— Hiçbir şey anlamadım.
demesine rağmen, kafasını bulandıran ve tüm bunları bilen adama ilgi duymaya başlıyor içkisi yenilenen kadın.
— Siz kozmik olarak tüm evrendesiniz. Ölümsüzsünüz! Buyrun, bize gidelim, ayıptır söylemesi, birbirinden uzun teleskoplarımla size bunu mum ışığında kanıtlayayım!
diye pis bir kahkaha atıyor şıpyaptı bey.
Elinizle onu belinden tutuyordunuz sonra öpüyordunuz
Siz bizi görmüyordunuz
Biz ağacın tepesinden seyrediyorduk
Siz onu çok öpüyordunuz
Ötesini söylemeyeceğim Bay Yabancı
Ben siz belki bilmezsiniz on yaşındayım
Annem böyle konuşmak ayıptır dedi
Annem o kadına şeytan aiyor
Bizim kediler de ona tuhaf tuhaf bakıyorlar
Siz şeytanı çok seviyorsunuz galiba Bay Yabancı
Siz şeytanı niçin bu kadar çok öpüyorsunuz
Kabul ediyorum sizinki bizimkinden daha güzel
Ama bizimki sizinkinden daha efendi daha utangaç
Onu hiç görmedim o bize hiç gelmiyor
Hele yağmur onu hiç deliğinden çıkannıyor sanıyorum
Ben yağmuru çok seviyorum Bay Yabancı
Sizin ıslak saçlarınızı hiç sevmiyorum
Tunusluların saçlarına benzemiyor sizin saçlarınız
Bizim saçlarımıza benzemiyor sizin saçlarınız
Ben karayım beni de amcamın oğlu seviyor
Sizin o kadını sevmiyor Süleyman
Süleyman benden başka kimseyi sevmiyor
Ben de onu seviyorum
Onu ve bizim evi seviyorum
Bizim evin her tarafı tahtadandır
Ayrıca matmazelin üzerine
Bir akrep atabileceğimi de düşünün
Tam karnının beyaz yerinden tutarsanız bir şey yapmaz
Ama onu Matmazel bilmez ki o tam kuyruğundan tutar
Sizin Matmazel bir ölse siz onu bir daha göremezsiniz
Halbuki bizim ölülerimizi teyzem görüyor
İşte benim kırk yıllık yaşamımda vardığım sonuç! Kırk yaşındayım artık; şaka değil, kırk yıllık koca bir ömür, yaşlılığın ta kendisi! Kırkından fazla yaşamak ayıptır, aşağılıktır, ahlâksızlıktır. Kim yaşar kırkından fazla? Haydi, bana açıkça, elinizi vicdanınıza koyarak söyleyin! İsterseniz size ben açıklayayım: Aptallar, namussuzlar yaşarlar kırkından sonra. Bütün ihtiyarların, o ak saçlı, güzel kokular sürünmüş güzel ihtiyarların yüzüne karşı söylerim bunu! Hatta çıkar, sokaklarda haykırırım! Buna hakkım var, çünkü kendim de altmış yaşıma kadar yaşayacağım! Üstelik yetmişimi, seksenimi bulacağım!..
güneş açık bir şarkıdır aklımda
sen de yanımdasındır ama
uzaklarda
belki her şey uzakta
belki yerden ve gökten
belki senden ve benden
belki ikimiz birlikte olmaktan
yalnızlık ne zordur ne de ayıptır
sen gene de bunu bir aşk mektubu bil
ama bil ki biziz bu uzaklığı yapan
Sen onu bunu kendine ne dert ediyorsun kardeşim? Sen kulübün başına kim geçecek onu düşün. Bak, hafta sonu maç var. İki bağırır, bir slogan atarsın. Bayrağı bir o yana bir bu yana sallarsın. İçin ferahlar. Evde yemek yokmuş, baban kirayı ödeyemediği gerekçesiyle kendini asmak için nalbura ip almaya gitmiş, sana ne! Sen hiç o mavi gözlü kızın TV 'de, üzeri çikolata kaplı dondurmayı ne büyük bir şehvetle ve aşkla yediğini gördün mü? Al bir dondurma; ye, otur aşağı. Git bir de kredi çek. Farkında değil misin, bankalar seni senden daha çok düşünüyor. Hazır seni düşünenler varken, sen kendini düşünüp niye zahmet ediyorsun ki? Bak, Çatalca'ya bir kanal açılıyor şimdi. Artık İstanbul' da iki boğaz olacak. Bu hükümet başta kaldıkça üçüncüsü de olur, dördüncüsü de. Sen düşmüşsün kendi boğazının derdine.
Ayıptır ya, yapmayın. Nankörlüğün bu kadarı da fazla. Koyun krediyi cebinize, dondurmanızı da şehvetle yalarken, bir de reklam şarkısı söyleyin: "Hayat ne güzel" diye. Verin oyunuzu da iktidara, dönün 4 "oda" bir salon olan evinize, pencereden denizi seyredin.