(...) Felsefenin zaman zaman halk üzerinde korkunç bir tesiri olması ve dinin yerini alması, onun, dinin cevab verdiği sorulara cevab verebildiği anlamına gelmez. Nitekim bugün Batı’da görüyoruz: Felsefe, Hristiyanlığın bütün çıkış (akıl) yollarını kapatarak onu bir manastıra hapsedebildiği hâlde, dine olan ihtiyacı büsbütün ortadan kaldıramıyor ve sonuçta yerden yere vurduğu Hristiyanlıkla bir çeşit ortaklığa razı oluyor. Uzak Doğu felsefelerinin durumu da az çok budur… Bu durum, felsefenin, gerçekten “hikmet dostluğu” sıfatını hak etmediğini, altı kaval üstü şişhâne bir duruşu temsil ettiğini gösteriyor. Mutlak hakikate dayalı akıl verimi, ancak HİKEMİYAT’ta sözkonusu olabilir.
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Sayı 7, Temmuz 1997 Feyyaz Aksakal imzasıyla), ESKİ YUNANDA FELSEFE -I-.