• Ama gerçekten, hayat bu tip boktan muamelelere katlanmak için fazla kısaydı. İnsanların tepene çıkmalarına izin verirsen başına geleni de hak edersin..
  • "Aşkın nuru yere indi
    Suyun rengi nura döndü
    Hep susuzlar suya kandı
    Muhammed doğduğu gece"
  • gel benimle- demiştim- kimsenin ermediği
    doruğa, bak nasıl ağrıyan yerim çarpıyor orda,
    ne bir karanfil buldum, ne bir gemici şarkısı
    orda, aşkın açtığı yaradan başka.
  • Bazen Hatice'nin yüreğini dinledim, minnet gördüm; bazen gülümün kalbine baktım şükür okudum. Aşkın saygıdan, dostluktan, mahremiyetten, paylaşmaktan ve ortak düşünceden ibaret olduğuna böyle karar verdim.
  • _ Senin gözlerinde ne var biliyor musun? Başka bir zaman..
    _ başka bir zaman?
    _ beli... Aşkın başka bir zamandadır canım dost!
  • Daha önce Sovyetler'de iki evlilik yapmış olan Nazım,bu yeni sevdaya düşmekte gecikmedi.
    Kızıl saçlı,yeşil gözlü bu kadına tutulmuştu.
    O kadar ki,10 yıl önce,''Aşk şiirine imza atmaya değmez,'' diyen devrimci şair, şimdi,''Biz de çakarız o meretten biraz,'' diye aşk şiirleri yazar olmuştu.
    Piraye, iki çocuğu olduğu için kararsızdı yeni bir evliliğe. Üstelik ailesi de ''komünist bir şair''le evlenmesine kesinkes karşıydı. Bu yüzden tam iki yıl boyunca, ''evet''demedi Nazım'a.. Sonunda 1932 başında teslim oldu Piraye ve o yıl evlenmeye karar verdiler.Çok değil , 1933'ten itibaren bu mutlu hava, bulutlanmaya başlayacaktı. Ve Nazım için, komünizm propagandası yapmak ve gizli örgüt kurmak suçlarından tutuklanmalar başlıyordu...

    Mutlu günler kısa sürmüştü.Şimdi tam 17 sene farklı cezaevlerinde yazılan mektuplarla sürecek hasret yılları başlıyordu.1933'ün sonuna doğru yazdığı bir mektupta, '' Karıcığım,aşk mektuplarımıza elveda,'' dedi Nazım...
    Çünkü savcı idamını istiyordu.
    Piraye panik halinde yazdı cevabını... ''Seni asarlarsa yaşamam,''dedi..
    Nazım, adeti veçhile yine bir şiirle sildi eşinin gözyaşlarını.
    ''....Yaşarsın karıcığım, kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgarda ; yaşarsın,kalbimiz kızıl saçlı bacısı..En fazla bir yıl sürer yirminci asırlarda ölüm acısı..''
    Cumhuriyeti'in 10.yıl şerefine af çıkarılmış ve Nazım, 1934'ün Ağustos'unda salıverilmişti.
    O artık Ailesi reisiydi.Piraye'ye dingin bir hayat sözü vermişti. Ama olmadı , Cihan Harbi'nin yaklaştığı ve ırkçılığın prim yaptığı zamanlarda , Sovyet demokrasisini öven kitaplar yayımlıyordu. Sonunda 17 Ocak 1938'de bu kez anayasal düzeni değiştirmek için komplo kurmak iddiasıyla tutuklandı.
    ...Şimdi Donanma Davası'ndan aldığı 13 yıllık cezayla,toplam mahkumiyeti 30 yıla yaklaşmıştı.1939 yılında İstanbul tevkifhanesinde pastel boyayla çizip Piraye'ye yolladığı portresinde,mavi gözleri endişeyle bakıyordu.
    Mektuplarında ''Seni seviyorum, seni sayıyorum,''diye yazan Nazım'ın dilinde,''Gün batar,kuşlar döner/Dönmez bu yoldan beklenen,'' şarkısı vardı artık...

    Piraye'nin kömür alacak parası dahi kalmamıştı, tek beklentisi eşinin bir an önce yanında olmasıydı. Çaresiz mektuplar, karşılıklı gönderiliyordu. Şu satırları yazmıştı Nazım, '' Bilirsin ya,senin bir parmağın da benim yüzümden yanmıştı.Zaten benim yüzümden yanan yalnız parmağın mı ? Senin gençlik günlerinin saadetini yaktım, mahvettim.'' Nazım 15 yıldır hapisteydi. Bedenen hasta düşmüş, ruhen yorulmuştu.Artık Piraye'sine yazdığı şiirlerde,sevdadan çok imkansızlığın izi vardı. ''sende, uzaklığı, sende, ben, imkansızlığı seviyorum.Fakat asla umutsuzluğu değil..''
    1948 yılı başında ziyaretine dayısının kızı Münevver Berk geldi.Hem akraba hem evli olmalarına rağmen bu görüşme yeni bir aşkın kıvılcımlanmasına vesile oldu.Nazım'dan 16 yaş küçük bu kumral,yeşil gözlü kadına sırılsıklam aşık oldu.Cumhuriyet'in 15.yıldönümünde bir af umudu doğmuştu.Nazım, yine özgürlüğüne kavuşacaktı. Bu sebep ile Münevver'e eşinden boşanmasını telkin etti.Birlikte yeni bir hayata başlayacaklardı.Bu karardan sonra en güzel aşk şiirlerini yazdığı karısı Piraye'ye şu satırları yolladı : '' .. karıkocalık münasebetimizi, kesmemiz gerekiyor'' Aralarındaki bu münasebetin artık kesilmesi gerektiğini, birkaç teselli cümlesiyle bildirdi. Hapisteyken bile onu bırakıp gitmeyen Piraye'sine,hayatını mahvettiği kadına , bir başka kadın için, elveda dedi , Nazım..

    Ancak o arada bir başka gelişme oldu ve beklenen af gerçekleşmedi. Münevver, Nazım'ın çıkamayacağını anlayınca bir maceraya atılmaktan vazgeçti ve eşine döndü.

    Nazım, büyük bir pişmanlıkla Piraye'ye '' Seni arkandan bıçakladım'' diye başlayarak yazdı ve af diledi.
    Fakat gelmedi Piraye... Tersine ortadan kayboldu.Tek satırlık mektuplarda,'' Gel,sana muhtacım,'' diye yazan,pişmanlık içinde kıvranan Nazım'la yazışma işini çocuklarına bıraktı.

    Bursa'ya ''Nazım Bey'' diye başlayan ve , '' Hürmetler ederim,'' diye biten bir mektup yazıp avukatlarının isimlerini verdi. Nazım,ölümden söz etmeye başlayınca dayanamayıp oğluyla Bursa'ya gitti ama bu da çare olmadı. Hapishane çıkışında oğlu Memet'e, ''Onu artık sevmiyorum,'' diyecekti.

    Nazım'ın hapishaneden çıkmasından sonra 23 mart 1951'de boşandılar. Piraye, Altunizade'deki evinde inzivaya çekildi.Ortalarda görülmedi pek.. Nazım hakkında hiç konuşmadı.Kimseyle evlenmedi.Ama ölünceye kadar da Nazım'ı affetmedi. 21 Mart 1995'te,89 yaşında, inzivaya çekildiği evinde öldü.

    1950 Temmuz'unda çıktıktan sonra Münnever'e kavuşan Nazım,1951 Haziran'ında Münevver'i ve henüz üç aylık olan oğlu Mehmet'i bırakarak tek başına yurtdışına kaçtı.Şimdi Münnevver de Piraye'nin kaderini paylaşacak ve yıllar sonra buluştuğu Nazım'ı, başka bir kadınla evlenmiş olarak bulacaktı..

    Nazım'ın gönlü, uçsuz bucaksızmış belki ama Piraye öyle mi ? Sığdıramamış kimseyi yüreğine , esir düşmüş sevdiğine. Acısını, kederini gömüp , suratını asıp gitmiş..

    Kafamda oluşan sorular çok net..
    Vefa, nedir ki ? Hangi insanlarda bulunur ''Vefa''? Piraye'den başka kim bilebilir ki ,'' Vefa'' nın anlamını...

    Belki Piraye, Nazım'ın o çok sevdiğim sözünü hatırlattı Nazım'a :
    '' Gitmek '' sadece bir eylemdir.''Unutmak'' ise kocaman bir devrim...

    UNUTMA!
  • Saygıyla dillendirilmiş "sen" sözünün, menfaatle söylenmiş "ben" sözünden daha değerli olduğuna şahit oldum. Bazen Hatice'nin yüreğini dinledim, minnet gördüm; bazen gülümün kalbine baktım şükür okudum. Aşkın saygıdan, dostluktan, mahremiyetten, paylaşmaktan ve ortak düşünceden ibaret olduğuna böyle karar verdim.