Küskün Kahvenin Türküsü
Hava yeniden soğudu, kış bastırdı kasabaya. Fabrikada daha son vardiya değişmeden ortalık kararıyordu. Çocuklar giysilerini çıkarmadan yatıyor, kadınlar ısınmak için ateşin başında eteklerini arkadan kaldırıp aygın baygın duruyorlardı. Yağmur yağdıktan sonra, çamurlu yoldaki tekerlek izleri donup sertleşti; evlerin pencerelerinden lambaların hafifçe yanıp sönen ışığı görülüyordu; şeftali ağaçlarıysa cılız ve yapraksız kalmıştı. Kışın karanlık, sessiz gecelerinde kahve, kasaba için sıcacık bir toplanma yeriydi; ışıkları öyle parlaktı ki, dört yüz metre öteden görülebiliyordu. Salonun arkasında kurulu büyük demir sobanın dışı gürül gürül, çıtırdayarak yanan ateşle adeta kızarırdı...
Sayfa 58 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 9.Basım, Ağustos 2024·Kitabı okudu
Bir su aygın kadar yaralıyım dünyadan Anlıyor musun? İçimde uzağa bakan bir zürafa var Hayat orda burda her yerde kaynıyor. Birazdan öleceğim, içeceğim su nerde?
Alıntı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Sosisli sandviçlerin en seçmesi sizin için Hardallar ve denizaşırı bitkileri Gönlünüze göre aygın baygın ezgiler İnanmışlığınız, sevinmişliğiniz, uygunluğunuz Bir adamın bakışı size Bir kadının kalçalarını oynatması size Gök mavi oldumuydu sizin içindir Aşkolsun size Sizden utanıyorum özür dilerim Gelecek günlere başsağlığı dilerim
Sayfa 181·Kitabı okuyor
Şiir
Çiçek kokularını duymak istemiyorum kardeşim/aygın baygın leylaklar/ Sümbüller, akasyalar doluşmasın odama/ Biranın köpüğü dudaklarımı gıdıklamasın/ arkasından parlak serinliğini tatmayayım/ Yumuşak yataklara gömülmesin gövdem/ Bir dizeyle kanırmasın yüreğim/ Hışırtılı, yeni giysiler görmesin bedenim/ Bir kadının üstünde sarsılmayayım/ Yüreğim dolmasın sevecenlikle, bir dostun karşısında/ Kuluncuna giren kurşunu duymak istemiyorum kardeşim/ Ve boynuna geçirilen halkayı boğazımda/ boyun kemiğini kıran ipi ve gövdenin çelik soğukluğunu senin …
HAN DUVARLARI Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı, Bir dakika araba yerinde durakladı. Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar, Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar... Gidiyordum, gurbeti gönlümde duya duya, Ulukışla yolundan Orta Anadolu'ya. İlk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık! Yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık, Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı... Arkada zincirlenen yüksek Toros dağları, Önde uzun bir kışın soldurduğu etekler, Sonra dönen, dönerken inleyen tekerlekler... Ellerim takılırken rüzgârların saçına Asıldı arabamız bir dağın yamacına. Her tarafta yükseklik, her tarafta ıssızlık, Yalnız arabacının dudağında bir ıslık! Bu ıslıkla uzayan, dönen, kıvrılan yollar, Uykuya varmış gibi görünen yılan yollar Başını kaldırarak boşluğu dinliyordu, Gökler bulutlanıyor, rüzgâr serinliyordu, Serpilmeye başladı bir yağmur ince ince, Son yokuş noktasından düzlüğe çevrilince Nihayetsiz bir ova ağarttı benzimizi, Yollar bir şerit gibi ufka bağladı bizi. Gurbet beni muttasıl çekiyordu kendine, Yol, hep yol, daima yol... Bitmiyor düzlük yine. Ne civarda bir köy var, ne bir evin hayali, Sonun ademdir diyor insana yolun hali. Ara sıra geçiyor bir atlı, iki yayan, Bozuk düzen taşların üstünde tıkırdayan Tekerlekler yollara bir şeyler anlatıyor, Uzun yollar bu sesten silkinerek yatıyor... Kendimi kaptırarak tekerleğin sesine Uzanmışım, kalmışım yaylının şiltesine. Bir sarsıntı... Uyandım uzun süren uykudan,
Sayfa 15 - Yapı Kredi Yayınları
Aygın
"bir gün nasılsa bütün acılar eskiyecek"