SanrıMisafiri

SanrıMisafiri
@asekatohumu
Ne Doğulu ne Batılı , Hem Doğulu hem Batılı ..
"İnsaf bidih ki aşk nikû kârest, Zanest halel ki tab'ı bed-girdarest. Tü şehveti hişra lekap, aşk nihi; Ez şehvet ta aşk reh büsyarest." "İnsaf et ki aşk iyi bir iştir, Fakat fena tabiat onun saflığını bozar. Sen şehvetinin adını aşk koymuşşun, Halbuki şehvetle aşk arasında ne uzun mesafe var. " #Rûmî
"... 1974 yılında yaşanan kanlı olayların ardından defakto bir şekilde İki siyasî birime bölünene dek Rumlarla Türklerin yüzyıllar boyunca yan yana yaşadığı Kıbrıs'ı ele alalım. Buradaki Rum çiftçiler çoğunlukla domuz yetiştirirler. Rum çocukları gibi Türk çocukları da değişmez bir şekilde çiftlik hayvanlarına ilgi duyarlar fakat bir Türk çocuğunun bir domuz yavrusuna dokunmak ve onu sevmek istediğini hayal edin. Türk çocuğunun hayatındaki anne ve diğer önemli kişiler, hararetle çocuğu domuz yavrusuyla oynamaktan vazgeçirmeye çalışacaktır. Müslüman Turkler için domuz "pistir". Böylelikle Türk cocugu için "domuz" Türklerin büyük grubuna dahil sadece Rüzgara ait bir nesne olarak algılanmaya başlanacaktır. Artık Türk çocuğu, bütünleşmemiş "kötü" kendilik ve nesne imgelerini kalıcı olarak dışsallaştırabileceği bir rezervuar bulmuştur. Müslüman Türkler domuz eti yemedikleri için de somut anlamda domuz simgesine dışsallaştırılanlar yeniden içselleştirilmeyecektir. "
Sayfa 23·Kitabı okudu
Ramses'ten Kalanlar
"İki büyük ve gövdesiz taş ayak Durur çölde.. Onların yanında, kumda Yarısı gömülü, çatlamış bir çehre yatar,çatık kaşları, Kırışık dudakları, buz gibi buyruğuyla alaycı, Heykeltraşına o tutkuları isabetli anlatır Ki o tutkular halen sürer, bu cansız nesnelere damgalanmış , Onlarla alay eden el ile onların besleyen yürek: Ve kaidede şu sözler görülür: "Benim adım Ozymandias, kralların kralı: Eserlerime bakın, ey kudretliler ve ümidinizi yitirin!" Geride başka hiçbir şey kalmamıştır."
Sayfa 32·Kitabı okudu
Kitap Alıntısı
"Etiyopyalılar, tarihçilerin açıkladığı üzere, tüm insanlığın başlangıcıdır ve yine tarihçilere göre, bunun kanıtları ortadadır. Çünkü onlar topraklarına dışarıdan göçmen olarak gelmemişlerdir; oranın yerlileridir ve dolayısıyla da autochthones(yeryüzünün insanları) ismini, tarihçilere göre haklarıyla taşırlar ..."
Sayfa 15·Kitabı okudu
Hep esrik olmalı insan. Tüm sorun burda; tek sorun budur. Zamanın, omuzlarınızı çökerten ve sizi yere eğilmeye zorlayan o korkunç ağırlığını duymamak için, sürekli sarhoş olmanız gerek. Neyle? İster şarapla, ister şiirle, ister erdemle, bu sizin bileceğiniz iş. Ama kendinizden geçin. Örneğin kimi zaman bir sarayın merdivenlerinde, bir kuytunun yeşil otlarında, ya da odanızda, insanın içini karartan o yalnızlık içinde uyanmışsanız, rüzgâra, dalgaya, yıldıza, kuşa, duvar saatine, kaçan her şeye, uğuldayan ve ses çıkaran her şeye, yuvarlanan ve şakıyan her şeye saatin kaç olduğunu sorun. Alacağınız yanıt hep şu olacak: “Saat sarhoş olma saati! Zamanın o kurban kölelerinden olmamak için, içip kendinizden geçin; sürekli kendinizden geçin! Şarapla, şiirle, ya da erdemle, canınızın istediği bir şeyle.” Charles Baudelaire Paris Sıkıntısı, Esrikleşin
Sayfa 112 - Varlık Şiir·Kitabı okudu