Şu birkaç gün fırsat bulursam elimden geldiğince yazmaya çalışacağım. Ama bugün yazmam olanaksız. Aklım ve yüreğimde yalnızca Gustina var; o soylu ve sıcacık insan, sonuna kadar yaşanmış ama bir türlü huzura ermemiş bir hayatta kıymetli, sadık bir dost. Her akşam en sevdiği şarkıyı söylüyorum onun için. Partizan çarpışmalarının görkemli öykülerini fısıldayan steplerin maviye çalan çayırlarından dem vuran şarkıyı. Hani şu, kocasının yanı başında özgürlük uğruna dövüşen yiğit Kazak kızının savaşırken can verişini anlatan şarkıyı. Ah, benim korkusuz yoldaşım, o ufacık bedende ve o resim gibi yüzde bu ne güç! O iri çocuksu gözlerde ne sevecenlik! Bitmek bilmeyen mücadele ve ikide bir ayrı kalışımız, ilk okşayış ve ilk sevişmenin erikliklerini kimbilir kaç kez yeniden yaşamış ebedî âşıklar kılmıştı bizi. İkimizin kalbinde hep tek bir kalp attı; mutluluk anlarında da, kaygılı, heyecanIı ve hüzünlü saatlerde de hep aynı soluğu soluduk. Yillarca birlikte çalıştık; iki gerçek dost gibi yardımcı olduk birbirimize. Yıllarca benim ilk okurum ve ilk eleştirmenim oldu; gözlerini üstümde duyumsamadığım zaman yazmak ne kadar zordu. Hayatımızı varsıllaştıran mücadelelerde yıllarca omuz omuzaydık. Aşık olduğumuz bu ülkenin dört. bir yanını el ele dolaştık. Pek çok umarsızlık yaşadık, ama çok büyük sevinçlerimiz de oldu; çünkü biz yoksulların varsıllığıyla, yüreğimizdeki varsıllıkla zengin kıldık kendimizi.
Biliyorum Sana Giden Yollar Kapalı
Biliyorum sana giden yollar kapalı Üstelik sen de hiçbir zaman sevmedin beni Ne kadar yakından ve arada uçurum; İnsanlar, evler, aramızda duvarlar gibi Uyandım uyandım, hep seni düşündüm Yalnız seni, yalnız senin gözlerini Sen Bayan Nihayet, sen ölümüm kalımım Ben artık adam olamam bu derde düşeli Şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya Yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki Anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi Ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği Kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda; Hangi şarkıyı duysam, bizimçin söylenmiş sanki Tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor Nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini Çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu; Bağışla bir daha tekrarlanmaz hiçbiri Raslaşmamak için elimden geleni yaparım Bu böyle pek de kolay değil gerçi...
Sayfa 366·Kitabı okudu
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Ve işte burada Therese Bjørneboe ve Therese Bjørneboe'ye olan aşkım devreye giriyor. Geleceğimi ona emanet ediyorum. Şu anda ne yazdığımı biliyor, özellikle de bu metni yazıyor olmanın ne kadar zahmetli hale geldiğini biliyor, hatta yazarlık hayatıma son noktayı koyacak olan bu imkânsız fikir aklıma düştüğünden beri biliyor bunu, ancak şimdiye dek yazdıklarımı okumadı ve ben de ondan bunu yapmasını istemedim. Ama ona güveniyorum ve eminim, evet içim rahat bir şekilde ve sabırsızlıkla şunu bekliyorum, eşim nihayet bir gün bunu okuduğunda ona duyduğum sonsuz sevgiyi yalnızca bu şekilde dile getirebildiğimi anlayacak.
Yalnız değilsin... Saka ve Sanrı
Geç de olsa anladım ki mutluluk, çoğu zaman güneşli günlerde değil; gecenin karanlığında, bir adamın, “Yalnız değilsin,” diyen fısıltısında ve bir kadının kalbindeki huzurda gizliydi. Biz Saka ve Sanrı’ydık. Ne Saka bilirdi Sanrı’nın olmadığı bir gökyüzünde uçmayı. Ne de Sanrı bilirdi Saka’nın olmadığı bir hayatı yaşamayı.
İnsanın önemli anlarda dilsizleşen bir filozof olduğunu keşfetmesinden daha korkunç bir şey olamaz. O zaman hiç durmadan gitmek, gitmek için şiddetli bir arzu duyarız; oysa biliriz ki göçebelik hayatı da sadece bir yanılsama. Bütün bunlardan geriye kalan, yıpranmış hayallerin hışırtısı; bu hayaller, çok fazla kullanılmış hediye paketi gibi hışırdıyor kafanın içinde. Bir kez sevmiş olan ve hâlâ sevmeye devam eden insan, kendini sevmeye uygun hâle getirmenin ne kadar zor olduğunu, nasıl uzun sürdüğünü bilir. İşte acı içinde bir daha kolay kolay tekrarlanamayacağını düşündüğün şey, bu sevme çabasıdır. Çekilen bu acı, insanın içinde bir sevme tembelliği yaratır."
1000Kitap
"Ah... kahrolası zamanı bir kez, sadece bir kez durdurabilseydik! Mutluluk ve sevinçlerimizi, o kısa mutluluk ve güzellik anlarını bir diriltebilseydik! Yalnız mutluluk ve başarılarımızı değil, yalnızca neşe ve sevinçlerimizi değil, aynı şekilde dert, acı ve kahırlarımızı da hep hissedebilseydik, unutmasaydık! Her günün şafağında yüreğimizi kahır ve acı balyozlarının altına koyabilseydik! Her zaman neden neşeli, neden kederli olduğumuzu bilebilseydik! Ama hayır, hayır, hayır... zaman gelip unutuş perdesini başımızın üstüne gerecek... Unutuş perdesinin altında uzanacağız... Bu haksızlık değil mi? Neden zaman beddua edecek bize ve bizi siyah bir elbise ya da unutus perdesiyle cezalandıracak? Neden boyuna her şeyi unutacağız? Neden?"
Edebiyat