İhsan Oktay Anar'ın yazdığı, benim de kendisinden okuduğum 2.kitabı. Yazarın bütün kitaplarını okumayı planlıyorum. Çünkü bu kitabın sonunda kitabın kahramanlarından birinin de belirttiği gibi realist bir romandansa böyle hayal gücüne hitap eden ve kopya olmayan kitapları okumanın insana daha fazla şey katacağını düşünüyorum. Kitap sağlam bir zihin alıştırması yaptırmasının yanında yeni sözcükler de öğrenmenizi sağlıyor. Kelime köklerine ilginiz varsa bazen kitaptan uzaklaşıp bu sözcük buradan mı gelmiş diye küçük bir aydınlanma yaşatabiliyor.
Sabahattin Ali'yi ne zaman okusam biraz da bencillikle hüzünlenirim daha fazla eser meydana getirecek zaman bulamadığı için. "Acaba ara mı versem, yavaş yavaş mı okusam?" diye düşünürüm. Ana dilinde okuyabildiğim ve genelde anlattığı taşra hayatının bir kenarından tutabildiğim için şanslı addederim kendimi. Keşke ölüm onu bu kadar erken bulmasaydı da daha fazla bakabilseydi bu hayata, gördüğünü gönlü etkileyecek bir gözleme çeviren gözleriyle...Öncelikle bu eser de diğer eserleri gibi kalemiyle kendine hayran bırakıyor. Betimlemeleri ve benzetmeleri o kadar içine işliyor ki insanın ne anlattığından uzaklaşıp nasıl anlattığına yoğunlaşmak durumunda kalıyorsunuz. Her biri içinizde farklı bir yeri titreten aşk, yoksulluk, köy, memuriyet, temalı eserlerden oluşan on üç öykü. Ülkemizin insanının ne olduğunu, belki gözümüzün önünde duran göremediğimiz gerçekleri fark ettiriyor bizlere.
Palyaço 1.kişi ağzı ile yazılmış, olay sürükleyiciliği olmayan ama bunu derin ruh buhranlarını aktarmadaki başarısı ilen kapatan bir tahlil kitabı. Kitabı okurken J. D. Salinger in Çavdar Tarlasında Çocuklar ına benzettim. İkisinde de ailesiyle arası bozuk , aile bireylerinden birinin vefatından etkilenmiş, sevdiği ya da hoşlandığı kişi başka biriyle beraber olan bir ana karakter var. İkisi de aykırı kişiler. Birinde bir çocuk birinde bir yetişkin anlatılmış sadece.
Kitapta Marie tarafından terkedilmiş Hans Schneir'in iç dünyasına tanıklık ediyoruz. Kafasını fena bir şekilde Katolikliğe takmış olan Hans Marie'nin onu terkedişini buna bağlıyor ve Katolik düşünce ile ilgili her şeye bir savaş başlatıyor. Ünlü bir palyaço ve ailesi de zengin olduğu için iç çatışmaları haliyle eğlenceli ,siyasi bir yapıya dönüşüyor. Ben okurken keyif aldım ve din konusunda yeni fikirler geliştirdim.
Bir insanın kendini kumara kaptırması değil de bu uğurda kendini kandırması beni derinden etkiledi. Aşkına karşılık da bulmuşken dönüştüğü o içler acısı durum bana hiçbir zaman azı ya da çoğu olmaz ilkesini tekrar hatırlattı.
Hiç bitmeyen bir kovalamaca,yiğitlik var bu kitapta. Eşkiyalığın nasıl başladığı, niya başladığı da anlatılıyor. O devirleri anlatabilmek adına çok şey bulunuyor. Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçişte halkın ve zenginlerin bu sisteme geçişte yaşadıklarını buldum ben kitapta. Kısa,olay anlatan cümlelerle bezeli ama gerektiğinde betimlemenin hasını yapmış Yaşar Kemal. Hikaye kahramanlarının yaşadıklarını bölümlerin başında anlatarak gelmesi onların gözünden rahat bakabilmemizi sağladı olaylara.