Sonra ekledi tilki:
Git, bir daha bak güllere. Seninkinin eşsiz olduğunu anlayacaksın. Sonra gel. Helalleşelim; sana bir sır vereceğim.
Küçük Prens, güllere bir daha bakmaya gitti:
Siz benim gülüme hiç mi hiç benzemiyorsunuz. Şimdilik değersizsiniz. Ne sizi evcilleştiren olmuş ne de siz kimseyi evcilleştirmişsiniz. Tilkim eskiden nasıldı, öylesiniz. O da önceleri tilkilerden bir tilkiydi. Ama ben onu dost edindim şimdi dünyada bir tane
—Dikenler neye yarar?
.....
—Dikenler hiçbir şeye yaramaz. Çiçeklerdeki kötülüğün belirtieidirler
— Ne?
......
İnanmıyorum sana! Çiçekler zavallı yaratıklardır. Kötülük nedir bilmezler. Ellerinden geldiğince kendilerince gövenmeye çalışırlar. Dikenlerine bakıp güçlü olduklarını sanırlar.
.....
Çiçeklerin milyonlarca yıldır dikenleri var. Yine de milyonlarca yıldır koyunlar onları yer. Şimdi, çiçeklerin bunca güçlüğe göğüs gerip hiçbir işe yaramayacak dikenleri neden büyüttüklerini anlamaya çalışmak önemli değil mi sence? Koyunlarla çiçekler arasındaki savaş önemli değil mi? Kızarık suratlı şişko bir bayın toplama işlemlerinden daha mı az önemli? Ya ben kendi gezegenimden başka hiçbir yerde yetişmeyen, eşine rastlanmadık bir çiçek tanıyorsam ve günün birinde ne yaptığını bilmeyen bir koyun onu Bir lokmada yutuverirse, sence önemli değil mi?!
Arkasını getiremedi. Hıçkırıklar boğazını tıkamıştı
Demiştin ki:
"Günde tam kırk dört tane günbatımı gördüğüm olmuştur."
Sonra da eklemiştin:
"Biliyor musun, insan üzgün olunca günbatımının tadına daha iyi varıyor."
"Demek sen kırk dört günbatımı izlediğin gün pek üzgündün?"
Küçük Prens buna karşılık vermedi