FISILDA mıyor lar - hay kır ıyor lar ar tık - ben de ge ne anlamıyorum * Kır dık - kır dım her hal de birşeyleri. *
Sayfa 38 - Metis yayınları·Kitabı okudu
Şiir
Her anlama çabası kendini karşısındakine açmaktır. Anlarken kaçınılmaz olarak kendi kabuğunuzdan çıkar, karşınızdaki benliği, olduğu gibi ya da önyargılarınızın izin verdiği düzeyde görmeye çalışırsınız. Ancak insanoğlu bilinçle aşması gerekeni bilgiyle elde etmeye çalışmaktadır. Sorunlar hakkında yeterli bilgiye, analizlere, ar-ge çalışmalarına sahip olunsa da içteki bilinç uyandırılmadıkça çözümler çare olmaz.
Sayfa 192 - Tire Kitap·Kitabı okudu
Reklam
Geçmişte sükûnetle ele alınması gereken meselelerin hızla ve acele ile ele alınmasının yan etkileri şimdi yaşanıyor. Sorunlar çözülememiş, geçici çözümler de İslam dünyasını ancak bir yere kadar taşıyabilmiştir. Her anlama çabası kendini karşısındakine açmaktır. Anlarken kaçınılmaz olarak kendi kabuğunuzdan çıkar, karşınızdaki benliği, olduğu gibi ya da önyargılarınızın izin verdiği düzeyde görmeye çalışırsınız. Ancak insanoğlu bilinçle aşması gerekeni bilgiyle elde etmeye çalışmaktadır. Sorunlar hakkında yeterli bilgiye, analizlere, ar-ge çalışmalarına sahip olunsa da içteki bilinç uyandırılmadıkça çözümler çare olmaz. Dinî anlamda birilerinin peşine takılıp kurtuluşa ereceğine inanmanın hiçbir dinî temelinin olmadığı, tam aksine daha büyük vebal ve yanlışlara yol açacağı bilinmelidir. Allah, dinini anlaşılsın diye göndermiştir. Dünya ve ahiret mutluluğunu sağlayacak İlahi mesaj anlaşılabilir ve kavranabilir olmalıdır.
Sayfa 192 - Tire Kitap·Kitabı okudu
Yaratılış
“Allah, Âdem’i dört maddeden yaratmıştır. İlk olarak toprağı kullandı ancak toprak ser ve kolayca ufalanıyordu. Toprağı toz haline ge rerek ikinci element olan suyla karış rdı. Bu toz ve su karışımını yoğurarak ona insan biçimini verdi. Ama bu figür çok dayanıksızdı ve her dokunuşta şekil değiş riyordu. Bu yüzden üçüncü element olan ateşi yara p insan figürünün dış kabuğunu kuruttu.Böylece esnek bir tene sahip olmuştu. Ama çok ağırdı. Bu yüzden göğüs kısmına koyduklarından bir kısmını oradan aldı. Kalan boşluğun da sonra çökmemesi için orayı dördüncü element olan havayla doldurdu. Böylece insan vücudu tamamlanmış oldu. Ar k dört temel elementten oluşan bir varlıktı insan. Toprak, su, ateş ve hava. “İnsan vücudunun yaşam kazanması için, ” diye devam etti hekim, “Allah ona bir ruh üfledi. Bu ruhun kaynağı ilahi olduğu için de vücuttaki dört element ahenkli bir biçim kazanarak bütünleşti. Bu ahenkte meydana gelebilecek bir bozulma durumunda dört element yeniden ayrılır, ruh bedeni terk eder ve kaynağına, yani bizatihi Allah’a döner. “Bu elementlerin fonksiyonlarını kaybetmeleri doğal ve gizemli dediğimiz iki şekilde meydana gelir. Doğal fonksiyon kaybı dört farklı ölüm biçimine neden olur. Eğer vücut bir yaralanma neticesinde kan kaybederse su elementi azalmış olur ve sonuç ölümdür. Eğer birinin boğazını sıkarsak ya da bir şekilde nefes almasına mani olursak bu durumda da onu hava elementinden mahrum etmiş oluruz. Kişi boğularak can verir. Eğer donarsa ateş elementinden mahrum kaldığı için ölür. Eğer vücudu bir şeye çarparak parçalanırsa da toprak elemen dağılmış olur.
İstanbul'dan kaçmasının kökeninde saltanatla hilafetin ay­rılması vardı. TBMM kendisini tanımamakta ısrar eden sultanın hükümdarlığına son vermiş halifeliğine dokunmamıştı. Hazreti Peygamber gibi hicret sünneti ile Hicaz'a gelmiş olduğunu ve ar­ zuladığı dönüş koşulları gerçekleşinceye kadar orada bekleyeceğini belirten Vahidettin'in saltanatla hilafetin kendi arzu ettiği şekilde birleştirilmesinden başka bir isteği olamazdı. Peki bunu kim ger­ çekleştirecekti? Kendisinin emrinde hiçbir güç ya da örgüt bulun­ madığına göre bunu öncelikle 300 milyonluk İslam aleminden bek­ lediği düşünülebilir. Oysa o sırada İslam dünyasında bir bütünlük bulunmaması bir yana, hepsinin kurtarıcı diye baktığı tek bir lider vardı: Mustafa Kemal. Hatta daha sonra M.Kemal'i halife seçme kampanyaları bile başlatılacaktır. Anlaşılıyor ki sabık sultan/halife dünyadaki bu oluşumlardan bile haberdar değildi. Buna karşılık 1920'lerin İslam dünyasını !ngiltere'nin yönet­ tiğini bilmemesi mümkün değildi; 4.5 yıllık saltanatı boyunca İslamı İngiltere desteği ile yönetmek tezini savunan kendisiydi; İstanbul' dan kaçarken sığındığı ülke de İngiltere idi, şu halde dün­ yanın en büyük gücü olarak kabul edilen bu devletten başka yardım bekleyebileceği bir güç yoktu. O zaman, "İngiltere'nin izlemekte ol­ duğu politika hakkında bilgisi var mıydı?" sorusunu gündeme ge­ tirmek gerekli oluyor. Bunun için öncelikle İngiliz arşivleriyle Arap kaynaklarından yanıt bulmaya çalışacağız.
Sayfa 209 - Pozitif yayıncılık 2007
Araştırma-İnceleme Tarih
Bugün her bir şirketin kaybettiği her bir müşteride bu ülkenin senelerce verilmiş emeği de gitmektedir. Yarın öbür gün ekonomik yaşam döngüsünün gereği olarak hayat yeniden başlayıp da işler açıldığında bugün neyi kaybettiğimizi daha iyi anlayacağız. Ülke dışına çıkan yetişmiş her eleman, kayblan her kontak, zamanında yapılmamış her yatırım, vazgeçilmiş her AR-GE gelip karşımıza bir kapasite noksanlığı olarak dikilecektir.
Sayfa 43 - Doğan Kitap·Kitabı okudu
Araştırma-İnceleme
Reklam
Reklam