Yazmadınız ya, bakın uyuyamıyorsunuz; haydi, dönün bakalım öbür yanınıza; olmadı değil mi? Uyumanız olanaksız! Bu çalışmalarınızı, öngördüğünüz sürede bitiremezseniz mi? Kıyamet kopmaz ya! Bugün yazamayışınıza nasıl da öyle ustalıkla gerekçeler buluyorsunuz; inanılacak gibi şeyler mi; düşünsenize; gülüyorsunuz değil mi? Hele sabah olsun, kavuşursunuz yeniden o sizi hiç bırakmayan iyimserliğinize. Anlıyorsunuz ya; çalışmaya ortam hazırlamayan iyimserliğin bir yararı oluyor mu size?
Honore Daumier’nin başlangıcı pek parlak olmamıştır; çizmeye ihtiyaç duyduğu, bu kaçınılmaz bir eğilim olduğu için çizdi o. Önce William Duckett’in yayımladığı küçük bir gazetede birkaç eskiz yayımlamış; ardından o sırada estamp ticareti yapan Achille Ricourt ondan birkaç parça eskiz satın almıştır. 1830 Devrimi diğer bütün devrimler gibi bir karikatür salgınına yol açmıştır. Karikatüristler için gerçekten güzel bir dönem olmuştur. Hükümet ve bilhassa kral aleyhine girişilen kıyasıya mücadelede herkes varını yoğunu ortaya koymuştu. Adına La Caricature denen o upuzun tarihî dizi, biraz yeteneği olan bütün sanatçıların katkıda bulunduğu o büyük komik arşiv bugün incelenmeye değer, gerçekten ilginç bir eserdir. Gerçek bir hayhuy, tam bir karmaşa, devrin bütün siyasi kodamanlarının çeşit çeşit grotesk kılıklara sokulmuş vaziyette geçit yaptığı kâh gülünç kâh kanlı olağanüstü, şeytani bir komedidir bu. Doğmakta olan monarşinin bütün o büyük adamlarının arasında şimdi unutulmuş ne çok isim var! Bu fantastik destan, durmadan dava konusu edilmiş, o piramit şekilli, azametli Armut’la taçlanır. Kraliyetin yargı sistemiyle sürekli sorun yaşayan Philopon’un bir defasında mahkemeye o rahatsız edici, can sıkıcı armudun aslında dünyanın en masum şeyi olduğunu kanıtlamak için hemen orada bir dizi eskiz çizdiği hatırlanacaktır. Bu eskizlerin ilki tıpatıp kralın yüzüdür, diğerleri ise teker teker bu özgün tipten yavaş yavaş uzaklaşarak o uğursuz kelimeye, yani armuda yaklaşır. “İşte bakın”, der Philipon, “bu son eskizle ilk eskiz arasında ne gibi bir bağlantı görüyorsunuz?” İsa’nın ve Apollon’un yüzleri üzerinde de benzer deneyler yapılmış ve sanırım ikisinden biri, bir karakurbağasına benzeyecek şekilde dönüştürülmüştür. Bu hiçbir şeyi kanıtlamaz. Hoş bir analojiyle bir sembol
Sayfa 46·Kitabı okuyor
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Bakın, iki dünya vardır: Sözü edilmeden var olan dünyaya gerçek dünya denir; çünkü bu dünyayı görmek için sözünü etmeye hiç gerek yoktur. Öteki ise sanat dünyasıdır, bu dünyadan söz etmek gerekir; çünkü ancak sözü edildiğinde var olur.
Fakat aksiliğe bakın ki artık kitaplarda eski tat kalmamıştı.
Alıntı
Peygamberimiz(sav) şöyle buyurmuştur: “Yüce Allah mahlukatı karanlıkta karanlıkta yarattı, sonra üzerlerine kendi nurundan serpti.” İşte keşf bu nurdan istenmelidir. Bazı zamanlarda bu nur ilahi cömertlikten dolayı taşıp akar. Böyle zamanları gözetlemek gerekir. Nitekim Hz. Peygamber(sav) “Hayatınızın bazı günlerinde Rabbinizin kerem meltemleri eser. Dikkat edin ve bu lütuftan yararlanmaya bakın.” demiştir.
Sayfa 26·Kitabı okuyor
“Şunun haline bakın! -diye düşündü kahramanımız,-düzenbaz herif ekselansların gözdesi olmuş bile! Yüksek sosyeteye nasıl girdiğini öğrenmek isterdim doğrusu! Ne aklı, ne karakteri, ne eğitimi ne de duygusu var; şanslı kerata! Yüce Tanrım! Aslında birinin nasıl bu kadar çabuk yükseldiğini, bütün insanları nasıl etrafına ”topladığını” düşünmek gerek! Ve bu adam, yemin ederim, daha da yükselecek, kerata, hedeflerine ulaşacak, şanslı kerata!
Sayfa 134·Kitabı okuyor