"İçinde bedensel arzulara yol açan ve seni bir kukla gibi yöneten şeylerden daha güçlü ve daha kutsal bir şey olduğunu artık anla. Zihnini hangi düşünceler meşgul ediyor? Korku, şüphe, tutku ya da buna benzer bir şey değil mi?"
Bion'a göre **düşünme edimi kaçınılmaz hüsran deneyimiyle başa çıkmanın tek
yoludur.**
...
Hüsranı katlanılır kılan düşüncedir ve düşünceyi mümkün kılan da hüsrandır. Düşünce hüsrandan kaçınmak yerine onu dönüştürür. Bunu hüsran duymayı bırakıp bu konuda ne yapılacağına bakmamızı ve gerekeni yapmamızı sağlayarak başarır.
...
Bion, düşünme yeteneğinin, "bir isteğin duyumsandığı anla bu isteği doyuracak uygun eylemin sonuç verdiği an arasındaki uçuruma köprü kurulmasını" sağladığını söyler. Dikkat etmemiz gereken nokta bunun istemek ile bu konuda gerçekten bir şey yapmak arasındaki
uçurum olmasıdır. Düşünme bir bağlantı, bir köprüdür; gündüz düşünün sığınağında olduğu gibi, başlı başına bir amaç değil. Dikkat etmemiz gereken başka bir nokta da tercihin, Bion'un deyimiyle, hüsrandan kaçınmakla onu dönüştürmek arasında
olmasıdır.
...
Gerçeklik önemlidir çünkü bizi tatmin edebilecek tek şey odur.
Tıp fakültesi ikinci sınıf fizyoloji dersinde nörotransmitter adı verilen, beyinde üretilen ve çeşitli fonksiyonları olan bazı maddeler anlatılır. Seratonin bunlardan biridir. Seratonin anla-tılırken bu maddenin görevlerinden birisinin beyinde mutluluk oluşturduğu söylenir. Tüm öğrencilerin aklında aynı soru vardır: "O zaman seratonini artırırsak mutlu oluruz?" Evet, aynen de öyledir, modern tıp mutlu olmayı seratonine bağlamıştır. Son-raki sınıflarda "depresyon" anlatılırken önceden zihni hazırla-nan bizlere sebep olarak "seratonin" eksikliği yeniden hatırlatılır. Sonra farmakoloji (ilaç) dersinde depresyon ilaçları anlatılırken seratonini yükseltmek gerektiği ve çeşitli mekanizmalar ile bunu artıran ilaçlar olduğu söylenir. Artık mezun olunduğunda for-mül bellidir: mutsuz olana seratonin ilacı yaz! Sanki yağı azaldı-ğında takviye yapılması gereken bir makine gibi davranılır insan bedenine. İnsan bedeni, maalesef doktor adaylarına sadece kitap üzerinden öğretildiği için, sanki bir makinenin kılavuzunu oku-yup, kılavuza göre üzerinde ayar oynaması yapar gibi davranmak kaçınılmaz hâle gelir.
….Anla beni; bütün o yollardan yeniden geçecek olsam, sanırım bu cinayeti tekrarlamazdım. O sıraları öğrenmek istediğim şey bambaşkaydı, bambaşka bir şey yön verdi ellerime; bir an önce öğrenmek istediğim bir şey vardı: Ben de herkes gibi bir bit miydim, yoksa bir insan mı? Önüme çıkan engeli açabilir miydim, aşamaz mıydım? Eğilip iktidarı yerden almaya cesaret edebilecek miydim, edemeyecek miydim! Titreyen bir yaratık mıydım, yoksa hakları olan biri mi?..”