Merdüm-i Çeşm, bir alıntı ekledi.
18 May 16:02

Senin aşkın kamu derde devadır yâ Râsûlallah
Senin katında hacetler revadır yâ Râsûlallah
Şeyyad Hamza

Bülbülün Kırk Şarkısı, İskender Pala (Kapı Yayınları)Bülbülün Kırk Şarkısı, İskender Pala (Kapı Yayınları)

Endülüs'te Raks
Zil, şal ve gül. Bu bahçede raksın bütün hızı...
Şevk akşamında Endülüs üç def'a kırmızı...

Aşkın sihirli şarkısı yüzlerce dildedir.
İspanya neşesiyle bu akşam bu zildedir.

Yelpâze çevrilir gibi birden dönüşleri,
İşveyle devriliş, saçılış, örtünüşleri...

Her rengi istemez gözümüz şimdi aldadır;
İspanya dalga dalga bu akşam bu şaldadır.

Alnında halka halkadır âşüfte kâkülü,
Göğsünde yosma Gırnata'nın en güzel gülü...

Altın kadeh her elde, güneş her gönüldedir;
İspanya varlığıyle bu akşam bu güldedir.

Raks ortasında bir durup oynar, yürür gibi;
Bir baş çevirmesiyle bakar öldürür gibi...

Gül tenli, kor dudaklı, kömür gözlü, sürmeli...
Şeytan diyor ki sarmalı, yüz kerre öpmeli..

Gözler kamaştıran şala, meftûn eden güle,
Her kalbi dolduran zile, her sîneden: 'Ole!'

Yahya Kemal

Hüzünlü Palyaço, bir alıntı ekledi.
17 May 18:08

Gül Açtı Bülbül Öldü
Ay gökyüzünde yükseldiğinde Bülbül, uçup Gül Ağacı’nın yanına gitti ve göğsünü dikene dayadı. Göğsüne giren dikenle bütün bir gece şarkısını söyledi; soğuk ve kristal ay, başını eğip onu dinledi. Bütün bir gece söyledi şarkısını, diken göğsüne, daha da derine girdi, kanı vücudundan çekildi.

Önce bir oğlanla kızın yüreklerinde sevginin doğuşunun şarkısını söyledi. Ve Gül Ağacı’nın en yukarıdaki ince dalında harikulade bir gül açıldı, şarkı şarkıyı izlerken taçyaprakları da birbirini izledi. Solgundu önce Gül, nehrin üzerine asılı olan sis gibiydi sabahın ayakları gibi solgun, şafağın kanatları gibi gümüşsüydü. Gümüş bir aynadaki bir gülün gölgesi gibi, bir su birikintisindeki gülün gölgesi gibi, öyleydi Ağaç’ın en tepesindeki dalda açan Gül.

Fakat Ağaç, Bülbül’e göğsünü dikene iyice yaslamasını söyledi. “İyice yaslan, küçük Bülbül,” diye bağırdı Ağaç, “yoksa Gül bitmeden gün ağaracak.” Böylece Bülbül daha da yasladı göğsünü dikene, yükseldikçe yükseldi şarkısı, çünkü bir erkekle genç bir kızın ruhunda doğan tutkunun şarkısını söylüyordu.

Gül’ün yapraklarını tatlı bir pembelik sardı, gelinin dudaklarını öptüğünde damadın yüzüne yayılan pembelik gibi. Ama diken henüz Bülbül’ün yüreğini bulmamıştı, o yüzden de Gül’ün yüreği hâlâ beyazdı, çünkü ancak bir bülbülün yüreğinin kanı kızıla döndürür bir gülün yüreğini.

Ve Ağaç, Bülbül’e dikene daha da yaslanmasını söyledi. “Yaslan, daha da yaslan, küçük Bülbül,” diye bağırdı Ağaç, “yoksa Gül bitmeden gün doğacak.”

Ve Bülbül dikene daha da yaslandı, diken kalbine girdi, keskin bir acı kapladı içini. Keskin, çok keskindi acı, yabanıllaştıkça yabanıllaştı Bülbül’ün şarkısı, çünkü Ölüm’ün kusursuzlaştırdığı Aşk’ın şarkısını söylüyordu, mezara girdiğinde ölmeyen Aşk’ın.

Ve şahane Gül kıpkırmızı oldu, Doğudan ağaran gökyüzünün gülü gibi. Yapraklardan tacı kızıldı, bir yakut gibi kıpkırmızıydı yüreği.

Ama Bülbül’ün sesi söndükçe söndü, küçük kanatları çırpınmaya başladı, gözlerine bir perde indi. Söndükçe söndü şarkısı, boğazına bir şeylerin tıkandığını hissetti.

Sonra son bir kez yükseldi şarkısı. Beyaz ay duydu bu şarkıyı. Şafağı unuttu ve gökyüzünde oyalandı.

Kırmızı Gül duydu, baştan aşağı hazla titredi ve taçyapraklarını soğuk sabah havasına doğru açtı. Ekho bu şarkıyı tepelerdeki mor mağarasına taşıdı ve uyuyan çobanları uykularından uyandırdı. Bu şarkı nehirdeki kamışların arasında gezindi, kamışlar onun haberini denize taşıdılar.

“Bakın, bakın!” diye bağırdı Ağaç, “Gül bitti artık;” ama Bülbül karşılık vermedi, çünkü uzun otların arasında cansız yatıyordu, göğsünde dikenle.

Mutlu Prens Bütün Masallar Bütün Öyküler, Oscar WildeMutlu Prens Bütün Masallar Bütün Öyküler, Oscar Wilde
Soul, bir alıntı ekledi.
17 May 14:22

Senin aşkın kamu derde devadır yâ Rasûlallah
Senin katında hacetler revadır yâ Rasûlallah
(Şeyyad Hamza)

Senin aşkın bütün dertlerin devasıdır ey Allah'ın elçisi;
çünkü senin istediğin hiçbir şey geri çevrilmez.

Bülbülün Kırk Şarkısı, İskender PalaBülbülün Kırk Şarkısı, İskender Pala
Beybun, bir alıntı ekledi.
 15 May 00:20 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Gecenin Şarkısı
Dindirilmemiş, dindirilemez bir şey var içimde; yükseltmek istiyor sesini. Aşka duyulan bir özlem var içimde, kendiside konuşuyor aşkın dilini.

Böyle Buyurdu Zerdüşt, Friedrich Nietzsche (Sayfa 102)Böyle Buyurdu Zerdüşt, Friedrich Nietzsche (Sayfa 102)
mihrunnisa ersöz, Erikler Çiçek Açtı'ı inceledi.
10 May 13:23 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 9/10 puan

Yine, instagram sahafından alınmış bir kitapla karşınızdayım.İlk basım yılı 1952, elimdeki kitabın basım yılı ise 1961. Basım yeri İnkılap Kitabevi. Yer yer yıpranmış ama okunabilir durumda. Esat Mahmut Karakurt'un ilk okuduğum romanı. Aşkın gücünün neler yaptırabileceği üzerine işlenmiş bir hikaye. Keyifle okudum . Hikayenin geçtiği döneme ait bazı bilgiler ilginç geldi. Misal o dönemde teyyarelarde (uçak) sigara içiliyormuş ama kalkıştan hemen önce anons geçiyorlarmış " teyyaremiz kalkış için hazırdır, lütfen sigaralarınızı söndürün" diye. Sonra, uçuş öncesi havadaki basıncın rahatsız etmemesi için ciklet dağıtılıyormuş haa bir de güzel aşk şarkıları çalınınca yine bir anons geliyormuş "sırada güzel bir aşk şarkısı var, lütfen kulaklıklarınızı takın" diye...
Romanı merak ederseniz alıp okuyun derim, keyifli okumalarınızı olsun..

Siyabend, bir alıntı ekledi.
08 May 12:25 · Kitabı okudu

ey yenilmiş
bir aşkın şarkısı
ey keder
ey acı
işte gidiyorum

Düello, Behçet Aysan (Sayfa 146 - Kırmızı Yayınları)Düello, Behçet Aysan (Sayfa 146 - Kırmızı Yayınları)
Tuğçe Ecmel Erol, bir alıntı ekledi.
04 May 15:28 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Ne verdiysem senden aldım ben biliyor musun? Kendine güzden destek bulan bu ayrılığı bile. Herkesin bir uzaklığı koruyarak kucaklaştığı plastik bir zamanda teninle tanıdım güvenlik duygusunu. Yüzüm biraz çiçeklendiyse sesinin ılıman ikliminden aldı suyunu ve sıcağını. Dizlerinin dibinde yüzünü seyrede seyrede keşfettim bulutları. Gövdeme gömdüğüm tüm kusurlarımı ve iyiliğimi gözlerimin önüne serdin. Her öpüşünle yıllarca geriye giderek dönüyordum güne. Ömrümü öğrettin bana. Ara sokakları, küçük kasabaların tenha vakitlerini, puhu kuşlarını dinlemeyi, sinema afişlerinde donmuş hüzünleri, çırakların gözlerindeki sabah kahrını, uzun yol kamyonlarının ağır yükünü, küçük dokunuşlarda küçük kırmızıyı, insanın kendine sahip çıkmasının dünyaya neler kattığını, gülen insanın güzelliğini, kederin de aşk kadar incelik istediğini, denizlerde gün batımının o büyük yangınını, geniş soluğunu aşkın, eşiklerde başlayan gurbeti, ayrılığın bile sevgiyle güzellik kazandığını... Senden öğrendim. Tırnaklarından saçlarına kanat vura vura kavradım göçmen kuşların gerçeğini: aynı dalda şakıyan kuşun sesi solar, şarkısı eskirmiş. Gökyüzü dünyadan kopuk boş bir mavilik değilmiş; üstünde durduğu topraktan alırmış rengini.

İnsanın Acısını İnsan Alır, Şükrü Erbaşİnsanın Acısını İnsan Alır, Şükrü Erbaş
Hicret, Sırat-ı Aşk'ı inceledi.
01 May 22:04 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Sırat-ı Aşk 33 yazarın eşlik ettiği, içerisinde 33 başlık bulunan ve her başlıkta aşkın farklı boyutlarını ele alan naçizane kitaplardan biri. Okurken her sayfasından ayrı bir lezzet aldığım ve her bölümde aşka dair hikâyelerle aşkın özünü ve güzelliğini okuyucuya hissettiren bir kitap. Değil mi ki aşk, sözün değil ruhun eylemidir.

Kitap ilk olarak İskender Pala'nın "Aşk Yolunun Sonu Melekeliğe Çıkar" başlıklı yazısı ile başlıyor. İskender Pala aşka divan edebiyatındaki sanatçıların gözü ile bakmıştır ve şöyle eklemiştir: "Sevilmek umuduyla sevmek beşeriyet ama sevmeyi bir görev bilerek sevmek melekiyet demektir". Yazar, burada da diğer eserlerinde olduğu gibi divan sanatçılarının beyitlerine yer vererek okuyucuya vermek istediği mesajın özünü kavratmaya çalışmıştır. İskender Pala burada aşkı manevi boyutta ele alarak aşkın cennet emelinden uzaklaşıp cemale erme hedefini gözettiğini vurgulamıştır.

Kitabın ikinci başlığı ise Eda Bildek tarafından "Sessiz Gemi" başlığı altında kaleme alınmıştır. Bu yazarımız Yahya Kemal'in Nazım Hikmet'in annesi Celile'ye olan aşkını anlatmıştır. Yazının ilk başlarında yazarımız, Yahya'nın çektiği aşk acısının yüreğine nasıl oturduğunu, bu aşk hikâyesini yazıp yazmamak arasındaki bocalamalarını ve kendi iç konuşmalarını ele almış. Daha sonra Yahya'nın ve Celile'nin dilinden bu iki aşığın yürek acılarını, kalp ağrılarını, özlemlerini, hasretlerini, hüzünlerini anlatmış. Celile, Yahya'nın onunla asla evlenemeyeceğini anlayınca duramaz onunla aynı şehirde, toplar dağınıklığını, dağıtır yüreğinin eteğinden gözyaşlarını Paris'e doğru uzaklaşır. Yahya'nın aklı uzaklara, çok uzaklara kaçar. Yahya denize karşı kalbi aşka telaşlı, aklı kaçık bir halde mırıldanır ve yüreği Celile'ye dökülür. Hepimizin bildiği o Sessiz Gemi şiiri hazin bir aşkın sözcüklere dökülmüş hali olarak çıkar karşımıza. Yazar, bu aşk hikâyesini en son şu sözlerle sonlandırıyor: "Gitmekle aşk bitmiyor, git demekle vazgeçilmiyor..."

Aşk Leyla ile Mecnun'du. Aşk Arzu ile Kamber, Kerem ile Aslı, Kimya ile Şems'ti. Aşk bazen bir vuslat rüzgârı bazen bir ayılık şarkısı çoğu zaman da arafta kalmaktı. 33 yazar da aşkı o kadar güzel anlatmış ki bazen sayfalar arasında kendinizi kaybedeceğiniz yerler olacak. Her yazar yüreğinden damıtarak anlatmış. Kimisi Ferhat'ın dağlarında yorgun, kimisi Mem u Zin'in mezarında hüzünlü... Her gönül aşkın makamında kendi hikayesini ateşle yazar ve aşkın sırrını ateşle terbiye alan âşık anlar.

“Dünyada hiçbir şey yokmuş. Hatta daha dünya yokmuş.Yalnızca Allah varmış. Allah bilinmeyi sevdiği için, Bir nur yaratmış yarattığı nura Celal ve rahmet nazarıyla bakıp "Muhammed ol" demiş.”
İskender Pala.
Benim için uzun bir dönem sonunda bitirdim kitabı malesef. Mükemmel bir dille yazılmış. Şiir tadında, kadife gibi yumuşacık bir bülbülün ağzından okuyor, dinliyor olucaksınız. Okurken Mekke’ye Medine’ye gidiyor, bir ağacın arkasından efendimizi izliyor, büyük sahabelerin yanında konuşulanlara kulak veriyor, hüzünleniyor, ağlıyor ve canınız yanıyor. İslam tarihine dair bilmediğim çok şey öğrendim. Okumanız dileğiyle..
“Mirac seven ile sevilenin vuslatıydı. Taif'te kalbi kırılan cana, Cânân'ın lütuf ve ihsanıydı. Ama anlamadığım oydu ki, bir âşık, mâşuka varınca neden geri dönsündü? Sevgilinin kapısına erişince geri dönmek âşıklığı zedelemez miydi? Gaye, sevgiliye varmak ise, vuslattan sonra hasreti kim isterdi? Ama gülüm istemişti. Bütün salih kardeşlerini, Cebrail'i, kendi hamuru olan nuru, kısaca öz vatanı bırakıp yeniden gurbete gelmişti? Düşündüm ve onun bütün insanlardan ve diğer nebilerden neden daha üstün olduğunu anladım. O, garipler garibi arkadaşları için Sevgili'den ayrılmıştı. O inananlarını ateşten korumak için kendini yeniden Kureyş ateşlerinin içine atmıştı. O vahyi tamamlamak, sözü mühürlemek üzere ülvi âlemden süfli âleme tenezzül buyurmuş, ümmeti için yapabileceği en büyük fedakârlığı yapmıştı. Üstelik paha biçilmez bir hediye getirerek. Öyle bir hediye ki hakiki Sevgili'nin aşkıyla bütün arkadaşlarına tek tek yanma fırsatı sunuyor, o aşkın alınlarında nur olarak parlamasına zemin hazırlıyor, günde beş kez Sevgili'yle buluşma imkânı tanıyordu. Hangi yüce sevgili günde beş kez aşığına buluşma vaat eder ki?” (Sy:285)