"Kim olduğumuz," dedi, konuşurken tahtadaki iki kelimenin altını çizerek. "Kim olduğumuz! Biz! Değil mi? Nasıl bir insansınız? En önemli şey bu değil midir? Bu, kendimize sürekli sormamız gereken bir soru değil mi? Ben nasıl bir insanım?"
"İçinizde okul kapısının yanındaki levhada ne yazdığını fark eden var mı? Kimse orada ne yazdığını okudu mu? Hiç kimse mi?"
Sınıfa bakındı ama kimse cevabı bilmiyordu.
Genelde bebekliğim hakkında konuşmaları hoşuma giderdi. Bazen küçük bir top gibi kıvrılmayı, bana sarılmalarını ve beni öpücüklere boğmalarını isterdim. Bebek olmayı, hiçbir şey bilmediğim zamanları özlüyordum. Ama o an havamda değildim.
Ama kötülüğün sebebini bulmaya çalışarak tırnaklarını kemirmeleri, kahkahadan kırılmama yol açıyor kardeşlerim. İyiliğin sebebini aradıkları yok, öyleyse niye tersini merak ediyorlar ki? Madem kimileri iyi insan olmayı seçiyor, madem bundan haz alıyorlar, onlara hayatta karışmam, kimse de bana karışmasın. Ama bana karışıyorlardı. Üstelik kötülük bireye özgüdür, sizlere, bana ve tek tabancalığımıza özgüdür ve bizleri yaratan bizim Tanrı’dır, hem de gururla ve keyifle yaratmıştır. Ama birey olmayan şeyler kötülüğe katlanamazlar, yani devlet ve yargıçlar ve okullar kötülüğe izin veremezler çünkü bireylere izin veremezler. Hem modern tarihimiz, bu büyük makinelerle savaşan cesur, küçük bireylerin öyküsü değil midir kardeşlerim? Bu konuda ciddiyim kardeşlerim. Ama yaptıklarımı sevdiğim için yapıyorum.