TEDÂÎLER ve LÛGATÇE...
(...) Nehiy: Yasak etmek, yasaklamak. Dilbilgisinde emrin menfî şekli (Gelme! Gülme! gibi)… Menhî: Yapılması yasak olan şey… Münhî: Bildirilmiş, tebliğ edilmiş… Minhâ: Bundan, ondan… Minhâ: Hediye, bahşiş… Tedâisi: Allah’ın yasaklarının, O’nun tarafından, Mü’minlere bir hediye olarak bildirilmesi!… Nâhî: Nehyeden, yasak eden… Nâhı: Âlim… Nâhiye: Yan, taraf, kenar, civar. Küçük yer, bölge… Nâhû (Kürdçe): İşte, öyleyse, şöyle ki… Nahv: Yol, cihet, etraf, yön. Misâl. Mikdar. Kasd ve azmeylemek. Dilbilgisinde; kelimelerin birbirine rabt, izâfet ve amel eylemleriyle ilgili kaideleri içine alan ilim, sentaks… Nahvet: Kibir, gurur. Büyüklenme, azamet gösterme… Tedaisi: “Ben” diye bir üslûbla yazılmış haber!..
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Sayı 9, Nisan 1998), DANTE'NİN YOLCULUĞU -II- (İlâhî Komedyadan Tilki Günlüğüne)
Akademya Yazıları
Abdullah, “Kur'ân okuyan en zengin insandır" demiştir.
Sayfa 282 - İşaret yayınları İstanbul 2003·Kitabı okuyor
Reklam
ZÜMER Eğer Allah bir çocuk edinmek isteseydi, elbette yaratacağından, dileyeceğini seçecekti. Ama o bundan münezzehtir. O, tek ve kahredici olan Allah'tır. O, gökleri ve yeri hak ile yarattı, geceyi gündüzün üstüne sarıyor, gündüzü de gecenin üstüne sarıyor. Güneşi ve ay'ı emrine âmade kılmış, her biri belli bir süreye kadar akıp gitmektedir. İyi bil ki, çok güçlü ve çok bağışlayıcı olan ancak O'dur. O, sizi bir nefisten yarattı. Hem sonra onun eşini de ondan var etti. Sizin için yumuşak başlı hayvanlardan sekiz çift indirdi. Sizi analarınızın karınlarında üç karanlık içinde yaratılıştan yaratılışa yaratıp duruyor. İşte Rabbiniz Allah O'dur. Mülk O'nundur, O'ndan başka tanrı yoktur. O halde nasıl haktan çevrilirsiniz? Eğer inkâr ederseniz, şüphe yok ki Allah'ın size ihtiyacı yoktur. Bununla beraber kulları hesabına küfre razı olmaz. Eğer şükrederseniz sizin hesabınıza ona razı olur. Hiçbir günahkar da diğerinin günahını çekecek değildir. Sonra dönüşünüz, Rabbinizedir. O vakit, O size bütün yaptıklarınızı haber verecektir. Çünkü O, bütün kalplerin özünü bilir. İnsana bir sıkıntı dokunduğu zaman bütün gönlünü vererek Rabbine dua eder. Sonra kendisine tarafından bir nimet lütfettiği zaman da önceden O'na dua ettiği hali unutur da, yolundan sapıtmak için Allah'a ortaklar koşmaya başlar. Ey Muhammed! De ki: "Küfrünle biraz zevk et, çünkü sen, o ateşliklerdensin." Yoksa o, gece saatlerinde kalkan, secdeye kapanıp, kıyama durarak daima vazifesini yapan, ahireti hesaba katan ve Rabbinin rahmetini uman kimse gibi olur mu? De ki: "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" Ancak temiz akıl sahibi olanlar anlar Ey Muhammed! Tarafımdan söyle: "Ey iman eden kullarım! Rabbinizden korkun. Bu dünyada güzellik yapanlara bir güzellik vardır. Allah'ın yeryüzü geniştir. Ancak
Din
«Ey ümmet ve eshabım, size vasiyyetim budur ki, Hak Teâla'dan korkunuz. Bir Habeşi de olsa sizden olan emirinize itaat ediniz. Zirâ çok yaşayanlarınız, ileride çok ayrılıklar görür. O zaman size lâzım olan benim sünnetimle âmel etmek ve eshâbımın izinden gitmektir. Sünnetime yapışmanız, bir şeyi azı dişlerinizle tutmak gibi olsun. Benden sonra ortaya çıkan din işlerinden çok sakınınız. Çünkü sonradan çıkan her şey bid'attir ve her bid'at dalâlettir, sapıklıktır.• Yani dalâlet olan bid'at, Eshåb-ı kiråmdan sonra onlardan izinsiz din işlerinde icad ve ihdâs olunan ziyåde ve noksan işlere işàrettir. Ama şeriatın sahibinin izni ile din işlerinde sonradan yapılan minåre, medrese ve kitap tasnifi gibi şeyler bid'at-i hasene cinsindendir. Yine buyurdu: «Ey ümmetim, biliniz ki, bana bu kitab verilip, bununla bir misli daha verilmiştir.Biliniz ki, yakında çok kimseler taht ve kürsüden insanlara der ki, yalnız Kur'ânla âmel ediniz. Onda neyi helal bulursanız, onu helål biliniz. Neyi haram bulursanız onu haram biliniz.
Yûsuf Hemedânî [1049 - 1140]
... Kabir ziyaretine çok gider, kabir ehline selâm verir, âyet ve hadislerde nakledilen duâlardan okurdu. Bilhassa Kusem bin Abbas -rahmetullahi aleyh-'nın kabrini çokça ziyaret ederdi. Ölümü, kıyameti, can vermeyi, kabir sualini, tekrar dirilmeyi, amel defterini okumayı, mîzânı ve sırâtı çok hatırlar ve ağlardı. Sû-i hâtimeden korkardı. Her an ölüme hazırlıklı olmaya çalışır; dâimâ esas hayatın âhiret hayatı olduğunun şuur ve idrāki içinde yaşardı.
Sayfa 258 - Altınoluk Yayınları, İstanbul - 1433 / 2012·Kitabı okuyor
Tasavvuf
Kalp uyanık değilse, amel alışkanlığa; alışkanlık ise körlüğe dönüşür..
Reklam
Reklam