tüm bu sahte davranışların kendilerini kurtaracağını sanmışlar fakat ruhlarını eğitmek için kendilerini hiç yormamışlar, hiçbir çaba göstermemişler, nefis terbiyesi ve kalbi gizli ve açık etkilerden arındırma üzerine hiç mi hiç çalışmamışlardır. oysa bunların hepsi hakiki ehl-i tasavvufun mertebelerindendir.
Bugün bilim insanları Eski Ahit’in tanrısından çok daha iyisini yapabiliyor Yapay gübreler; endüstriyel böcek ilaçları ve genetiğiyle oynanmış tohumlar sayesinde tarım üretimi, kadim çiftçilerin tanrılarından beklentilerini katbekat aşıyor Sıcaktan kavrulan İsrail devleti artık kızgın bir ilahın gökleri kapayıp tüm yağmuru durduracağından korkmuyor; bilakis yakın zamanda Akdeniz kıyılarına kurdukları tuzdan arındırma (desalinasyon) tesisleri sayesinde içme suyunu denizden karşılayabiliyor.
İçmekân, sanatın sığınağıdır. Koleksiyoncu ise, içmekânın gerçek sakinidir. Nesneleri yüceltmeyi görev edinmiştir. Nesneler üzerindeki mülkiyeti aracılığıyla, onları mal olma niteliklerinden arındırma gibi umutsuz bir işlevi de üstlenmiştir. Sonuçta yaptığı, yalnızca mala kullanım değeri yerine koleksiyoncu değerini kazandırmak olur. Koleksiyoncu yalnızca uzak ya da artık geçmişe karışmış bir dünyayı değil, daha iyi bir dünyayı da düşleyen insandır; insanlar, günlük yaşamlarının dünyasında olduğu gibi, düşlenen dünyada da gereksindikleriyle donatılmış olmaktan uzaktırlar, ama nesneler açısından da yararlılık niteliğini taşımak diye bir yükümlülük, söz konusu değildir.
O hâlde Stirnerci bir siyaset neye benzer? Egoist neye karşı, kiminle ve ne şekilde mücadele etmelidir? Egoistin yüzleşmesi gereken şeylerin başında soyutlamalar ve kavramlar gelir. Egoist sadece aşkın, dinî kavramlara karşı değil, aynı zamanda dinî hürmetin nesnesini "insanın göğsü”ne taşıyan tüm o görünüşte seküler, içkin kavramlara karşı da savaşmalıdır. Sadece Tanrı, Hıristiyanlık, devlet, ulus, hukuk, aile ve ahlak gibi müesses nizamın soyutlamaları değil, aynı zamanda âdem, türsel varlık, insanlık, emek, adalet, hakikat, aşk, devrim ve sosyalizm de... gizemden arındırma, eleştiri ve yapı bozuma tabi tutulmalıdır. Egoist, aralarında devletin önemli bir yer tuttuğu herhangi bir kavram, genellik ya da kolektivite tarafından köleleştirildiğinden, kendini "âdem olmayan" [un-man] Biricik olarak yeniden sahiplenmek, bu kölelikten kurtulup kendini var etmeye doğru atılacak gerekli bir ilk adımdır.
6 Nisan 1992'de başlayan Bosna Savaşı 14 Eylül 1995 tarihine kadar sürdü. Bu süre içinde yaklaşık 320 bin kişi hayatını yitirdi, 2 milyon kadar insan ise topraklarından göç etmek zorunda bırakıldı. Ölenlerin 200.000'i Müslüman Boşnaklardı ve bu savunmasız insanlar tüm dünyanın gözleri önünde sistematik bir soykırıma uğradılar. Boşnak halkına yönelik olarak yapılan Srebrenica katliamı, II. Dünya Savaşı'ndan bu yana Avrupa'da gerçekleşmiş en büyük toplu insan kıyımı olarak tarihe geçti ve Avrupa'da hukuksal olarak belgelenmiş ilk soykırım oldu.
Yugoslavya 1. Dünya Savaşı'nın ardından ortaya çıkan birçok etnik grubu bir araya getiren bir devletti. Bu devletin bayrağı altında, hem Ortodoksluk, Katoliklik ve Müslümanlar gibi hak dinlerin mensupları hem de Sırp, Hırvat, Boşnak, Arnavut, Sloven, Makedonyalı gibi birçok etnik grup yaşıyordu. Yugoslavya bu karmaşık yapısına rağmen, Josip Tito'nun otoriter yönetimi altında birliğini korumayı başardı. 2. Dünya Savaşı'nın ardından Sovyet blokunda yer alan Yugoslavya 1980 yılında Tito'nun ölümü ve 1990 yılında Sovyet bloğunun parçalanmaya başlamasının ardından patlamaya hazır bir bomba haline geldi. Etnik gruplar birarada yaşamak istemiyorlardı. İlk bağımsızlık ilanı, 25 Haziran 1991'de Slovenya ve Hırvatistan'dan geldi. Birkaç ay sonra Makedonya bağımsız oldu. Bosna-Hersek devletinin durumu ise biraz daha karışıktı. 1992 yılının başında ülke çapında bağımsızlık ilan edilmesi konusunda bir referandum yapıldı. Bosnalı Sırplar tarafından boykot edilen referandum bağımsızlıktan yana sonuçlandı ve Bosna-Hersek 5 Nisan 1992'de bağımsızlığını ilan etti. Bağımsızlığın ertesi günü ABD ve Avrupa ülkeleri Bosna-Hersek'i tanıdılar.
Hem Büyük Sırbistan hayallerinin bozulması hem de bu bağımsızlığın ana yurtları olan Sırbistan'dan kendilerini