İstanbul'dan kaçmasının kökeninde saltanatla hilafetin ayrılması vardı. TBMM kendisini tanımamakta ısrar eden sultanın hükümdarlığına son vermiş halifeliğine dokunmamıştı. Hazreti Peygamber gibi hicret sünneti ile Hicaz'a gelmiş olduğunu ve ar zuladığı dönüş koşulları gerçekleşinceye kadar orada bekleyeceğini belirten Vahidettin'in saltanatla hilafetin kendi arzu ettiği şekilde birleştirilmesinden başka bir isteği olamazdı. Peki bunu kim ger çekleştirecekti? Kendisinin emrinde hiçbir güç ya da örgüt bulun madığına göre bunu öncelikle 300 milyonluk İslam aleminden bek lediği düşünülebilir. Oysa o sırada İslam dünyasında bir bütünlük bulunmaması bir yana, hepsinin kurtarıcı diye baktığı tek bir lider vardı: Mustafa Kemal. Hatta daha sonra M.Kemal'i halife seçme kampanyaları bile başlatılacaktır. Anlaşılıyor ki sabık sultan/halife dünyadaki bu oluşumlardan bile haberdar değildi.
Buna karşılık 1920'lerin İslam dünyasını !ngiltere'nin yönet tiğini bilmemesi mümkün değildi; 4.5 yıllık saltanatı boyunca İslamı İngiltere desteği ile yönetmek tezini savunan kendisiydi;
İstanbul' dan kaçarken sığındığı ülke de İngiltere idi, şu halde dün yanın en büyük gücü olarak kabul edilen bu devletten başka yardım bekleyebileceği bir güç yoktu. O zaman, "İngiltere'nin izlemekte ol duğu politika hakkında bilgisi var mıydı?" sorusunu gündeme ge tirmek gerekli oluyor. Bunun için öncelikle İngiliz arşivleriyle Arap kaynaklarından yanıt bulmaya çalışacağız.
Sayfa 209 - Pozitif yayıncılık 2007