Puan vermedi·112 syf.··
2026 20. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 27 Nisan 2026 02:16
Kıymetli yazar Nihan Feyza Lezgioğlu Çatlaklar Eşikler Avuntular'ında Yalnız Adam kitabından bir alıntıya yer vermiş. Alıntı ilgimi çekince kitabı okuma isteği uyandırmıştı. Okumama vesile olduğu için çok teşekkür ederim Kitaba gelecek olursak,Yalnız Adam absürd tiyatronun önde gelen isimlerinden Ionesco'nun tek romanı. Tam bir felsefi roman, oldukça yoğun bir anlatıma sahip. İnsanın cennetten (esas evinden) koparılıp dünyaya gönderilmesinin (özellikle bunun bir 'fırlatılma' olarak görüldüğünde) sebep olduğu metafiziksel bunalımın bir insanın hayatında nasıl bir etki yaratabileceğine dair müthiş bir bakış açısı sunuyor. Barbara Cassin ev nedir, insan ne zaman evindedir sorularına Odysseus, Aeneas ve Hannah Arendt örnekleri üzerinden nostalji ile vatan, sürgün, anadil arasındaki ilişkiyi irdeleyerek bir cevap aradığı Nostalji kitabında bazen bir eşyanın (Odysseus için yatak), bazen anadilin, bazense tamamen yürekte beslenen o hissin 'ev'de olma hissini yaşatabildiğini ifade eder. Ancak görüldüğü üzere o hissi vermeye sebep şeyler kişiden kişiye değişebiliyor. Ve galiba en kötüsü insanın hiçbir zaman 'evimdeyim' hissini yaşayamaması; işte başkarakter de bu hissi hiçbir zaman yaşayamıyor. Augé'nin yok-yerler olarak kavramsallaştırdığı yerlerden birinde -bir lokantada- sık sık soluğu alıyor ama o mekân sorgulamalarını, içinde bulunduğu buhranı derinleştirirken 'dünyada geçip giden bunca insan varken yalnızım' düşüncesini katmerlendiriyor. (Sadece mekânın sorgulamaya verdiği yönü yazarın nasıl yansıttığını görebilmek için dahi okurdum ben bu kitabı, öyle iyiydi) Bu yalnızlık kişinin içinde bulunduğu derin sorgulamaların, gerçek eve hasretin beraberinde getirdiği bir yalnızlık. Zira kendisini oranın bir yabancısı olarak görüyor. Okurken sık sık aklıma Truman Şov filmi geldi
Yalnız AdamEugene Ionesco · Yapı Kredi Yayınları · 1973690 okunma
Çaresizliği Yenmek
10/10
·256 syf.··
2025 19. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 21 Kasım 2025 09:44
Uzun zamandır okuma listemde yer alan kitaplardan biriydi Hakkâri’de Bir Mevsim. 2025’in son aylarında nihayet okuma fırsatı buldum. Sayfalarını araladıkça, bu kitapla neden bu kadar geç tanıştığımı sorguladım. Gerçek ile düş arasındaki sınırların silikleştiği bu hikâyeyi, şiirsel bir üslupla anlatışı beni derinden etkiledi. Hikâyeyi, kış mevsiminde yolu Hakkâri’ye düşmüş bir adamın anlatımından dinleriz. Kara kaplı seyir defterine notlar düşer. Cüzzam ve trahom gibi hastalıklardan ölen çocukları, karlı yollarda küçücük tabutları taşıyan adamları, ateşler içinde kalan bedenleri, yoksulluğu, eşitsizliği, okuma yazma bilmeyen çocukları, soğuğu anlatır… Bir yandan da kimlik ve varoluş üzerine kendisiyle bir hesaplaşma içindedir. Kara kaplı defterine şunları yazar: Kim olduğunu bil. Düşleri bırak ve gerçekle ilgilen. Bulunduğun coğrafyayı, insanlarını, dilini, iklimini, hayvanlarını, ölümlerini öğren. Nerede olursan ol yaşamayı sürdürmeyi bil ve gereksiz sorulardan kaçın. Var olmak için ne yapmak gerekir, diye sorar kendine. İşe yarar bir şeyler yapmak gerekir, bunu öğütler. Köydeki çocuklara kendi dilini, mikropları, hastalıklardan korunmayı, hesap yapmayı, temizliği, saymayı, okumayı, denizleri, yönetimleri, büyük kentleri ve yıldızların neden uzak olduğunu öğretir. Çocuklarla birlikte o da, karada, dağ başında, başka insanlarla, kötü beslenerek, bebeklerin ölümünü görerek, ölmeden, çıldırmadan da yaşanabileceğini, hayattan kaçmaması gerektiğini öğrenecektir. “Bir tek şey istiyorum: Çaresizliği yenmek.” Cüzzamın, trahomun bir alınyazısı olmadığını ve hiçbir şeyin alınyazısı olmadığını haykırır çocuklara yazar. Ben de doğduğumuz coğrafyanın kültürel, ekonomik, dini koşullarının ya da başımıza gelen sarsıcı olayların bizi çaresizliğe mahkûm etmemesini diliyorum.
Hakkari’de Bir MevsimFerit Edgü · Everest Yayınları · 202313,9bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Puan vermedi·128 syf.·
2025 44. kitabı
"Dünyadasın. Bunun tedavisi yoktur." diyor Samuel Beckett. Oriana Fallaci de doğmak üzere olan çocuğun doğmasının mı yoksa doğmamasının mı iyi olacağını sorguluyor. Merhamet; acı da çekeceğini bildiğin 'şey'e neden olmak, hayat vermek midir yoksa bunu reddetmek midir? Başkası yerine karar vermek bu kadar kolay olmamalı diye düşünüyorum. Konu “çocuk beni dünyaya getirin de demiyor getirmeyin de” değil. Konu, çocuk kabul etse de etmese de ‘soramıyor oluşumuz.’ Fikrini almamamıza rağmen tercih çok çok büyük oranda hayat verme/ mevcudiyet kazandırma/ dünayay getirme/ varlık yönünde oluyor; ‘yokluk’ yönünde tercih yapan sayısı çok çok az. (Bunu da genelde Avrupa-Amerika bölgesinde görüyoruz.) “Kimse, kimselerin fikrini sormamış bu konuda, onlar da doğmuş, yaşamışlar, gene doğup doğmamak konusunda seçme hakkı tanınmayan birini dünyaya getirdikten sonra ölmüşler. O doğan da aynı şeyi yapmış, milyonlarca yıl, sıra bize gelene dek sürüp gitmiş bu.” diyerek Fallaci, doğumun bir nevi ‘gelenek, tabu’ halini aldığını belirtiyor. Belki bu geleneğin altında yatan nedenler şunlardır: Kimse “sağlık sorunu var” demesin; mahalle, arkadaş, iş, aile ortamına girildiğinde rencide olmamak/küçük düşmemek; mahalle baskısı; büyüklerden gelen ‘kural’ın sorgusuz sualsiz kabulü (herkes nasıl biz de öyle anlayışı); cinsel yönden tatmin ( çocuk yapmadan da tatmin olunabilir); “keyfim/ canım öyle istiyor” bencilliği- menfaati; başkasına göre iş yapma (başkaları anne/baba oluyor, bu duyguyu tadıyor ben neden mahrum olayım); anne/baba diyen biri olsun (kendini yüceltme); can sıkıntısını giderme; eşlerin anne/babalarının “torunumuz var” demelerini sağlama; soyun devamı; çevreye kalabalık görünme; işlerin/servetin başına geçme; kan davası; yaşlılıkta bakım; toplumda ‘var olmak, kabul görmek’ (beni de
Doğmamış Çocuğa MektupOriana Fallaci · Can Yayınları · 20222,409 okunma
Artık sonuna gelmiş olsam bile beklemeye değmiş diyebilmeli.
9/10
·232 syf.··
2025 98. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 26 Ekim 2025 11:09
Tatar Çölü, okurunu bekleme üzerine düşüncelere sürükleyen oldukça etkileyici bir eser... Kitapta bir teğmen olan karakterimiz Drogo'nun ilk ataması Tatar Çölü'ndeki Bastiani Kalesi'ne yapılır. Kale, şehirden uzakta, ücra bir yerdedir. Drogo kaleye gittiğinde "Ben geçici olarak buradayım, her an gidebilirim..." der her fırsatta. Kaleden gitmenin yolunu arar ancak oradakilerin telkinleriyle dört ay daha kalmaya ikna olur, derken bu süre zarfında kaleye alışmış olur. Artık kale onun konfor alanıdır ve değişim her ne kadar gerekli olsa da zordur. Hani bir söz vardır; "İnsana bildiği cehennem bilmediği cennetten daha güvenli gelir." diye. Drogo'nun durumu tam da böyledir. Drogo gitmekte zorlandıkça kendisini kaleye bağlayacak avuntular bulur, bir gün kaleye saldıracak olan Tatarları beklemeye başlar. Peki Tatarlar gelecek midir? Drogo onlarla savaşabilecek midir? Zaferi tadabilecek midir? Yoksa... "Beklenen geç geliyor; geldiği sırada insan başka yerlerde oluyor."diyen Oğuz Atay ve "Yıkıldı yolunu bekleyen şehir Şimdi gelsen de bir, gelmesen de bir." diyen Nurullah Genç mi haklı çıkacaktır?... Bu kitabı okurken "bekleyen" kitap karakterleri canlandı zihnimde, Drogo'yu Oblomov 'a benzettim. Oblomov da bekliyordu değil mi? Yaşam enerjisini, hevesini bekliyordu. Mücellâ 'yı hatırladım, yuva kuracak müstakbel eşini, aşkı bekliyordu o da... Sonra beklemek deyince Leyla ile Mecnun 'daki İsmail Abi'yi anmamak olmaz, gelmeyecek bir gemiyi bekliyordu o... Henüz okumadığım ama buradaki incelemeler sayesinde konusuna aşina olduğum Godot'yu Beklerken kitabı da aklıma geldi, onu da okumalıyım dedim hep... Yakın zamanda okuduğum Bekleyecek Vaktim Kalmadı Artık kitabında Jean-Louis Fournier şöyle diyordu Tatar Çölü için: "Ömrümü beklemekle geçirmiş olacağım, hatta çöldeki Tatarları bile...Tatar Çölü'nde Drogo Tatarları bekler. Onlarla hiç
Edebiyat
Tatar ÇölüDino Buzzati · İletişim Yayınevi · 201819,8bin okunma
"Hazır Giyinmişiz"
Puan vermedi·336 syf.··
2025 3. kitabı
Durumları konusunda bilgi aldığı, sevinçten, küçük hazlardan yoksun, bir kenara itilmiş, hiçbir hesaba katılmamış, yaşamış, sevmiş, unutulmuş, bir zamanlar birileri olup da sonra hiç var olmamış, iz bırakmadan geçip gitmiş olan "öndekiler" için yumruğunu havaya kaldırıp Tanrısıyla kavga eden bir adamın hikayesi..Kimdir "öndekiler"? Oldukları şey olmaktan çıkıp da eskisi gibi hesaba katılmayan sen, ben, o.. Bay Salomon..Hiç tanımadığı kimselere "iyi titreşimler" göndererek onların diğer tarafa bir parça da olsa mutlu gitmelerini sağlayan bir Kral..Kral dediysem ülkesi ve tebaası olan birinden bahsetmiyorum, aksine hiç kimsesi olmayan bir yapayalnız. Karşı çıkan bir adamdır o, gösteri yapan bir adam. Çoktan unutulmuş, toz zerresi olmuş önemsiz kişilerin anılarını yaşatmak üzere eskicilerden kartpostal toplayıp buluşma yerlerine giden, kartpostallarda verilen ama 1920'lerde kalmış adresleri arayıp bulan ve saygısını sunan bu Kral, şöyle diyor: "Çocuk dünyaya gelir gelmez ne yapar? Bağırmaya başlar. Bağırır da bağırır. Neden bağırır peki? Hazır giyim başlamaktadır da ondan..Acılar, sevinçler, korku, sıkıntı, bunalım demeyelim hadi...yaşam ve...kısaca bütün gerisi. Sonra avuntular, umutlar, kitaplardan öğrenilen ve adına çoğul olarak felsefe denilen şeyler...Bunlar da hazır giyimdir. Kimi zaman çok eskidir bu hazır giysi, hep aynı kalır, kimi zaman da günün beğenisine göre bir yenisi bulunur..."
Edebiyat & Roman
Kral Salomon'un BunalımıRomain Gary (Emile Ajar) · Agora Kitaplığı · 2011295 okunma
Puan vermedi·382 syf.··
2025 10. kitabı
·
48 günde okudu
·
Okunma: 01 Temmuz 2025 17:22
Doğu-Batı arasında kalmış bir deliliğin absürtçe kurusallaşmasını okumaya ne dersiniz? Küçüklüğünden beri talihsizlikler peşini bırakmamış bir isim Hayri İrdal. Öldü sanılan ama dirilen halasının sorunları, maddi imkansızlıklar, saatlerle dolu bir küçüklük... Ve kendisi de bir türlü tutunamaz hayata. Absürt ortamlarda kendine sanal gerçeklikler oluşturur. Ruh çağırma ortamları, alkol gibi çeşitli avuntular bulur. Taa ki... Halit Ayarcı ile tanışana kadar. Halit Ayarcı, Hayri'yi tutar kaldırır, birlikte Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nü kurarlar. Bu enstitü ile kurulan yerler kişilerin saatlerini ayarlar. İnanılmaz yoğun bir bürokrasi dönemi başlar. Tanpınar'ın şiirsel ve özgün anlatımı yanında, bolca sembolik yapılar da görürüz. En önemli anlatı doğu-batı arasında kalmış birey üzerinden yapılır. Hayri İrdal'in saatlere ilgisi dayısının ona küçükken verdiği saat ve yanında çırak olduğu Muvakkit Nuri Efendi ile başlar. Bu dönemi, dönem karakterlerinin mistik yapısını Osmanlı temsili olarak açıklayabiliriz. Ve tabii ki enstitü ile başlayan bürokrasi ağını yeni kurulan Cumhuriyet'e benzetebiliriz. Hayri hiçbir şeye kendi karar vermez enstitüde. Aklı almaz ama gene de buraya dahil olur. Hatta eski saatleri Mübarek'in şaşan dakikaları ile asla şaşmayan enstitü sonrası saatleri bile bu çatışma ile okuyabiliriz. Yüzeysel Batıcılık dışında modernizmin çoğu alanına eleştiri vardır. Evet saatler ayarlanır, insan her şeyi kontrol altına almaya çalışır ama acaba bu, ne kadar gerçekçidir? Birey modern dünyada ilerler fakat çoğu zaman neyi neden yaptığını bilmez. Nietzsche'nin sürü insanı gibi sürekli bir düzene uyar gider. Psikanaliz, spiritüalizim eleştirileri de bir modernizm eleştirisi oluşturur. Hatta burada Foucault dili
Saatleri Ayarlama EnstitüsüAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 202353bin okunma