Cihan altüst olurken, seyre baktın, öyle durdun da,Bugün bir serseri, bir derbedersin kendi yurdunda!Hayat elbette hakkın, fakat ona sahip ol haykırarak; Sağırdır kubbeler, tek ses duyar: Uğraşıp kazanmak.
Yalnız kendi başın mı dertli sanırsın,
Gölgesi yeryüzünde avare insan?
Taş da istemezdi yosun tuttuğunu;
Solmakta her çiçek kokusu uçunca.
Tasadır ağaca rüzgârda yaprağı;
Her kuş yanar az çok ölen yavrusuna;
Sivrisinek de halinden memnun değil;
Vızıltısı şikâyet makamındadır.
Bir çocuk gibi ağladım: "Sevgili dağlar! Güzel gölüm! Bu avare dostunuzu böyle mi karşılıyorsunuz? Zirveleriniz
aydınlık, gökyüzü ve göl mavi ve dingin. Huzurun habercisi mi bu, yoksa mutsuzluğumla alay mı ediyorsunuz?"
Bütün bu kalabalık içinde çölde garip ve avare kalmış, yolunu kaybetmiş bir seyyah gibiyim. O kadar yalnızım, o kadar kendimi herkesten ayrı, herkesten başka buluyorum ki yavaş yavaş kalbimi bir korku, acı, büyük bir korku, "Ne yapacağım, nasıl yaşayacağım?" korkusu harap ediyor.
Yazgısıyla böylesine yapayalnız mıydı? Binlerce insanın aynı yazgıyı paylaştığını, yaşamında meydana gelen şeylerin her gün yaşanan bir trajedi olduğunu biliyordu, ama yine de daha önce kimsenin bir acıyı böylesine keskin hissetmediği duygusuna kapılıyordu. Şu dünyada ne çok avare vardı!