• Eğer yalnızsanız arkadaş edinin.
  • Madem ki ölüm denen olay, bizim ahirete giden yolculuğumuzun ilk basamağıdır. Öyleyse ben de öncelikle ölümden söz ederek giriş yapayım.

    Kardeşim! Bilmelisin ki, ölüm, insanlar için en büyük öğüt veren ve en büyük ders almamız gereken ibret dolu bir olaydır. Yazık ki, katı yürekler hiç de bundan bir öğüt almadıkları gibi kendileri adına bir ders de çıkarmıyorlar. Eğer ölümden bir ders alınsaydı, bu, zaten bir vaiz olarak bize yeterdi. Nitekim Peygamber (as) de buna bu manada dikkat çekmişti.




    Allah Resulü (as) şöyle buyurmuştur: “Vaiz ve uyarıcı olarak ölüm yeter, zenginlik olarak da kesin iman yeter ” [1]

    Kardeşim! İyi bil ki, ölüm hepimiz içindir, kabir de bizi bağrına basacaktır. Kıyamet günü ise hepimizi bir araya toplayacaktır. Aramızda hükmünü ise Allah verecektir. Çünkü Allah, hâkimlerin en hayırlısıdır.

    Nitekim yüce Allah şöyle buyuruyor: “Her canlı ölümü tadacaktır ve ancak kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete konursa o, gerçekten kurtuluşa ermiştir. Bu dünya hayatı ise aldatma metaından başka bir şey değildir.” (Ali İmran, 3/185)

    Başka bir ayette de yüce Allah şöyle buyuruyor: “De ki: Sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, muhakkak sizi bulacaktır. Sonra da görüleni ve görülmeyeni bilen Allah'a döndürüleceksiniz de O size bütün yaptıklarınızı haber verecektir.” (Cuma, 62/8 )

    Şanı yüce olan Allah yine buyuruyor: “Nerede olursanız olun ölüm size ulaşır. Sarp ve sağlam kalelerde olsanız bile.” (Nisa, 4/78 )




    Aslında ölüm denen olay, gerçekleşmesinde asla bir şüphe bulunmayan bir şeydir. Aksine bu, teslim edilmiş, kesin kabul edilmiş bir olgudur. Çünkü bu olay görülebilen, duyularla anlaşılan şeylerdendir. Bununla beraber yazık ki insanların çoğu bundan gaflet içindedirler, hala aymıyorlar.

    Müslüman'a düşen görev, ölümü çokça hatırlamak olmalıdır. Onun için gerekli olan yol hazırlığını yapmalıdır. Çünkü ölümü hatırlayan insan için, dünya tasaları, üzüntü ve kederleri gerçekten hafif ve basit gelir. Dolayısıyla kişinin dünyaya bağlanmasını önler. Nitekim bu durum onun günahlarının da silinmesine, yok olasına yarar.

    İbn Ebuddünya'nın rivayetine göre Peygamber (as) şöyle buyurmuştur: “Ölümü çokça hatırlayın. Çünkü ölümü hatırlamak günah işlenmesini önler, yok eder ve dünyaya bağlanmamayı sağlar. Eğer zenginlik halinizde ölümü hatırlarsanız, bu, zenginlikle gururlanmayı ortadan kaldırır. Eğer ölümü fakirlik halinizle hatırlarsanız, bu, sizi yaşantınızdan memnun kalacak hale getirir.” [2]

    Yine Peygamber (as) şöyle buyurmaktadır: “Tüm lezzetlerin tadını kaçıran ölümü hatırlayın.” [3]

    Şairin biri de şöyle sesleniyor:

    “Hazırlan, mutlak bir gün gelmesinden şüphe olmayan gün için
    Çünkü ölüm olayı kulların ameliyle baş başa kalmasıdır bil
    İster misin herkesin azığı varken, sen azıksız kalasın yoldaşından
    Onlar hazırlıklı çıkmışken yola, sen azıksız ve hazırlıksız”

    Öyleyse Müslümanın görevi, henüz beklenen an gelmeden önce bu dünyada iken ahireti için hazırlık yapmasıdır.

    Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Ey müminler! Ahiret için azık edinin. Bilin ki azığın en hayırlısı takvadır. Ey akıl sahipleri! Benden (emirlerime karşı gelmekten) sakının” (Bakara, 2/197)

    Behey kardeşim! Bir kimsenin uzun bir yolculuğa çıkacağında bunun için hazırlık yapmamsı mümkün mü? Yolda açlıktan perişan düşmemesi için azığını almaması düşünülür mü hiç.

    Doğrusu bizim ahirete giden yolculuğumuz oldukça uzundur. Bu yolda azığa ihtiyacımız vardır. Bizim ise bu yoldaki azığımız, her şeyden yüce ve münezzeh olan Allah'ın emirlerine yapışmak, yasaklarından uzak durmak suretiyle takva ile yaşamaktır. Kim bu şekilde azığını hazırlar ve azık edinirse kurtulur ve yolunu sağ salim geçip gider. Kim de bu söyleneler doğrultusunda hazırlamazsa azığını, sunu hüsrandır, zarar ve ziyandır iyi bilsin bunu. Doğrusu saadete ermeyi murat eden insan, bu yolculuğa hazırlık yapandır, bunun için gerekli olan malzemeyi ve azığı hazırlayandır. Katı yürekli şaki insan ise, bu dünyaya aldanıp da ona dalıp durandır. Şehevi duygularının, haz ve lezzetlerin içine dalıp da ansızın kendisini yakalayacak ölümden habersiz yaşayandır. Oysa ölüm gelmiş çalmaktadır kapısını, o hala isyandadır, tanımaz Rabbısını. Unutmuş itaati terk etmiş hak yolunu. İşte bu gibilerine Rabbi şöyle buyurarak gösteriyor dönülmez yolunu:

    “Nihayet onlardan (müşriklerden) birine ölüm gelip çattığında: Rabbim! der, beni geri gönder; Ta ki boşa geçirdiğim dünyada iyi işler ve hareketler yapayım. Hayır! Onun söylediği bu söz boş laftan ibarettir. Onların gerisinde ise, yeniden dirilecekleri güne kadar süren bir berzah (kabir âlemi) vardır.” (Müminun, 23/99–100)

    Yine yüce Allah şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah'ı anmaktan alıkoymasın. Kim bunu yaparsa işte onlar ziyana uğrayanlardır.

    Herhangi birinize ölüm gelip de: Rabbim! Beni yakın bir süreye kadar geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam! demesinden önce, size verdiğimiz rızktan harcayın.

    Allah, eceli geldiğinde hiç kimseyi (ölümünü) ertelemez. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.” (Münafikun, 63/9–11)

    Ahmed b. Hanbel, Beyhaki ve sahih olduğunu belirterek Hakim İbn Abbas'tan rivayet etmişlerdir. Allah Resulü (as) şöyle buyurmuştur:

    “Beş şey gelip çatmazdan önce beş şeyi ganimet ve fırsat bil. Şöyle ki, ölümünden önce bu hayatının değerini bil, hastalığa yakalanmadan önce sağlığının değerini bil, meşguliyet gelip çatmazdan önce boş zamanının değerini bil, yaşlılık gelip çatmazdan önce gençliğinin kıymetini bil, yoksul düşmezden önce zenginliğinin değerini bil,” [4]

    Şairin biri de şöyle sesleniyor:

    “Ey dünyası kendisini meşgul eden insan
    Uzun emellerine aldanmamalı, etmemeli isyan
    Ansızın gelir ölüm behey gafil
    Kabir ise sandığıdır amelin bil”



    Behey kardeşim şunu iyice bilmelisin ki, Allah beni ve seni gaflet uykusundan uyarıyor. Çünkü her insanın vardır Rabbini ezeli ilminde takdir olunmuş, belirlenmiş bir eceli. O anı ne bir an öne alır, ne de erteler, geldi mi saati ansızın yakalar.

    Yüce Allah şöyle buyuruyor:

    “Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri gelince ne bir an geri kalırlar ne de bir an ileri gidebilirler.” (Araf, 7/34)

    Gerçek şu ki, her insanın eceli müphemdir, ne zaman ve nerede öleceği bilinemez ve ölümün ne zaman gelip kendisini yakalayacağını da bilemez.




    Belki de çoğu kez olduğu gibi ölüm, onu, kendisine haber vermeksizin ve herhangi bir uyarıya gerek duymaksızın gelip gaflet içerisinde onu yakalayıverecektir. Oysa o, dünyada pek uzun emeller ve olması pek de olası olmayan hayaller peşindedir. Sakın gençliğine güvenip aldanmayasın. Hep yaşlılar ölür diye de bir zanna kapılmayasın. Nice gençliğin baharında iken bu hayata veda edenler ve nice orta yaşlı delikanlılar ölüp gitmişlerdir. Nice ölen yaşlılar var ki, bu dünya hayatında onlar senden daha çok ve uzun emeller peşinde idiler, dünyaya düşkünlükleri senden daha ileride idiler, hiçbirini gerçekleştiremeden bu dünyaya veda ettiler. Nice evler, saraylar yapıp da bir gün bile içinde oturmak nasip olmadan göçüp gittiler. Nice çiftçiler vardı ki ektiklerini biçip yemeden göç ettiler. Nice nişanlı delikanlılar ve genç kızlar vardı ki hayatlarının muradını göremeden bu dünyadan ayrıldılar. Nice yazarlar var ki yazdıklarını ve yazmak istediklerini bitiremeden geçip gittiler.

    Bak hele bir kez bilge bir kişi ne diyor da dinle ve düşün:

    Ey ne zaman yola çıkacağını unutan insan
    Görüyorum ki, seni ayırıp yalnızlığa iten ölümü umursamayan
    Yokluk yolculuğuna çıkıp kaybolanları unutmuşsun sen



    Oysa hepsi de olduğu gibi dünyayı bırakıp gittiler, bir bilsen
    Hepsi de bir parça bez ve bir hırka ile çıktılar yola
    Dibinde gölgelenmeyi hayal ettikleri bir ev yapamadan gittiler kabre
    Ki onlar toprağın altında sara hastalığına tutulmuş kalmış yapayalnız
    Oysa önceden dost idiler, can ciğer arkadaş, onlardan hiç kalmadı yoldaş
    Sen de yarın ya da bir gün sonra olacaksın komşusu onların
    Kabirlerde tek başına yapayalnız kalacaksın uzak onlardan
    Dostluk ve samimiyet kurduğun sevdiklerin kestiler bağını



    Sözün de duran biri görmedin, kopardılar tüm bağlarını
    Hazır ol, bekle ölümünü, gitme azıksız
    O yakındır dalma gaflete, düşe boş umutlara be akılsız.

    Behey kardeşim! Artık uyan bu aymazlıktan. Daldığın derin uykudan kaldır başını bir gör etrafını. Bilmelisin ki, mutlaka ölüm gelip seni de uyuduğun yatağında karşılayacak, oysa sen hep ruhunla hayat bulacaksın diye hayal kurmaktasın. Çevrende ailen, çocukların ve sevdiklerin seninle isterler konuşmak ama nerede sende cevap vermek. Aksine sen, ölümün şiddet ve dehşetinden, ölüm sarhoşluğundan kendinde değilsin ki duyasın seslerini onların. Gözlerin çevreyi ve onları tarayıp durur, bakar kalırsın, imdat dercesine! Onlar ise sana sesleniyorlar ve: işte etrafında dört dolanıyor şu çocuğun, bu da kardeşin filan, şu ise falan dostundur, bak hele tanıdın mı birini. Sanki kulağında sağırlık var da, duyamaz oldun onları. Sadece yapmadıklarının üzüntüsünden ve Allah'tan yana yapmadıkların amellerinden dolayı bakmaktasın adeta veda bakışlarıyla onlara.

    Ne bir çocuğun senin ruhunu geri getirebilir, ne bir kardeşin, ne annen, ne baban, ne de eşin senin. Artık sana bir yarar sağlayamaz sıkıntılarla biriktirdiğin ve üzerinde titrediğin malın. Oysa hep onları toplamak ve yığmak için o yolda yormuştun kendini, unutmuştun kefeni. Öyleyse dinle bu konudaki Rabbinin kelamını; çünkü O şöyle buyuruyor fermanını:

    “Hele can boğaza dayandığı zaman, o vakit siz bakar durursunuz. O anda biz ona sizden daha yakınız, ama göremezsiniz. Mademki ceza görmeyecekmişsiniz, Onu (can) geri çevirsenize, şayet iddianızda doğru iseniz! Fakat ölen kişi Allah'a yakın olanlardan ise, Ona rahatlık, güzel rızık ve Naim cenneti vardır. Eğer o sağdakilerden ise, Ey sağdaki! Sana selam olsun! Ama yalanlayıcı sapıklardan ise, işte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır ve onun sonu cehenneme atılmaktır. Şüphesiz ki bu, kesin gerçektir. Öyleyse ulu Rabbinin adını tenzih ile an.” (Vakıa, 56/83–96)

    Yine yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Artık gözünüzü açın! Ne zaman ki can köprücük kemiğine dayanır, tedavi edebilecek kimdir? denir. Can çekişen bunun gerçek bir ayrılış olduğunu anlar Ve bacak bacağa dolaşır. İşte o gün sevk edilecek yer, sadece Rabbinin huzurudur.” (Kıyame, 75/26–30)

    Mana şöyle olmaktadır: Can köprücük kemiğine dayanınca, işte tam bu andan itibaren insan kesin olarak bu dünyadan ayrılacağına inanır. İşte bu andan itibaren ruh yani can artık buradan çıkıp ayrılmıştır. Oysa onun çevresindekiler ise, “acaba onu tedavi edip iyileştirecek birileri yok mu der dururlar. Çünkü onlar hep tedavi ile iyileşeceğine inanıyorlardı.

    Fakat can çekişme anında ise onlar; hemen bir doktor çağırın, ona tıbben yardımcı olabilecek birini çağırın! Oysa doktor'un yapabileceği bir şeyi, ona canının geri çevireceği imkânı yok ki! Eğer doktorun böyle bir mahareti var olsaydı, birinin canını kurtarabilseydi, önce kendi canını ölümden kurtarırdı. Ancak gelen doktor hastayı görünce, elinden yapabileceği bir şey gelmeyeceğini anlar ve hasta yakınlarına:

    —Biraz onu dinlendirin, demek olur ya da Allah ondan sonra sizlere hayırlı ve uzun ömürler versin, olacaktır ya da da buna benzer birtakım ifadeler olacaktır. Nitekim Şair şöyle seslenir:

    Bir kez atmasın pençesin ölüm
    Tüm tedaviler geçersiz kalır bilin

    Artık bundan sonra cenaze hazırlıklarına girişilir, Allah'a doğru yol alması için gereken işlemler yapılır. Artık dünyadan beraberinde hiçbir şeyi yanın almaksızın, tıpkı annesinden doğduğu ilk günkü gibi çıplak olarak ve üzerinde kendisini örten bir kefen parçasıyla döner. Yüce Allah doğru söyler; çünkü O şöyle buyurur:

    “Andolsun ki sizi ilk defasında yarattığımız şekilde bize geldiniz. Oysa size vaat edilenlerin tahakkuk edeceği bir zaman tayin etmediğimizi sanmıştınız, değil mi?” (Kehf, 18/48 )

    Yine yüce Mevla buyuruyor: “Andolsun ki, sizi ilk defa yarattığımız gibi teker teker bize geleceksiniz ve dünyada size verdiğimiz şeyleri arkanızda bırakacaksınız. Yaratılışınızda ortaklarımız sandığınız şefaatçılarınızı da yanınızda göremeyeceğiz. Andolsun, aranız açılmış ve ilah sandığınız şeyler sizden kaybolup gitmiştir.” (En'am, 6/94)

    Söyleyen ne de doğru söylemiş:

    Ne kadar sağlıklı yaşarsa yaşasın ana kuzusu
    Birgün gelir, tabut ile yola koyulur ölüsü

    O halde artık bundan böyle ailesi bireylerini terk etmiş, uğrunda ter döküp bel büktüğü, zorluklarla toplayıp kasaya doldurduğu şeyleri de bırakıp gitmiştir. Oysa o varlığı, serveti edinmek için ne kadar da hırslıydı. Hatta kimi zaman öylesine cimrilik ederdi ki, kendi nefsi de dâhil ailesi biteyleri için bile harcama yapmazdı. Peki, öyleyse şimdi ne oldu, evet o mal şimdi varislere kaldı.

    Mal, mülk ve çocuklar hep emanettirler
    Gün gelir asıl sahibi onları tekrar alır

    Hz. Ebu Bekir ölüm döşeğinde iken, başucunda annemiz kızı Hz. Aişe, bakar ki babası ruhunu teslim etmektedir, sinesi adeta dışarı fırlayacakmış gibi ses çıkarmaktadır. İşte bu anda bir şiirin şu mısraına sarılır ve der ki:

    Varlığıma yemin olsun ki hiçbir genç kurtulamaz ölümden
    Eğer o gün gelirse, göğüs dışarı fırlar dehşetten

    Ebu Bekir (ra) kızına bakar ve ona şöyle der, kızım şiir okuma, ancak şu ayeti oku!

    “Ölüm sarhoşluğu gerçekten gelir de: İşte bu, senin öteden beri kaçtığın şeydir, denir.” (Kaf, 50/19)

    Ey Ebu Bekir! Allah senden razı olsun. Sen şu anda hayatın son demlerini yaşıyorsun, ölümün en şiddetli sıkıntısını taşımaktasın ve tam da ölüm sarhoşluğunda iken yine de yüce Rabbinin kitabını hatırlamaktasın, konuyla ilgili ayetleri okumaktasın. Nasıl olmasın ki, bu, adeta onun damarlarında dolaşan kan misali içine işlemiz Rabbinin kelamıdır, hatırlamaz mı o hiç? [5]

    Kardeşim! Bilmelisin ki eğer herhangi bir insanın ölümden kurtulabilmesi mümkün olabilseydi bu, peygamberlerin efendisi, yaratılmışların en şereflisi, önce gelenlerin ve sonradan gelecek olanların seyidi, âlemlerin Rabbinin sevgilisi, habibi, efendimiz Hz. Muhammed (as) olurdu.

    Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Biz, senden önce de hiçbir beşere ebedilik vermedik. Şimdi sen ölürsen, sanki onlar ebedi mi kalacaklar?” (Enbiya, 21/34)

    Yine yüce Allah buyuruyor: “Muhakkak sen de öleceksin, onlar da ölecekler.” (Zümer, 39/30) [6]
  • SiMurg
    SiMurg Ikigai - Japonların Uzun ve Mutlu Yaşam Sırrı'ı inceledi.
    176 syf.
    ·Puan vermedi
    “Tüm yumurtaları aynı sepete koymayın. Hayatınızı tek bir işe adamayın. Yedek olarak ilgilendiğiniz, az da olsa para kazandığınız, hobi olarak yaptığınız bir işiniz daha olsun. Hayatınızı tek bir kişiye adamayın. İlişkiniz birgün sarpa sardığında yalnız kalırsınız. Bir kişiye odaklanmak yerine olabildiğince arkadaş edinin, güzel dostluklar geliştirin ki düştüğünüzde sizi kaldıracak birileri olsun.” Kitap uzak doğu yaşam felsefesini konu alarak batı psikoloji akımlarının eksik yönlerini tamamlamaya çalışmış. Bununla beraber uzun yaşamın sırlarını da yerinde araştırmalar yaparak tarif ediyor. Egzersiz, sağlıklı beslenme, arkadaşlık ilişkileri ve sürekli bir şeylerle meşgul olma bunlardan bazıları. Kitapta çok ilgimi çeken akış kavramından bahsetmiş. Akış, bir işi yaparken zamanın nasıl geçtiğini fark etmememiz. Kendi akışını fark ederek bu alana yönelen insanların büyük başarılar elde edeceğini örneklerle anlatmış. Kitap uzun değil, bir günde rahatlıkla bitirilebilir. Kesinlikle okumaya değer. İyi okumalar.
  • KUR'AN DİYOR Kİ: "ŞEYTAN SİZİN DÜŞMANINIZ SİZ DE ONA DÜŞMAN OLUN!"

    Biz meleklere, "Adem'e secde edin!" dediğimiz zaman; İblis müstesna, secde ettiler. (İblis), diretti, büyüklenmek istedi ve kafirlerden oldu.

    Biz söyledik ki: "Ey Adem, sen ve eşin cennette oturun. Siz ikiniz dilediğiniz yerden bol bol yiyin, şu ağaca yaklaşmayın. (Şayet yaklaşırsanız) zalimlerden olursunuz."

    Şeytan, oradan o ikisini kaydırdı. Böylece içinde bulundukları o (cennetten), ikisini çıkardı. Biz de dedik ki: "Bazınız bazınıza düşman olarak (Arz'a) inin. Arz, sizin için karar yeridir ve bir vakte kadar da geçim vardır."

    [BAKARA(2)/34-36]

    Onlar, Süleyman'ın mülkü konusunda şeytanların sözlerine uydular. Süleyman, hakkı örtmedi ancak şeytanlar hakkı örttüler. Onlar(şeytanlar), insanlara, Babil'deki iki meleğe; Harut'a ve Marut'a indirilen o şeyi ve sihri öğretiyorlardı. O ikisi(Harut ve Marut): "Biz bir fitneyiz(denemeyiz); hakkı örtmeyin demeden, kimseye birşey öğretmiyorlardı. Böylece (insanlar), o ikisinden erkekle karısının arasını açan şeyi(sihri) öğreniyorlardı. Gerçekte onlar, Allah'ın izni olmadan bir kimseye zarar veremezlerdi. Ve onlar, zarar veren ancak fayda vermeyen şeyleri öğreniyorlardı. Şüphesiz onu satın alanların, ahirette nasiplerinin olmadığını bilmekteydiler. Nefisleri karşılığında satın aldıkları şeyin, ne kötü olduğunu keşke bilselerdi.

    [BAKARA(2)/102]

    Ey insanlar, Arz'da olan temiz şeylerden yiyin. Şeytanın adımlarına tabi olmayın. Muhakkak o, sizin için apaçık bir düşmandır.

    Muhakkak o(şeytan), size, kötülüğü, fahşayı ve Allah'a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder.

    [BAKARA(2)/168-169]

    Ey iman edenler, toptan teslimiyet ve kurtuluş yoluna girin ve şeytanın adımlarına tabi olmayın. Muhakkak o, sizin için apaçık bir düşmandır.

    [BAKARA(2)/208]

    Şeytan, size fakirliği vadediyor ve size fahşayı emrediyor. Allah, size, Kendisi'nden bağış ve üstünlük-bolluk vadediyor. Allah her şeyi kuşatandır, Alim'dir.

    [BAKARA(2)/268]

    Şüphesiz şeytan, dostlarını korkutur. Şayet müminlerseniz onlardan korkmayın, Ben'den korkun!

    [AL-İ İMRAN(3)/175]

    O kimseler ki; mallarını insanlara gösteriş olsun diye infak ederler, Allah'a ve ahiret gününe de iman etmezler. Şeytan, her kime yakın(arkadaş) olursa, o ne kötü arkadaştır.

    [NİSA(4)/38]

    Sana indirilene ve senden önce indirilene iman ettiklerini iddia eden o kimseleri görmedin mi? Onlar, tağutun(azgın yöneticinin) önünde muhakeme olmak istiyorlar. Gerçekte onu(tağutu), reddetmekle emrolunmuşlardı. Şeytan, onları, uzak bir sapıklıkla saptırmak istiyor.

    [NİSA(4)/60]

    O iman eden kimseler, Allah yolunda savaşırlar; hakkı örten kimseler ise, tağut(azgın yönetici) yolunda savaşırlar. Siz de, şeytanın dostlarıyla savaşın! Muhakkak şeytanın planı(tuzağı) zayıftır.

    [NİSA(4)/76]

    Muhakkak onlar(müşrikler), O'nun(Allah'ın) dışında, dişileri(cinleri-perileri) çağırıyorlardı. Onlar, (gerçekte) (kovulmuş) asi şeytandan başkasını çağırmıyorlardı.

    Allah, onu lanetledi ve o(şeytan) dedi ki: "Elbette, Senin kölelerin içinden belirlenmiş bir zümreyi, kendime (köle) edineceğim.

    "Ve elbette onları saptıracağım, ümitlendireceğim; onlara, hayvanların kulaklarını kesmelerini emredeceğim. Elbette yine onlara, Allah'ın yarattığını değiştirmelerini emredeceğim." Kim, Allah'ı bırakıp da şeytanı dost edinirse, muhakkak o, apaçık bir hüsrana uğramıştır.

    (Şeytan), onlara vadediyor, onları ümitlendiriyor. Oysa şeytan, onlara aldanmadan başkasını vadetmez.

    Böyle olanların(şeytan ve ona tabi olanların), barınağı cehennemdir. Ve onlar, oradan bir çıkış yolu da bulamazlar.

    [NİSA(4)/117-121]

    Ey iman edenler, şarap, kumar, dikili taşlar ve fal okları, şeytanın ameli olan çirkin işlerdir. Öyleyse (bunlardan) sakının; umulur ki kurtuluşa erersiniz.

    Muhakkak şeytan, şarap ve kumarla aranıza düşmanlık ve buğz(kin) sokmak istiyor. Ve sizi, Allah'ın zikrinden ve namazdan engellemek istiyor. Bundan vazgeçmiyor musunuz?

    [MAİDE(5)/90-91]
    Keşke onlara, çetin azabımız geldiği zaman yalvarsalardı. Ancak kalpleri katılaştı. Şeytan, onlara yaptıkları şeyleri(amelleri) süsledi.

    [ENAM(6)/43]

    De ki: "Bize zarar da, fayda da vermeyecek olan Allah'tan başkalarını çağırır mıyız? (O zaman), Allah'ın hidayetinden sonra, şeytanların Arz'da kaydırdığı şaşkın o kimseler gibi, topuklarımız üzerinde gerisin geri döndürülmüş oluruz. O şaşkın kimse ki; arkadaşları onu, bize; doğru yola gel diye çağırıyorlar." De ki: "Muhakkak doğru yol, Allah'ın yoludur ve biz, alemlerin Rabb'ine teslim olmakla emrolunduk."

    [ENAM(6)/71]

    Böylece, Biz her bir nebi için insan ve cin şeytanlarından bir düşman kıldık. Onların bazısı bazısına aldatıcı güzel sözlerle vahyeder(konuşur). Şayet senin Rabb'in dileseydi, bunu yapamazlardı. Onları ve uydurduklarını bırak.

    [ENAM(6)/112]

    Üzerine Allah'ın isminin anılmadığı şeyi yemeyin. Muhakkak o fısktır. Şüphesiz şeytanlar, sizinle mücadele etsinler diye dostlarına vahyeder. Şayet siz onlara itaat ederseniz, muhakkak sizler de müşrikler olursunuz.

    [EN'AM(6)/121]

    (Sizin için tüylerinden-yünlerinden) döşek-yaygı yapılan ve yük taşıyan hayvanlar vardır. Allah'ın size rızık olarak verdiklerinden yiyin. Şeytanın adımlarına tabi olmayın. Muhakkak o, sizin için apaçık bir düşmandır.

    [ENAM(6)/142]

    Muhakkak Biz, sizi yarattık, sonra size şekil verdik. Sonra meleklere: "Adem'e secde edin!" dedik. İblis müstesna secde ettiler. (İblis), secde edenlerden olmadı.

    (Allah) dedi ki: "Sana emrettiğim zaman, senin secde etmene mani olan nedir? (İblis) dedi ki: "Ben ondan hayırlıyım; (çünkü) onu çamurdan, beni ateşten yarattın."

    (Allah) dedi ki: "Öyleyse oradan in! Burada senin büyüklenmen olmaz! Çık! Muhakkak sen, aşağılık olanlardansın."

    (İblis) dedi ki: "Bana kalkış gününe kadar süre ver."

    (Allah) dedi ki: "Şüphesiz sen, süre verilenlerdensin."

    (İblis) dedi ki: "Sen'in, beni azdırman sebebiyle, Sen'in doğru yolunda onları (saptırmak için) elbette oturacağım."

    "Sonra da onların(insanların) önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından elbette geleceğim ve Sen onların çoğunu şükredici bulmayacaksın."

    (Allah) dedi ki: "Sen oradan kınanmış ve kovulmuş olarak çık! Onlardan(insanlardan) her kim sana tabi olursa, elbette sizin hepinizi, cehenneme dolduracağım."

    (Allah) dedi ki: "Ey Adem, sen ve eşin cennete oturun. Siz ikiniz dilediğiniz yerden yiyin; şu ağaca yaklaşmayın! (Şayet yaklaşırsanız), zalimlerden olursunuz."

    Örtülü olan edep yerlerini açığa çıkarmak için şeytan, o ikisine vesvese verdi. (Şeytan) dedi ki: "Rabb'iniz, şu ağaçtan sizi yasaklamıyor, ancak iki melek olursunuz yahut ebedi (cennette) kalıcı olursunuz diye yasaklıyor."

    (Şeytan) o ikisine yemin etti ki: "Muhakkak ben size nasihat edenlerdenim."

    Böylece o ikisini aldatarak düşürdü. Ne zaman ki ağaçtan tattılar, ikisinin de edep yerleri ortaya çıktı. Üzerlerini cennet yapraklarından örtmeye başladılar. Rab'leri, onlara seslendi: "Ben, size şu ağacı yasaklamadım mı? Ve size, şüphesiz şeytan ikinizin de apaçık düşmanıdır demedim mi?"

    [ARAF(7)/11-22]

    Ey Ademoğulları, şeytan, anne ve babanızın elbiselerini onlardan soyup, edep yerlerini göstererek, cennetten çıkardığı gibi, sizi de 'fitne'ye düşürmesin. Muhakkak o ve kabilesi, sizin onları göremediğiniz bir yerden(boyuttan) sizi görüyor. Muhakkak Biz, şeytanları, iman etmeyenler için dostlar kıldık.

    [ARAF(7)/27]

    Bir fırka, hidayet üzeredir ve bir fırkanın üzerine de, dalalet(sapkınlık) hak olmuştur. Şüphesiz onlar(sapkınlar), Allah'ın dışında şeytanları dostlar edinmişlerdir ve kendilerini doğru yolda sanmaktadırlar.

    [ARAF(7)/30]

    Şayet şeytan sana vesvese vererek dürtüklerse, Allah'a sığın! Muhakkak O, işitendir, Alim'dir.

    Şüphesiz korkup-sakınan kimselere, şeytandan bir taife dokunduğu zaman düşünürler. Ve o zaman onlar, görenler(anlayanlar) olurlar.

    Onların kardeşleri(şeytan hizbi), o taifeye azgınlıkta yardım eder, sonra da vazgeçmezler.

    [ARAF(7)/200-202]

    Kuran okunduğu zaman, susun ve dinleyin! Umulur ki, esirgenmiş olursunuz.

    Rabb'ini, sabah, akşam, yüksek olmayan bir sesle, yalvararak ve korkarak zikret! Gafillerden olma!

    Muhakkak senin Rabb'inin yanında olanlar(melekler), O'na ibadetten büyüklenmezler; O'nu tesbih ederler ve O'na secde ederler.
    [ARAF(7)/204-206]

    Şeytan, onlara amellerini süsledi ve dedi ki: "Bugün insanlardan size üstün gelecek yoktur. Şüphesiz ben de size yardımcıyım." Ne zaman ki, iki topluluk birbirini gördü; (şeytan) iki topuğu üzere geri kaçtı ve dedi ki: "Ben, sizden beriyim, sizin görmediğinizi görüyorum ve Allah'tan korkuyorum. Muhakkak Allah, cezası şiddetli olandır."

    [ENFAL(8)/48]

    (Yakup) dedi ki: "Oğlum, rüyanı kardeşlerine anlatma, sana bir tuzak kurarlar. Muhakkak şeytan, insan için apaçık bir düşmandır."

    [YUSUF(12)/5]

    Emir kaza edilip(hüküm verildiği) zaman, şeytan der ki: "Muhakkak Allah'ın size vadettiği hak vaattir. Ben de size vadettim ve vaadime uymadım(yüz çevirdim). Benim sizin üzerinizde davet etmekten (çağrıda bulunmaktan) başka bir gücüm yoktu. (Ancak) siz, bana icabet ettiniz, beni kınamayın(kötülemeyin), kendinizi kınayın. Ne ben sizi ne de siz beni kurtaramazsınız. Muhakkak ben, sizin beni önceden (Allah'a) şirk koşmanızı da tanımıyordum. Muhakkak zalimler için, elim bir azap vardır."

    [İBRAHİM(14)/22]

    Muhakkak Biz, Gök'te burçlar kıldık ve onu, gözleyenler için süsledik.

    Ve onu, her kovulmuş şeytandan koruduk.

    Ancak (bunlardan kim) kulak hırsızlığı yaparsa, ona apaçık bir 'ışın topu' isabet eder.

    [HİCR(15)/16-18]

    Muhakkak Biz, insanı, sıcak-kuru bir balçıktan şekillendirip-yarattık.

    Cann'ı(cinleri) de, önceden kavurucu ateşten yaratmıştık.

    Senin Rabb'in meleklere dedi ki: "Ben, sıcak-kuru bir balçıktan şekillendirip bir beşer yaratacağım."

    "Ona bir biçim verip ve ona, ruhumu(Adem'in ruhunu) üflediğim zaman, ona secde edenler olun!"

    Arkasından meleklerin hepsi toptan secde ettiler.

    Ancak İblis diretti ve secde edenlerden olmadı.

    (Allah) dedi ki: "Ey İblis, sana ne oluyor ki, secde edenlerle beraber secde etmiyorsun?"

    (İblis) dedi ki: "Benim, sıcak-kuru bir balçıktan şekillendirerek yarattığın bir beşere secde etmem olmaz."

    (Allah) dedi ki: "Çık oradan! Muhakkak sen kovulup-taşlananlardansın."

    "Muhakkak, din gününe kadar lanet senin üzerinedir."

    (İblis) dedi ki: "Rabb'im, kalkış gününe kadar bana süre ver."

    (Allah) dedi ki: "Sen, süre verilenlerdensin."

    "(Bu süre), o malum günün vaktine kadardır."

    Dedi ki: "Rabb'im, beni azdırdığın o şey sebebiyle, ben de onlara Arz'ı süsleyeceğim ve onları toptan azdıracağım."

    "Ancak senin muhlis(halis) kölelerin müstesna."

    Dedi ki (Allah): "İşte Ben'im için doğru yol budur."

    "Muhakkak senin, Ben'im kölelerim üzerinde, bir gücün yoktur. Ancak sana tabi olan azgınlar müstesna."

    Muhakkak cehennem, onların hepsine vadedilmiştir.

    [HİCR(15)/26-43]

    Allah'a andolsun! Senden önce de ümmetlere (resuller) gönderdik. Şeytan onların(ümmetlerin) amellerini, kendilerine süsledi. Bugün de o(şeytan), onların velisidir(dostudur). Onlara, elim(acı) bir azab vardır.

    [NAHL(16)/63]

    Kur'an okuduğun zaman, kovulmuş şeytandan Allah'a sığın!

    Muhakkak onun(şeytanın), iman edenler ve Rab'lerine tevekkül edenler üzerinde bir gücü yoktur.

    Onun(şeytanın) gücü, onu veli(dost) edinenler ve O'na(Allah'a) şirk koşanlar üzerinedir.

    [NAHL(16)/98-100]

    Kölelerime söyle, o en güzel sözü(tevhidi) söylesinler. Muhakkak şeytan, onların arasını dürtüklemeye (bozmaya) çalışır. Şüphesiz şeytan, insanın apaçık düşmanıdır.

    [İSRA(17)/53]
    Biz meleklere dediğimiz zaman: "Adem'e secde edin!" Melekler secde ettiler ancak İblis müstesna. (İblis) dedi ki: "Sen'in çamurdan yarattığına secde mi edeceğim?"

    "Bana karşı ikram ettiğin o kimseye Sen bir bak! Şayet beni, Kıyamet Günü'ne kadar ertelersen(süre verirsen), elbette onun(Adem'in) zürriyetine, ancak azı müstesna yular takacağım.

    (Allah) dedi ki: "Git! Onlardan(insanlardan) kim sana tabi olursa, muhakkak cehennem, sizin için tam(uygun) bir cezadır."

    "Onlardan kime güç yetirebilirsen, onları sesinle kışkırt(oynat-hoplat) ve onlar üzerine süvarilerini ve adamlarını sevket! Onların mallarına ve evlatlarına ortak ol! Onlara vaad et! Şeytan vadetmez, ancak aldanmayı vadeder."

    Muhakkak Ben'im kölelerim üzerinde, senin bir gücün yoktur. Senin Rabb'in, vekil olarak kafidir.

    [İSRA(17)/61-65]

    Biz meleklere dediğimiz zaman: "Adem'e secde edin!" (Melekler), İblis müstesna, secde ettiler. O, cinlerdendi. Böylece Rabb'inin emrinden dışarı çıktı. "Beni bırakıp, onu ve soyunu mu veliler edineceksiniz? Onlar(şeytanlar), sizin düşmanlarınızdır. Zalimler için ne kötü bir bedel!"

    [KEHF(18)/50]

    (İbrahim dedi ki:) "Ey babam, şeytana köle olma! Muhakkak şeytan, Rahman'a asi olmuştur."

    "Ey babam, muhakkak ben, sana Rahman'dan bir azabın dokunmasından korkuyorum. (Şayet böyle olursa), şeytanın dostu olursun."

    [MERYEM(19)/44-45]

    Rabb'ine andolsun ki Biz, onları ve şeytanları toplayacağız, sonra cehennemin çevresinde diz çökmüş vaziyette hazır bulunduracağız.

    [MERYEM(19)/68]

    Görmedin mi Biz, şeytanları, kafirlerin üzerine gönderdik. Onları tahrik edip kışkırtırlar.

    [MERYEM(19)/83]

    Biz, meleklere dediğimiz zaman: "Adem'e secde edin!" Secde ettiler ancak İblis secde etmedi ve diretti.

    Biz, Adem'e dedik ki: "Ey Adem, şu şeytan(İblis), senin ve eşinin düşmanıdır; ikinizi cennetten çıkarmasın. Siz bu sebeple şaki(asi) olursunuz."

    "Muhakkak senin için aç ve çıplak kalmaman; orada(cennette) kalmana bağlıdır."

    Muhakkak sen burada susamayacaksın ve sıcakta da kalmayacaksın."

    Arkasından şeytan, ona(Adem'e) vesvese verdi ve dedi ki: "Ey Adem, sana ebedilik ağacını, son bulmayacak mülkü göstereyim mi?"

    O ikisi, ondan(ağaçtan) yediler. Arkasından ikisinin de edep yerleri açıldı. Ve cennet yapraklarından üzerlerini örtmeye başladılar. Adem, Rabb'ine isyan etti ve böylece azmış oldu.

    [TAHA(20)/116-121]

    Şeytanlardan kimisi, ona(Süleyman'a) dalgıçlık ve bundan başka işler yaparlar. Biz onları(şeytanları) gözetleyenleriz.

    [ENBİYA(21)/82]

    İnsanlardan o kimse ki, Allah hakkında bilgisi olmaksızın mücadele eder ve her (kovulmuş) asi şeytana tabi olur.
    (Böyle olan) o kimseye yazılmıştır ki: "Kim onu(şeytanı) veli edinirse, muhakkak o(şeytan), o kimseyi saptırır ve onu alçaltıcı azaba sevkeder.

    [HAC(22)/3-4]

    Senden önce bir resul ve nebi göndermedik ki; o bir dilekte bulunduğu zaman, şeytan, onun dileğine bir temenni katmaya çalışmasın. Arkasından Allah, şeytanın kattığı bu şeyi giderir. Sonra da Allah, ayetini sağlamlaştırır. Allah, Alim'dir, Hakim'dir.

    Kalplerinde katılık ve maraz bulunan kimselere şeytanın kattığı bu şey, bir 'fitne'(deneme) kılındı. Muhakkak zalimler uzak bir ayrılık içindedirler.

    [HAC(22)/52-53]

    Kötülüğü en güzel şekilde def et! Biz, onların o vasfettikleri şeyi en iyi bileniz.

    De ki: "Rabb'im, şeytanların vesvese ve dürtüştürmelerinden Sana sığınırım!"

    "Ve (yine) yanımda bulunmalarından da Sana sığınırım Rabb'im!"

    [MÜ'MİNUN(23)/96-98]

    Ey iman edenler, şeytanın adımlarına uymayın. Her kim şeytanın adımlarına tabi olursa, muhakkak o, fahşayı ve münkeri(kötü olanı) emreder. Şayet üzerinize Allah'ın rahmeti ve fazlı olmasaydı, sizden hiçbir kimse ebediyyen temize çıkamazdı. Ancak Allah, dilediğini temize çıkarır. Ve Allah, işitendir, Alim'dir.

    [NUR(24)/21]

    "Yazıklar olsun bana, keşke ben filanı dost edinmeseydim."

    "Bana geldikten sonra beni zikirden(Kur'an'dan) saptırdı. Şeytan, insanı yapayalnız ve yardımsız bırakandır."

    Ve elçi dedi ki: "Ey Rabb'im, muhakkak benim kavmim, şu Kur'an'ı terk etti."

    [FURKAN(25)/28-30]

    Onlar ve azgınlar, orada(cehennemde) yüzüstü kapanmışlardır.

    Ve İblis'in ordularının hepsi de!
    [ŞUARA(26)/94-95]

    Şeytanların, kimin üzerine indiğini size haber vereyim mi?

    "Her günahkar-iftiracının" üzerine iner.

    Onlar (şeytanlara) kulak verirler ve bunların çoğu yalancıdırlar.

    [ŞUARA(26)/221-223]
    (Hüd hüd dedi ki): "Onu(Belkıs'ı) ve kavmini, Allah'ın dışında, Güneş'e secde ederlerken buldum. Şeytan onlara, yaptıklarını süslü(doğru) göstermiş ve böylece onları, yoldan saptırmıştır. (Bu nedenle) onlar, hidayeti(doğru yolu) bulamazlar."
    [NEML(27)/24]
    Ad'ı ve Semud'u (yıkıma uğrattık). Onların meskenleri, sizin için ortaya çıkmıştır. Şeytan, onların amellerini süsledi(çekici kıldı) ve böylece onları yoldan (İslam'dan) alıkoydu. Ancak onlar, (helak olurken) kavrayanlar oldular.

    [ANKEBUT(29)/38]
    Onlara: "Allah'ın indirdiklerine uyun" denildiğinde, derler ki; "Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız." Şayet şeytan, onları ateş azabına çağırıyorsa da mı (ona uyacaklar)?

    [LOKMAN(31)/21]

    Muhakkak İblis, onlar(insanlar) üzerindeki zannını doğruladı. Müminlerden bir grup hariç ona(İblis'e) tabi oldular.

    O(İblis'in), onlar üzerinde bir gücü yoktur. Ancak onlardan kim ahirete iman ediyor; kim de şüphe içindedir bilelim diye (bir fitnedir). Senin Rabb'in her şeyi gözetleyen ve koruyandır.

    [SEBE(34)/20-21]

    O gün (Allah), onların hepsini bir arada toplayacak, sonra meleklere diyecek ki: "Bunlar size mi köle oluyorlardı?"

    (Melekler) derler ki: "Seni tenzih ederiz, bizim velimiz onlar değil, sadece Sen'sin. Bilakis onlar, cinlere köle oluyorlardı ve onların çoğu, onlara(cinlere) iman ediyorlardı."

    [SEBE(34)/40-41]
    Ey insanlar, muhakkak Allah'ın vaadi haktır. Sizi dünya hayatı aldatmasın ve aldatıcı da, sizi Allah ile aldatmasın.

    Muhakkak şeytan, sizin düşmanınızdır. Siz de onu(şeytanı) düşman edinin! Muhakkak o, hizbini(yandaşlarını) ateş ashabı(halkı) olmaya çağırır.

    [FATIR(35)/5-6]
    Ey Ademoğulları! Ben sizden söz almadım mı? Şeytana köle olmayın, muhakkak o(şeytan), sizin için apaçık bir düşmandır.

    Bana köle olun. İşte doğru yol budur.

    Muhakkak o(şeytan), sizden birçok topluluğu saptırmıştı, akletmiyor musunuz?

    [YASİN(36)/60-62]
    Muhakkak Biz, Dünya Göğü'nü, yıldız süsüyle süsledik.

    Onu, her (kovulmuş) asi şeytandan koruduk.

    Onlar, Mele'i A'la'yı(Yüksek Melekler'i) dinleyemezler, her yandan kovulup atılırlar.

    Uzaklaştırılırlar. Ve onlara sürekli bir azap vardır.

    Ancak (sözü), çalıp-kapan olursa; artık ona isabet eden 'yakıcı-delici ışın topu' vardır.
    [SAFFAT(37)/6-10]

    Hakkı örtenler, O(Allah'la), cinler arasında bir nesep(akrabalık) kıldılar. Muhakkak cinler, (mahşer günü) hazır olacaklarını bilmektedirler.

    Allah, o vasfettikleri sıfatlardan münezzehtir.

    [SAFFAT(37)/158-159]

    Ona(Süleyman'a), emriyle hareket eden ve onu dilediği yere sarsmadan götüren rüzgarı boyun eğdirdik.

    Ve her bir bina yapıcı ve dalgıç(inci avcısı) şeytanları da (boyun eğdirdik).

    (Diğer) şeytanları da kelepçeli(zincirli) olarak ona bağlı kıldık.

    [SAD(38)/36-38]

    Kölemiz Eyyub'u da hatırla ki; o, Rabb'ine seslenmişti: "Muhakkak şeytan, bana hileyle yorgunluk ve azap dokundurdu.

    (Biz, ona dedik ki:) "Ayağını vur! İşte yıkanacak ve içecek soğuk (su)."

    [SAD(38)/41-42]

    Senin Rabb'in meleklere dediği zaman: "Muhakkak Ben, çamurdan bir beşer yaratacağım."

    "Onu düzenleyip, ona ruhumu(Adem'in Ruhu'nu) üflediğim zaman, siz ona secde edin!"

    Meleklerin hepsi toptan secde ettiler;

    Ancak İblis büyüklenmek istedi ve kafirlerden oldu.

    (Allah) dedi ki: "Ey İblis, o ellerimle yarattığım kimseye secde etmene mani olan nedir? Büyüklendin mi, yoksa yücelik mi taslıyorsun?"

    (İblis) dedi ki: "Ben ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın."

    (Allah) dedi ki: "Çık oradan! Muhakkak sen kovulmuşlardansın."

    "Muhakkak Ben'im lanetim din gününe kadar senin üzerinedir."

    (İblis) dedi ki: "Rabb'im, kalkış gününe kadar bana süre ver."

    (Allah) dedi ki: "Sen, süre verilenlerdensin."

    "(Bu süre), malum günün vaktine kadardır."

    (İblis) dedi ki: "Sen'in şerefine yemin ederim ki; onları(insanları) toptan azdıracağım."

    "Ancak onlardan Sen'in muhlis kölelerin müstesna."

    (Allah) dedi ki: "(İşte bu) haktır ve Ben hakkı söylerim."

    "Senden olanları ve onlardan sana tabi olanları, toptan elbette cehenneme dolduracağım."

    [SAD(38)/71-85]

    Biz, onlara yakınlar(cin-şeytanlar) hazırladık. Onlar(cin-şeytanlar), onların önlerinde ve arkalarında olanları güzel gösterirler. Onlardan önce geçmiş olan ümmetler içindeki insan ve cinler gibi, onlara da söz(azap) hak oldu. Muhakkak onlar hüsrana uğrayanlardır.

    [FUSSİLET(41)/25]

    Şayet şeytan, sana vesvese vererek dürtüklerse, Allah'a sığın! Muhakkak O, işitendir, Alim'dir.

    [FUSSİLET(41)36]

    Kim Rahman'ın zikrine(Kur'an'a) şaşı bakarsa, Biz ona, şeytanı sararız. O şeytan, ona arkadaş olur.

    Muhakkak onlar(şeytanlar), onları yoldan engellerler ve onlar kendilerinin hidayet üzere olduğunu zannederler.

    Bize geldiği zaman (o kimse) der ki: "Keşke benimle senin aranda, iki doğu uzaklığı olsaydı. Sen ne kötü arkadaşsın."

    [ZUHRUF(43)/36-38]

    Muhakkak o(İsa), saat için bir ilimdir(işarettir). O saatten şüphe etmeyin ve bana tabi olun. İşte doğru yol budur.

    Şeytan sizi engellemesin. Muhakkak o, sizin için apaçık bir düşmandır.

    [ZUHRUF(43)/61-62]

    Onlar Kur'an'ı tefekkür etmiyorlar mı? Yoksa onların kalpleri kilitli midir?

    Muhakkak o kimseler ki, kendilerine hidayet ortaya çıktıktan sonra gerisin geri dönerler. Şeytan onları sürüklemiştir ve onları uzun emellere kaptırmıştır.

    [MUHAMMED(47)/24-25]

    Şüphesiz 'gizli toplantıların fısıldaşmaları', iman edenleri üzüntüye düşürmek için şeytanın işlerindendir. Oysa Allah'ın izni olmaksızın o(şeytan), onlara hiçbir şeyle zarar verecek değildir. Şu halde mü'minler, yalnızca Allah'a tevekkül etsinler.

    [MÜCADELE(58)/10]

    Şeytan onları kaplamıştır; böylece onlara Allah'ın zikrini unutturmuştur. Böyle olanlar, şeytan hizbidir. Dikkat edin! Muhakkak şeytanın hizbi olanlar, hüsrana uğrayanlardır.

    [MÜCADELE(58)/19]
    Şeytanın misali şunun gibidir ki; insana der: "Küfret(ört)!" Ne zaman ki insan küfreder(örter), şeytan (o zaman) der ki: "Ben, senden beriyim(uzağım). Muhakkak ben, Alemlerin Rabb'inden korkarım!

    [HAŞR(59)/16]
    Muhakkak Biz, 'Dünya Göğü'nü lambalarla(yıldızlarla) süsleyip-donattık. Bunları, 'şeytanlar' için bir kovulma-taşlama kıldık. Onlar için 'şiddetli ateş azabı' hazırladık.

    [MÜLK(67)/5]
    (Ey Muhammed) de ki: "Cinlerden bir grubun beni dinlediği bana vahyedildi." (Cinler) dediler ki: "Muhakkak biz, hayret uyandırıcı bir Kur'an dinledik."

    "O doğruluğa iletiyor ve ona iman ettik. Elbette Rabb'imize hiç bir kimseyi ortak koşmayacağız."

    "Muhakkak Rabb'imiz azamet ve ululuk sahibidir. O bir eş ve evlat edinmemiştir."

    "Doğrusu bizim beyinsizimiz(İblis), Allah konusunda saçma şeyler söylüyor."

    "Doğrusu biz cinlerin ve insanların Allah'a karşı yalan söylemeyeceğini sanmıştık."

    "Muhakkak insanlardan bazı erkekler, cinlerden bazı erkeklere sığınırlar, onlar da, onların azgınlıklarını artırırlar."

    [CİN(72)/1-6]

    De ki: "İnfilakın(patlamanın) Rabb'ine sığınırım!"

    "(Bu patlamayla) yarattıklarının, şerrinden!"

    "Ve çöktüğü zaman, karanlığın şerrinden!"

    "Ve düğümlere üfleyenlerin şerrinden!"

    "Ve haset ettiği zaman, haset edenin şerrinden!"

    [FELAK(113)/1-5]

    De ki: "İnsanların Rabb'ine, sığınırım."

    "İnsanların Meliki'ne sığınırım."

    "İnsanların (gerçek) İlah'ına sığınırım."

    "Vesvese veren Hannas'ın(şeytanların) şerrinden."

    "Ki o(şeytanlar), insanların göğüslerine(kalplerine) vesvese verir."

    "O(şeytanlar), cinlerden ve insanlardandır."

    [NAS(114)/1-6]
  • Kusurlarınızı söyleyen arkadaşlar edinin.
    Dikkat edin kusurlarınızı yalnızca size söyleyen.

    Lao Tzu
  • Mesela bir kedi yada bir köpek arkadaş edinin sizi ne yargılansın nede eleştirsin.