boyunca bir ayrılmak, bir barışmak istediğini söyler. Artık bir yerde Osman'a hak vermeye başlamıştım. Aboww bu ne! Hatun ikizler burcu sanki mübarek :)) bi öylee bi böyleee. Hayır o kadar yerinde durmuyor ki. Bu yerinde duramayan gelgitler, zaman içerisinde özleme ve ardından bir kabullenişe dönüşmekten başka bir yol da çizemez. Yazar, anlatım olarak gündelik dilden beslenmiş ve bunun yanında bu süreç için en azından biraz olsun o kırgınlığı gidermek adına mizahi tonu da eksik etmemiş. Hüzün yan yana yürürken, kısa cümleler, konuşma diline yakın anlatım ve duygusal ritim, metinlere samimiyet hız kazandırır sayfanın ara sokaklarına. Osman karakteri üzerinden insanın hayatta tutunma formülleri, sevmenin ve kaybetmenin sıradan ama yakıcı kapsülüyle verilir. Balboa, hüzünlü olayları bile ironik bir dille
İnceleme
Bu Hikâye Senden Uzun OsmanAylin Balboa · İletişim Yayıncılık · 202213,6bin okunma
Puan vermedi·168 syf.·
2025 194. kitabı
.Türk edebiyatının 1950 kuşağı yazarlarındandır. Eserlerinde orta sınıf ahlakını, bireyleşmeyi, bireyin iç dünyasındaki psikanalitik derinliği ve kadın-erkek ilişkilerini ele aldı; söz dizimi kurallarını değiştirdi; "Leylâ işaretleri" dediği kendine özgü bir noktalama işareti sistemi, yeni uygulamış usta kelem , Türk yazardır Leyla Erbil Leylâ Erbil’le, Kalan romanını yazdığı dönem tesadüfen tanışan ve bu kısa görüşmenin etkisinden uzun süre çıkamayan, doktora tezi için buradan ilmekler yakalayan Burcu Şahin, aitsiz kimlikler etrafında bir tema örmeye başlar. Erbil’in karakterlerinin ve meydan okuma yöntemlerinin Foucault’dan yola çıkarak derin analizini yapar. Romanlardaki kendilik pratiklerini, öznellik, sorumluluk, erdem, hafıza ve kimlik gibi birçok farklı açıdan irdeler. Nietzsche’nin “Bir kafa ne denli doğruya dayanabilir, ne denli doğruyu göze alabilir?” sorusuna cevap gibidir Leylâ Erbil’in yazın dünyası. Leylâ Erbil’de kendini betimlemenin, kendine bakmanın, eleştirmenin, itirafın hermeneutik rolüyle kendi kendinin yorumbilimcisi olmanın, daima yüzleşmenin ve parrhêsiastês olarak yaşamanın yüceliğiyle kurulu bir hayatın yazısı okunur. Leylâ Erbil, bireysel anlamda adalet sağlamanın yolunu, kendiliği üzerine düşünerek oluşturur ve yazısını bu yolda kurgular. Gerektiği anda konuşmanın erdemli yaşamakla, haysiyetle sarılı bir söylem biçimi olduğunun farkındadır. Leyla Erbil tıpkı kaleme aldığı kadın-yazarlar gibi kendiliğini inşa etmek için çabalamış, varlığı ile hayata karşı direnmiş bir yazar. Burcu Şahin de Kendi Heykelini Yontan Kadınlar Leylâ Erbil’in romanlarını “kendilik bilinci” açısından inceliyor ve satırlar arasında hem yazarın hem de yarattığı kadın karakterlerin verdiği mücadelelerin izini sürüyor. #Buyurun #OKUYUN Kendi Heykelini Yontan Kadınlar
Araştırma İnceleme Edebiyat
Kendi Heykelini Yontan KadınlarBurcu Şahin · Everest Yayınları · 20244 okunma
Reklam
10/10
·88 syf.··
Beğendi
·
2022 10. kitabı
"günlerini unutmayan giderek devleşen bir bilinç gibi; küllerimiz düşlerimiz ve karıncalarımız karışmış da olsa birbirine onlardan da değilsin sen, sen hiçbir yere ait değilsin, aitsiz kimliksin sen, "Aitsiz Kimlik!" "ya uymak ya yok olmak" öğüdüne kulak asmıyor görünsen de şu bilinmezlik, - sizlerin de (okurların) ayırdına çoktan varmış olacağınız biçimde -, akorsuz iki kalp taşıyan insana dönüştürmüştü seni! " "bir tek kalbine her şeye seyirci iki kalbin senin daha mı az yaralı diyorum ruhunu saran inleyen nağmelerle?.." Zenime'ydi adı. Asrın kadını adeta Zenime, Havva'dan bu yana bir kadının elinden çalınan milyonlarca zerresi hayatına rağmen, yurt dışında İslam'da humanizm dersleri vermiş, antik bir çağdan kalma bir kraliçe edasıyla ömrünün baharını geçirirken mor bir kaftanı sırtına geçirip bütün bu asırdan ve asrın ardının canına yandığı için kaçıp bırakmış Zenime. Yaşamış günahı ve sevabı, iyiliği ve kötülüğü, tinselliği ve maddeyi, geçmişi ve geleceği, hepsinin hesabını şimdi bir bir vermek kalmış ona, bir aynanın karşısında bekleyişin süslü imparatorluğunda yeniden gencecik bir kız henüz daha ilk aşkın tatlı sarhoşluğunda ve kırılganlığıyla ruhunda tazecik, tahtında gözleri ömrünün ufuk çizgisinde bütün bu hesaplaşmanın kesimini bir Mefistofelesvari cüce görüyor. Zenime cümbüşün gürültüsünü karıncaların fısıltısından duyuyor iliklerine kadar işleyen, esen rüzgar tüylerini ürpertiyor, talih kuşunun tüyleri gökten yağmur misali dökülüyor.
1000Kitap
CüceLeyla Erbil · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2019837 okunma
Bir yazar insana “iyi ki Türkçe biliyorum” dedirtir mi? Leyla Erbil dedirtir.
9/10
·88 syf.··
Beğendi
·
2022 15. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 03 Şubat 2022 19:53
Leyla Erbil’den okuduğum ikinci kitap. Yahu ben bu kadını nasıl daha önce okumadım serzenişlerine “iyi ki Türkçe biliyorum da Leyla Erbil okuyorum” sevinci karıştı. Bu kitap, aksi mi aksi bir kadının kaleminden, onlarca dilde “ben” nakaratıyla söylenen bir şarkı..Aynalarda kendini göremeyen kadınlar söylüyor şarkıyı..Ve Leyla Erbil, belki yazarken çok istediği için şu kırık bacaklı sallantılı düzeni yıkmayı, cümlelerini devire devire eşlik ediyor şarkıya. Buyurgan değil belki ama eli belinde satırlar döküyor avuçlarımıza. Avuçlarımız dolu dolu kalkıyoruz kitabın başından. Başkarakterimiz Zenime, “Hayatından bıkmış koltuklar, başeğmiş kapılar, baygın düşmüş eşikler ve isyana hazırlanan kitaplar..” la dolu bir evde, elinde hırçın, kışkırtıcı, sivri bir kalemle yazan bir yazar. Zenime’nin sayfalarında bodur şövalyeler, erkeklik organı biçiminde kılıçlar çizili. Bir savaşı tasvir ediyor Zenime bize. Avcı erkek, av kadın. Tanrı erkek, kul kadın. Yüce erkek, alçalmış, kıstırılmış, kapatılmış, sindirilmiş kadın. Tarihin en uzun ve en alçak savaşı. Zenîme’nin, kadının kimliğini bulamamasına, yok sayılmasına inat, birçok dil ve dinde ‘ben’ kelimesini nakarat gibi tekrarladığını görürüz. En’âm, ah’âm, es’em..Ben..Ben..Ne zor kendini bulamamak, nereye ait olduğunu bilememek. “Onlardan da değilsin sen, sen hiçbir yere ait değilsin, aitsiz kimliksin sen, “Aitsiz Kimlik!” der kendine Zenime. Sonra yine ekler: Ben. Kitabın en güçlü metaforu aynadır. Zenime aynada kendini göremez. “Baş eğmiştin bulantının sonuçlarına, sessiz sedasız, belleğinin bir gözünde saklı bireyi taşıyarak başlamıştın yeniden yaşamaya dünyamızda Pessoa gibi!” der. Sartre’nin Bulantı’sına ve Fernando Pessoa’ya gönderme yapar. Pessoa, ki Portekizce’de “hiç kimse” dir. Tıpkı Zenime’nin Türkçe’de “köksüz”
Edebiyat
CüceLeyla Erbil · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2019837 okunma
Dayanmak, direnmek, daha güzel bir gelecek için çabalamak!
10/10
·350 syf.··
2020 1. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 07 Ocak 2020 16:42
YouTube kitap kanalımda İtalyan Edebiyatı'na başlangıç yapabileceğiniz kitap önerilerimden bahsettim: ytbe.one/nTxrw0TosEg "Havlamak için yoluna çıkan her köpeği durduracak olursan, hedefine varamazsın." Miguel de Unamuno Yılmadan sürekli arkasından konuşulan Aeneas. Sırtında yükleri olan Aeneas. Hedefleri uğruna her şeyi göze alan ve yoluna çıkan köpeklere kulak asmayan Aeneas. Sahi kimdir bu Aeneas? Herkesin içinde bir Aeneas vardır. Ait olduğu yurdundan kovulmuş gibi hisseden ve dışarıda yürüdüğünde aitsiz bakışlarla insanlara bakan bir Aeneas'tır bu. Hedefleri vardır ve bunları gerçekleştirmek için pek çok şeyi göze almıştır. Sırtında taşıdığı yükler vardır. Gelecek kaygısı, vurdumduymaz olamamak, unutamamak, alışamamak, yaşadığı çağın ölesiye bilincinde olmak gibi özellikleriyle tanırız biz Aeneas'ı. Aeneas'ın hayatta önüne çıkan her şeye dediği 2 cümle vardır: "Dayanın, direnin. Daha güzel bir gelecek için çabalayın. Böyle dedi Aeneas, kaygılı yüzünde umut." (s. 33) Umutla ve dirençle daha güzel bir gelecek için çabalamak. Dayanmak ve başarısızlıklarına kader deyip geçmemek. Arkasından konuşulanlara aldırmadan hedeflerine dimdik ilerleyebilmek. Denemek, yenilmek ve sürekli bu döngüde hayatını hedeflerine adayabilmek vardır. Boş işlerle ve boş muhabbetlerle uğraşmaz Aeneas. Sırtında taşıdığı bir yük vardır Aeneas'ın. Destanda bu, babası olarak geçse bile, bizim de hepimizin sırtında taşıdığı çeşitli yükler vardır. Bir de bu yükü taşırken Aeneas'ın önüne çıkan pek çok engel vardır. İnsanlar sürekli arkasından konuşur Aeneas'ın. Yaptıklarıyla değil yapmadıklarıyla eleştirilir hale gelir Aeneas. Bulunduğu çağda anca hedeflerini somut ve görünür sunabildiği kadar var olabilen insanlardan biridir o da sadece. Bunun dışında
Edebiyat
AeneasVergilius · Payel Yayınları · 1996632 okunma
Puan vermedi·244 syf.··
2017 98. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 26 Ağustos 2017 09:16
İçimizde olamadıklarımız ya da olmak istediklerimiz birikiyor. Kaç tane "ben" var içimizde? Nasıl aramız içimizdeki o benlerle? Duyuyor muyuz seslerini? Yoksa susturuyor muyuz? Woolf, o sesi duyanlardan. İçindeki benleri Orlando'nun bedenine girip konuşturmuş, ete kemiğe bürümüş. Uyumsuz, aitsiz, asi, hatta cinsiyetsiz renkli bir kahraman Orlando. 400 yüzyıl farklı karakter ve cinsiyetle yaşamış, gezgin bir ruh. Bu ruhun karanlıklarını, zaaflarını, tutkularını okurken hiç sıkılmadım. Mizahi bir anlatımla kadının gözünden erkeği, erkeğin gözünden kadını, özellikle toplumun kadına biçtiği rolü güzel hicvetmiş. Yıllar öncesine göre kadına bakışın değişmediğini üzülerek okudum. Kitapta ağır basan konulardan biri de; yazarlar ve edebiyat üzerine olan eleştirilerin, gerçek hayattan yazarlar ve şairler kullanılarak hikâyeleştirildiği bölümler. Edebiyatçıları tiye aldığı bu bölümleri hak vererek okudum. Edebiyatı bu yüzden çok seviyorum. Başka türlü nasıl gerçekleşir bu yolculuk, bilmiyorum. Elindeki kitapla kendini yüzyıllar öncesinde kâh çingenelerin arasında kâh İngiliz asillerinin arasında yaşarken bulabiliyorsun; Woolf gibi kuvvetli kalemlerin sayesinde. Dış dünyadan, gerçeklerden soyutlamış gibi görünse de insanın içine doğru bir yolculuğa çıkarıyor okuduklarımız, iyiyse eğer. Bilinç akışının nimetlerinden sonuna kadar yararlanılmış kitapta. Yazarın düşüncelerini, hayallerini özgürce zaman, mekan, genel kabulleri gözetmeksizin coşkuyla hem son derece naif hem de sivri bir dille kaleme aldığı fantastik de sayılabilecek bir hikâye Orlando. Zaman ve nesneleri algılama konusundaki görüşlerini okurken Proust'la benzerlikler kurdum. Anlatım tekniği olarak başta zorlansam da "özyaşam öykücüsü"nün araya girip okura laf sokarak açıklama yapması gevezelik gibi gelse de;
OrlandoVirginia Woolf · İletişim Yayınları · 20212,130 okunma
Reklam