Puan vermedi·517 syf.··
2026 20. kitabı
Kim ne derse desin "Martin Eden" Jack London'ın ustalık eseridir. Hikaye bütünlüğü gayet iyi; fakat roman sonunun ana hikayeden bir miktar uzak kaldığını hissettim. Bu eser London'ın diğer birçok eseri gibi herhangi bir şeye angaje değil. Yalın ve gayet anlaşılır bir metne sahip. Elbette sıkı London okurlarının genellikle en beğenemedikleri romanı da yine "Martin Eden"dır. Tabi bu bence gayet normal; zira roman sosyalizme angaje bir roman değil. Neyse kısacası şunu ifade edebilirim ki romanın 435 sayfalık kalınlığa sahip olması lütfen gözünüzü korkutmasın; zira roman okuruna inanılmaz derecede keyifli okuma konforu sunmaktadır. Özetle okumak için tedarik etmek isteyen herkese zevkle tavsiye ederim.
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135,4bin okunma
Puan vermedi·192 syf.·
2026 373. kitabı
Yaptığımız her şeyin sonunda bir anıya dönüşeceğini fark ettiğimiz bir zaman gelir. Bu olgunlaşmadır. Oraya ulaşmak için, şimdiden anılara sahip olmayı hayal edin. Cesare Pavese İki kadın. İki dönem. İki hayat. DAYANISMA .. 1925, Paris. Blanche Peyron hayatının anlamını keşfetmiş, mücadeleci, yoksulluğa savaş açmış bir kadın. İmkânsızı başarmak istiyor: Paris Belediyesinin bile satın almaya gücünün yetmediği o “Saray”ı alarak toplumdan dışlanan kadınlar için bir yuvaya dönüştürmek. Günümüz, Paris. Solène hukuk kariyeri için hayallerini, arkadaşlıklarını, aşkını feda etmiş bir avukat. Ama artık yolunu kaybetti, tükendi… Psikiyatristi, tekrar ayağa kalkmasına yardımcı olabilmesi için gönüllülük faaliyetlerinde yer almasını öneriyor. Solène çok istekli olmasa da denemeye karar veriyor ve bir kadın sığınmaevine, “Saray”a arzuhâlci olarak gitmeye başlıyor. Bütün derneklerin istedikleri tek şey, zamandı. Kuşkusuz, her saniyenin sayılı olduğu bir toplumda vermesi en zor olan şey buydu. Zamanını vermek, gerçekten angaje olmak, kendini adamak demekti. S:17 Toplumun dışına itilmiş, şiddet ve kayıtsızlıkla hırpalanmış kadınlarla işi kolay değil. Mesafeli, zor ve hırçınlar. Solène ya dayanamayıp eski, mutsuz hayatına geri dönecek ya da sabredip onları tanımak için kendine bir şans verecek. i Laetitia Colombani , bugün Paris’in merkezinde tüm ihtişamıyla yükselen Kadın Sarayı’nın kuruluş hikâyesini, sakinlerinin trajedilerini, sefaletlerini; aynı zamanda tutkularını, yaşam güçlerini ve cömertliklerini keşfetmeye davet ediyor bizleri. Çünkü orada; eski evsizler, ağır şartlarda yaşamış, şiddete ve istismara uğramış çaresiz kadınlar değil; alın yazısına kafa tutan, yaşamak ve devam etmek arzularını haykıran bedenler var. Seslerini duyuyor musunuz? Güçlü kadınlar için yazılmış
Roman-Edebiyat
KazananlarLaetitia Colombani · Yan Pasaj Yayınevi · 2021849 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
8/10
·229 syf.··
2026 36. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 10 Nisan 2026 03:06
Tarık Buğra, Firavun İmanı eserinde Hüseyin Avni (Ulaş), Akif (Mehmet Akif Ersoy) ve Hasan Basri (Çantay) kişileri çevresinde Sakarya Savaşı öncesi ve sonrasına dair siyasal-toplumsal değişimleri yazar. Bu vatanperver kişilerin yanında bir de dönem dönem kime yaklaşacağına karar veremeyen, her an başka bir ülkeye angaje olmaya meyilli Ali Yusuf gibileri de vardır ve bu firavunlar hem vatanperverlerin hem de ülkenin kurtuluşu sonrası en temel ve genel sorunu olacaktır. Sayfalar arasında kayboldukça en temel amaç olarak vatanın kurtuluşunu görenlerin, anılan firavunların şakşakçılığı arkasından geri planda kaldıkları ve zamanla kurtuluş ekibi çevresinden uzaklaştıklarına şahit oluyoruz. Kitap akıcı ancak bir roman bütünlüğünden çok anı-roman olarak okunabilir. Tarih meraklıları açısından faydalı görülebilecek önemli konulardan biri de Sovyetlerin, ülkeyi kendi egemenlikleri altına alabilmek için hangi tür politikalarla kimleri angaje etmeye kalkmak istedikleri. Okurlara selamlarla...
Edebiyat
Firavun İmanıTarık Buğra · İletişim Yayınları · 20181,409 okunma
Puan vermedi·88 syf.··
2026 5. kitabı
Spoiler içerebilir fakat kitaptan alacağınız zevki azaltmaz, yani bence :)) Anna ile Tom. Nerden geldikleri veya nereli oldukları belli değil, aslında önemli de değil.. Çünkü onlar herkes olabilir. Görüntülerle örülü bir dünyanın içindeler. Kendilerini kreatif profesyonel olarak tanımlıyorlar. Berlin'e taşınmalarıyla başlıyor hikaye, orda onları çeken bir bolluk hissi, sınırsızlık hissi, özgürlük hissi var. Fakat onların sınırsız olarak tanımladığı şey, bomboş binalar, kullanılmayan hava limanı vs. Ve fakat bunun altında yatan korkunç hikayeye vakıf değiller. Çünkü yaşadıkları yerin tarihini bilmiyorlar, güncel sorunları ile ilgilenmiyorlar. Aslında orda yaşıyorlar ama orda yaşamıyorlar. Oraya angaje olamıyorlar. Yaşadıkları yer ise uzun uzun anlatılan bir imgeden ibaret. İskandinav koltuklar, çeşitli bitkiler, bal rengi parkeler, elmalı laptoplar.. Bunlar işin reklam yüzü. Herkes o işi yapıyor diye reklamcı olan Perec misali karakterlerimiz de bu işin içine bulaşmış buluyorlar kendilerini. İşleri de dahil olmak üzere neyi ne için yaptıklarını bilmez haldeler. Akan görüntüde ne bulmayı umduklarını bilmez vaziyette geçiyor vakitleri. Bolluk ve sınırsızlık hissi açlıklarını pekiştiriyor ve daha fazlasını görmek istiyorlar. Görüntülerden kendilerini kurtaramıyorlar. Manipüle edildikleri zevklere tutunuyor ve tüketiyorlar. Ve sonunda yaşadıkları hayat ağızlarında kekremsi bi tat bırakıyor. Ordan kurtulmak için bazı şeyler deniyorlar. Fakat kendilerinden zihinlerinden kurtulamıyorlar. YKY Ankara kitap kulübü vesilesiyle okudum bu kitabı. Cem Alpan beyin ve güzel katılımcıların katkısıyla bambaşka kapılar açıldı zihnimde. Bu yazıyı da ordan edindiğim fikirlerle birlikte yazdım.
Hayat ve İnsan
KusursuzlukVincenzo Latronico · Yapı Kredi Yayınları · 2026181 okunma
10/10
·540 syf.··
Beğendi
·
2026 42. kitabı
Bu kitap için söyleyebileceğim ilk şey; bireysel hikayenin sınırlarını aşarak, toplumsal çöküşün ortasında insan kalabilmenin ne anlama geldiğini sorgulatıyor olmasıdır... Gazap Üzümleri: •√ 1930’ların ekonomik krizini anlatır •√ Bir ailenin hikayesi üzerinden sınıf gerçeğini gösterir •√ Modern edebiyatın en güçlü toplumsal romanlarından biridir.. Kitaptaki temel mantık, kapitalist üretim ilişkilerinin yarattığı eşitsizlikler etrafında şekilleniyor. Bankaların ve büyük tarım işletmelerinin küçük çiftçileri sistem dışına itmesi, emek gücünün değersizleşmesi ve göçmen işçilerin sömürüye açık hale gelmesi romanın ana eksenini oluşturur. Bu bağlamda romanımız, bireysel yoksulluk hikayelerinden ziyade, yapısal bir kriz üzerine inşaa ediliyor. Araştırmalarımda kitabın adının, Battle Hymn of the Republic adlı ilahiden türetilmiş ve biriken öfkenin kaçınılmaz patlayışını simgelediğini öğrendim... Yani; “Gazap Üzümleri”, insanların içinde sessizce olgunlaşan öfkenin bir gün toplumsal bir başkaldırıya dönüşeceğini ima ediyormuş. Kitaba dair ek ve önemli bilgiler vermek istiyorum....; 1- Roman yayımlandığında büyük bir sarsıntı yaratır. Özellikle toprak sahipleri ve iş çevreleri, Steinbeck’i sert şekilde eleştirir. Kitap bazı bölgelerde yasaklanır, hatta yakılır. Buna rağmen eser, yazara Pulitzer Ödülü kazandırır ve 1962’de aldığı Nobel Edebiyat Ödülü’nün en önemli dayanaklarından biri olur. 2- Steinbeck’in en akılda kalan romanı “Gazap Üzümleri” olsa da, kendisi, en iyi eserinin “Cennetin Doğusu” (1952)olduğunu düşünmektedir. 3- “Gazap Üzümleri”nin başrollerinde Henry Fonda (1905–1982), Jane Darwell (1879–1967) ve John Carradine (1906–1988) gibi isimlerin yer aldığı 1940 tarihli bir film uyarlaması yapılmıştır. Fakat bu uyarlamada romanın sonu değiştirilmiştir. Bu
Gazap ÜzümleriJohn Steinbeck · İletişim Yayınevi · 202145,8bin okunma
Kitlelere hâkim olan iktidara hakim olur.
Puan vermedi·206 syf.··
2026 3. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 08 Mart 2026 23:05
Kitabı okurken anlatılanlar aklıma george orwell'ın "Hayvan Çiftliği" kitabını anımsattı. Çünkü Hayvan Çiftliği kitabı uzun zaman önce yazıldığı halde anlatılanlar bütün toplumların siyaset mekanizmasını şeffaf şekilde anlatmaktaydı. Bu kitap ise anlattıkları ile toplumların kitle olarak hareket ettiğinde aynı reaksiyonları verdiğini bize anlatmıştır. Kitap 1895 yılında Fransız antropolog ve sosyolog Le Bon tarafından yazıldı. Yazım tarihi çok eski olmasına rağmen kendi adıma şunu diyebilirim ki anlatılanlar sanki şuan ki kitlelerin psikososyolojisini anlatmıştır. Kitabın her satırı çizilebilecek derinlikte. Çünkü günümüz dünyasına ışık tutabilecek bir eser olduğunu düşünüyorum. Her toplumun karekteristik özellikleri olduğu halde kitle olarak hareket edildiğinde bütün kitleler aynı psikolojik davranışlar sergilerler. Kitapta ağırlıklı olarak bireyin bireysel olarak hareket ettiğinde farklı davranışlar sergilerken kitle ile hareket ettiğinde bireysel zekanın devre dışı kaldığını aktarmaktadır. Yakın bir zamanda covid-19 sürecinde yaşadığımızı söyleyebilirim. Bir haber ile her kesimden insanların bir dalga halinde marketlere akın etmesi ve sonrasında çıkan izdiham buna güzel bir örnekti. Eminim ki yazar kitabını güncel olarak tekrar yazsaydı günümüz sosyal medyada ki kitlelere büyük yer ayırırdı. Çünkü kitleler manipülasyon ile angaje olurlar. Eskiden sokaklarda ve meydanlarda kitleleri görürken şimdilerde ise sosyal medyada. Kitapta diktatörlerin kitleleri yönlendirirken kullandıkları sözel tekniklere ağırlıklı şekilde değinmektedir. Hitler'in propaganda bakanı joseph goebbels şunu hep söylerdi " bir kitleye hakim olmak isterseniz önce onlara büyük bir yalan söyleyin ve o yalanı destekleyecek küçük küçük yalanlar ile devam ettirin." Çünkü kitleleri hayallere
Kitleler PsikolojisiGustave Le Bon · Tutku Yayınevi · 20165,2bin okunma