"Başına buyruk bir şekilde olmaz," dedim sert bir sesle. "Benim sözlerimi dinleyeceksin."
"Ben bir örgüt lideriyim, farkındasın değil mi?"
"Ve ben de Eftalya Atalar'ım, o örgüt liderinin avukatıyım," dedim çenemi kaldırarak. "Başkaları senin emirlerine, sen benim emirlerime itaat edeceksin. O kadar."
Kendini anlayabildiğini söyleyen yalan söyler. Kim olursa olsun. Kendinin kim olduğunu öğrenmek için birilerine para verenler var bu hayatta. Empati, sempati, ne de havalı kelimeler. En iyi niyetli düşünce bile bencil. Kendi söküğünü dikemeyen benciller güruhu. Kendini tanımadan, başkalarıyla ilişkilerine isimler takan zavallılar. “Başka türlü tarif edemeyiz.” Yapma ya! Siz kimsiniz? Buyurucular, biliciler. Cevap verin bakalım; neden bu genç yaşında ölüm hastalığına yakalanır güzel abim? “Kendine iyi bakmadı, har vurup harman savurdu.” Yav, ben kendini anlamaktan bahsediyorum, kendine bakmak nedir? Bir aynanın karşısına geç, bak bakabildiğin kadar. Geçer mi böyle ömür? Ben böyle görmedim, böyle öğrenmedim ayrıca. “Hayatın devamı, değişen koşullara ayak uyduranlara bağlı.” Lan, sizin yaşınız kaç? Yüz falan olsa gerek di mi? Anlaşılan bugünden yarına değişebilecek kadar da oynaksınız. En büyüğümüz bile o yaşın yarısını biraz geçmiş. Sizin bu asırlık bilginize yetişmemize daha çok var. Ayıp olmuyor mu? Bir yandan bin yılların kadim öğretisine kısa bir ömürde erişmemizi isteyin, öte yandan o öğretiyi hemen unutmamızı… Mağazasınız lan siz! Birçok şubesi olan “Atalar” mağazası…
Her insan topluluğunun olduğu gibi eski Türk topluluklarının da ilahi dinlere girmeden önce özgün inanç sistemleri vardı. Başka dinlere girmelerine rağmen eski inanışlar değişiklik geçirmekle birlikte günümüze kadar ulaşmıştır. Yazılı kaynaklara göre Türklerin bozkırlarda sürdürdükleri hayatlarındaki inanç sistemi üç ana başlık altında toplanabilir: Tabiat kuvvetlerine inanmak, ataların ruhlarına saygı göstermek ve gökteki soyut bir tanrının varlığını kabul etmek. Gökteki soyut tanrı (Tengri) kavramı bu üç madde içinde bir din olarak kabul edilebilir.
Doğa ile iç içe yaşayan Türkler doğadaki belirli güçlerle varlıklara saygı duyuyorlardı. Dağlara, ormanlara, su kaynaklarına, mağaraya, ateşe ve fırtına, şimşek, yıldırım, yangın, yağmur, kar benzeri doğa olaylarının ruhlarının varlığına inanıyor ve saygı gösteriyorlardı. Atalara saygı ve onlara kurban sunma inanç sistemlerinin en önemli parçalarından biridir. Senenin belirli zamanlarında ilk çıktıkları atalar mağarası kabul ettikleri yerlere gider, ruhlarına saygı için kurban sunarlardı. Avrasya’nın belirli yerlerinde yüksek noktaları kutsal yer tanımlamışlardır.
…Atalarının adlarını, kim olduklarını unutanlar, kötülük yapmaktan utanmazlarmış. Çünkü o zaman insanın nasıl biri olduğunu ne çocukları bilirmiş ne de çocuklarının çocukları.