• Sabah sabah Han kızı yerimden kalkmadım mı
    Boz aygırın beline binmedim mi
    Senin evinin üzerine yabani geyik yıkmadım mı
    Sen beni yanına çağırmadın mı
    Seninle meydanda at koşturmadık mı
    Senin atını benım atım geçmedi mi
    Ok atınca ben senin okunu geride bırakmadım mı
    Güreşte ben seni yenmedim mi
    Üç öpüp bir ısırıp
    Altın yüzüğü parmağına geçirmedim mi
    Sevdiğin Bamsı Beyrek ben değil miyim
  • Hayırlı günler arkadaşlar…

    İbretlik ve derslerle dolu ve ısrarla tavsiye edebileceğim, akıcı çok güzel ve sıkılmadan okuyabileceğiniz bir kitap diyebilirim. Ben çok yorum yapmayı düşünmüyorum size kitabı özetleyecek birkaç alıntı yapmak istiyorum. Buyurun;

    1.) Öncelikle insanlar ne der korkusundan kurtulup Allah ne der korkusuna yönelmemiz gerektiği gerçeğini en canlı yansıtan bir eser buyurun.

    — Kızım gitti elden Ahmet, gitti. Bir kara el görünmeden aldı yavrumu. Ben de anne ceylan gibi uzaktan bakıyorum avcılara. Gece gündüz uyumaz oldum. Ne yapacağımı şaşırdım. Benim sunduğum hayat tarzının cazibesi o dünyada, onların sunduğu hayat tarzının cazibesi de bu dünyada. Peşinen gördükleri hayat gençleri cezbediyor. Bu dinsiz akım bizi yıkıyor Ahmet, yıkıyor. Aileler içten içe bitiyor ama toplum bunun farkında değil.
    — Kızınla yüzgöz olmadın mı hocam? Hala daha çenesini dağıtmadın mı?
    Caminin önündeki sandalyeye oturarak bir müddet boşluğa baktı.
    — Ne yararı olur ki kızımı içten fethedemedikten sonra? yanlış yaptım Ahmet kardeşim, yanlış. Ben kızıma çiçek sundum, ama kapkara bir paketle sundum. Onlar ise zehiri, çok güzel bir paketle sundular. O güzel, şirin ve kaliteyi temsil eden görünümün altından zehir çıkabileceğine ihtimal vermedi evlatlarımız.
    Ahmet, imamın bu açıklamasına çok sinirlenmişti.
    — İnan bana hocam sana kızıyorum. Bu kadar da kendini suçlama. Ben senin ne kadar güzel bir baba olduğunu gözlerimle gördüm. Dinsizlik senin kızının ruhundan geliyor, hocam. Vazgeç artık kendine zulmetmekten.
    — İşler senin bildiğin gibi değil Ahmet.
    — Peki hocam neydi senin suçun günahın, neydi söyle bakalım?
    — Suçlarımızın hepsini bilemiyorum. Bildiğim kadarıyla Allah'ın izin verdiklerine ben izin vermedim. Allah ve Rasu-lunun önüne geçmek bu olsa gerek. Hiç unutmam, Fatma daha dokuz-on yaşındaydı. Lunaparktan geçiyorduk. Yalvardı "baba ben de bineyim" dedi. İzin vermedim. Ağladı, ağladı, dakikalarca ağladı. Yavrumun gözleri, burnu bile şişti ağlamaktan, ama izin vermedim. Neden vermedim Ahmet kardeşim, neden?
    — Peki sence neden vermedin?
    — Kışın kartopu yapmıştım da, elimde birileri görmesin diye onu cebime koymuştum. Onu cebime koyduran unsur neydiyse, kızımı orada sallandırmaya bıraktırmayan unsurlada aynı şeydi.

    2.) Peki insanlar ne der korkusu, islamdan uzaklaşmak için bir mazaret sayılabilir miydi? Toplumun hatası islama neden fatura edilmeliydi? Yoksa bir bahanemiydi

    — O kursta Allah ve Rasulu yoktu sanki. O kursta Allah'tan başka herkesten korkuyorduk. Kime ne zaman zuhurat görünecek, hangi konuda ne zaman yeni hüküm çıkacak, korkuyla onu bekliyorduk. Şimdi de kursa verdim diye övünüyorsunuz. Hazır okuma aşkımı da öldürdüler... Beni de...
    Yakup İmam, mahcup mahcup sordu:
    — Peki, ilk kurs öyleydi. Sonraki kursta ne vardı da çıktın? O kurs güzel değil miydi?
    Fatma duraklamıştı.
    — Hangi kursmuş o hatırlayamadım.
    — Hani Zehra'yla beraber gitmiştiniz ya. Orası çok güzel değil miydi?
    — Oradan ben çıkmadım. Onlar beni kovdu...
    — Neden kovdular? İyi talebeyi niye kovsunlar ki?
    — Çok soru soruyormuşum. Mutlaka birisi beni casus olarak göndermişmiş...
    — Sonra da sana güzel kurslar bulmuştum kızım ama sen gitmedini
    — Tabi gitmedim. Bende ben kalmamıştı ki artık. Bir düşünürün dediği gibi, "madem ki düşünüyorum, o halde varım." Madem ki varım, o halde düşünmeliydim. Düşünen beyin sorar. Soru sorandan korkmamalıydılar. Ben o kursu çok sevmiştim. Kendimden gitmeme sebep oldular.
    — Şimdi kendine geldin mi kızım?
    Fatma bir an ne diyeceğini şaşırmıştı. Gül Hanım kızının durumuna dayanamamıştı.
    — Dinden çıkmak isteyen Fravun, "Hakk'tan gelen kitabın sayfalarını beğenmedim" diye bahane edermiş. Şansına kötü kurs rastladıysa, dine mi küsmen gerekir? Senin canın bir güzel dayak istiyor kızım. Seni başka bir şey paklamaz. Biz de okuduk, hem de ne zahmetlerle. Jandarmalar gelecek korkusu yetmiyormuş gibi, bir de muhtardan ve korucudan korkardık, ihbar eder diye. Buz gibi evlerde okurduk ama babamız vardı başımızda. Ondan cesaret alamazdık ki. Senin başında adı baba var ama babadan eser yok. Tabi böyle yaparsın.
    — Anne!
    — Annesi mannesi yok. Beni sinirlendirme, ben baban Değilim ha!.. Alırsam seni elime Allah'tan başkası kurtaramaz.
    Fatma iyice inatlaşıyordu:
    — Yok ya. Senin karşında eski Fatma yok.
    Yakup İmam titrek sesle sordu:
    — Eski Fatma nereye gitti kızım?
    Fatma cevap vermiyor, bir noktaya bakıyordu. Gül Hanım kızını dövmek için fırladığında, Yakup İmam onu güçlükle durdurmuştu.
    — Sakın ha! Kızıma vurma! Bırak içindekileri döksün. Bize derdini anlatmayacak da kime anlatacak?
    — Bu kız derdini anlatmıyor bey! Aklını başına al! Bu kız bize isyan bayrağını çekiyor. Kurslar kötüymüş de o yüzden çıkmış. Peki kibar annenin kursundan neden ayrıldı? O kursta her şey mükemmel değil miydi? Dersler hiç aksamaz, talebe istediğini sorar, fikri tartışmalar yapılır. Haftada bir dergi, kitap okumaya izin verilir, hurafesiz İslâm öğretilirdi. Hocalar da çok bilinçliydi. Ben bile okumak isterdim orada ama bu kız ordan da ayrıldı.
    Fatma hemen müdahale etmişti:
    — Doğru o kursu seviyordum ama dersleri güzel veremeyince ayrıldım.
    — Ayrılmasaydın. İlk zamanlar tabi ki güzel ders verilemezdi. Sabretseydin. Ama sen sabredemezdin. Kurstan gelirdin, duvarlara manken resimleri yapıştırırdın. Gözün hep onlardaydı.

    3.) Mankenlerin namus anlayışı ve edebiyatı:

    Fatma, ertesi sabah Hilton Otelinin defile salonuna doğru inmeye başladı. Birkaç merdiven indikten sonra onlarca genç kızın acaip giysiler içinde podyumda gezindiklerini gördü. Kendisi de girmişti aralarına.
    Güngör Bey, hemen Fatma'nın eline bir kıyafet vermiş, izah ediyordu:
    — Bu elbiseyi al, iç çamaşırı giymeden bu elbiseyi giy. Defile çok seksi görünmeli. Fatma ilk defa böyle bir teklifle karşılaşmış, çok da utanmıştı...
    Hırsından titriyordu:
    — Hayır! Ben bu kıyafeti söylediğiniz şartlarda ölsem de giymem. Müşteri bizi mi beğenecek, elbiseleri mi?
    Bu defa Güngör Bey adamakıllı sinirlenmişti. Gözleri dönmüştü sinirden:
    — Bize nutuk atmayı bırak da defol git burdan. Seni bir daha gözüm görmesin. Bu defa Fatma bağırarak cevap veriyordu.
    — Siz istemeseniz de gideceğim zaten. Sizin satışınız fazla olsun diye kendimi pazarlayacak değilim.
    Güngör Bey biraz sakinleşmiş gibi alaylı alaylı cevap veriyordu.
    — Sen mini etek giyerek ne yaptığını sanıyorsun, kuş beyinli kız. Çağdaş ol, çağdaş…
    ----------------
    — Bak Turan, senin için bu kızı uygun gördüm. Necmi'ye de Banu iyi gider. Bu gece eğleniriz.
    Fatma'nın birdenbire beyni sarsılmıştı sanki. Kızlar da hep beraber Fatma'ya dönmüşler, onun çok bozulduğunu anlamışlardı. Fatma hışımla ayağa kalkıp bağırmaya başladı:
    — Bu ne demek oluyor böyle? Bizler şey miyiz be? İyice azıttınız artık. Defolun hemen bu evden, defolun!... Terbiyesiz, şerefsizler! Her kadını kendinize eğlence aracı mı sanıyorsunuz? Herkesin kendine göre namusu, şerefi vardır. Siz hâlâ bunu bilmiyor musunuz?
    Fikri bozuntuya vermeden gülüyor, etrafına bakarak sorular soruyordu:
    — Ne diyor bu be? Siz anladınız mı? Akşama kadar herkese bacak gösterir, yüzlerce erkeği tahrik eder. Şimdi de namustan bahseder. Kim yutar ulan senin namusunu? Mankenlerden namuslu mu çıkarmış?
    Bu soruya Nejla da çok bozulmuştu:
    — Bu ne anlama geliyor Fikri? Biz namussuz muyuz?
    Fikri bu soruya daha çok şaşırmıştı:
    — Sen de mi, sen de mi Necla! Kız sen de mi namuslusun?
    — Tabi namusluyum. Hiç değilse para için bir erkekle olmadım.
    — Yani sen parasızlardansın! Alıştınız kızım, yılda on erkek değiştiriyorsunuz, hâlâ hayat kadını olmadığınızı söylüyorsunuz. Tabi yılda on erkek olursa, namuslusunuz ama hayat kadını namussuz... Namusun ne demek olduğunu mu bil-miyorsunuz,yoksa namusun ne olduğunu unuttunuz mu?

    4.) İyi niyet başka bir şey, Düşünememek, Ahmaklık çok başka bir şey ve son:

    — Necla'yı anladık. Sen hani tevbe etmiştin?
    — Ben vücudumu satmadım ki:
    Fatma günlerin verdiği stresin de etkisiyle bağırarak tepkisini dile getirdi:
    — Bıktım bu sözden, bıktım! Hayat kadını illa kendisini satanlar mı olur? Parasız olarak aynı işi yapan ve hala tevbe etmeyen hayat kadını değil midir? Ama bende suç.
    Allah'a inancı bile olmayan insanın tevbesine inanıp onunla arkadaş oldum…
    ----------------------
    Sevgi gittikten sonra Fatma ile Özlem başbaşa kalmışlardı? Özlem'e Nedim Beyin konuşmasından söz açmak istiyor, ona soruyordu:
    — Seninle özel konuşacağım, dedi. Sence bu ne anlama geliyor? .
    — Yemeğe davettir. Zaten patronların çoğu yanında çalışan kızları, özellikle mankenleri ellerinin altında modern hayat kadını gibi görüyorlar. Canım biz çağa uyum sağladık diye onların sermayesi olmadık ya. Bu konu onuruma dokunuyor. İmkanım olsa, patronların eğlencesi (!) olan tüm mankenlere, oyuna gelen tüm sekreterlere, bütün kadınlara, "sermaye olmayın" derdim. Onların eğlence aracı olmayın. Zengin erkekler, istedikleri her kadını elde edebileceklerine ait güvenlerinden vazgeçmeliler. Ama, "bu onurlu davranışı, onurlu kadınlar yaparlar" derdim.
    Fatma, Özlem'e akıl sır erdiremiyordu. Mayo ile gazetelere çıktığı halde, bu giyimin bile erkeklerin zevklerine ve ceplerine yaradığını acaba hesaba katmıyor muydu? Onun görüşlerini öğrenmek istiyordu. Kafasındaki soruyu sorarsa, verdiği cevaptan anlardı Öz-lem'i:
    — Özlem, sana birşey sormak istiyorum. Sence bikiniyi, iç mayoyu kadınlar giydiği halde neden defilelere erkekler geliyorlar? Neden erkeklerin arzularına göre hazırlanıyor her şey? Kadınlar plajlarda bile erkeklerin zevklerine göre mayo giymeye itiliyorlar. Sence bunun sebebi nedir?
    — Hiç düşünmedim ama doğru söylüyorsun. Moda mafyası, erkeklerin zevklerini kullanarak ve kadınların aptallığından yararlanarak köşeyi dönüyorlar ama ne yapalım. Bu alem böyle gelmiş, böyle gider.
    -----------------
    Birkaç gün sonra yine gazetede resmi çıkmıştı Özlem'in. Resminin çıkacağını biliyordu, ama neler yazılacağını bilmiyordu. Gazeteyi alıp Fatma'nın yanına gitmiş isyan halinde derdini döküyordu:
    — Şunu okur musunuz lütfen.
    Fatma dikkatlice okumuştu yazıyı:
    — Okudum ne var?
    — Ne var olur mu? Erkeklerin yüreklerini hoplatmışım. Bunlar nasıl söz böyle?
    Fatma şaşırıyordu:
    — Zaten arabanın üzerine mayolu manken oturtmalarının sebebi de erkeklerin yüreklerini hoplatmak değil mi? Yoksa neden kadın çıkarsınlar ki arabaya? Üstelik mayo ile. Araba ile ne alakası var mayonun?
    — Anlayamadım, bizim mayo giymemizin sebebi, erkeklere şirin görünmek midir?
    — Aaa! Özlem sen bunu bilmiyor musun?
    — İnan ki ben hiç bu şekilde düşünmemiştim. Doğrusunu istersen ben çok fazla üzüldüm. Boy boy resimlerim çıktı ama ben konuya cinsel yönden hiç bakmadım. Ben ne böyle bir şöhret, ne de böyle bir para isterim. Ben bu işi sanat diye düşünüyordum.
    — Ya da öyle düşündürüldün. Sen değil, feminist mankenlerin bile çoğu erkeklerin arzularına hizmet ettiklerinin farkında değiller…

    :))) İyi okumalar...
  • Kitabı sizlere nasıl anlatmam gerektiğinden emin olamadım. Ama bu kitap benim için çok özel bir kitap oldu. Bu kitabın içerisindeki bazı kadınlara zaten hayran biriydim. Kendilerinin hikayelerini biliyorum. Ama bu kitabı okuduktan sonra önceden tanımadığım tanrıçalar keşfettim. İçerisinde birçok özel kadın vardı. Ve yine bu kadınlar beni kendilerine hayran bıraktılar.
    .
    Kitabın içerisinde kırk altı tane kadın, bir tane erkeğin hikayesi var. İki yazarımız kendi yorumlarını da katıp çok güzel bir eser ortaya çıkarmışlar. Dili ve üslûbu ile kitap kendine çekiyor bizleri. Eğer sizlerde böyle özel kadınların hikayeleri merak ediyorsanız kitap tam sizlik diyebilirim.

    Bu kitabı okuduğum için kendimi özel hissediyorum. Kitap sayesinde daha önce tanıdığım ve tanımadığım birçok özel kadının yaşamlarını, hikayelerini ve savaşlarını öğrendim. Yeni insanlara hayran oldum.
  • "Mayıs ayların gülüdür.
    Taze bir çiçek dalıdır.
    İçerim ateş doludur.
    Mayıs 'ta gönlüm delidir. "

    ...16 Mayıs'ta, Aliye'yle nikah masasına oturmuştu.
    Şiir gibi bir nikah gerçekleşmişti.
    -----------------
    https://www.izlesene.com/...arin-guludur/6025067
    Osman Balcıgil
    Sayfa 181 - Destek Yayınları
  • Fatma , evin genç kızıydı. Zeki ,sürekli kitaplar okuyan bir gençti. Fatma’nın babası imamdı.Fatma , babasının imam olmasına tahammül edemiyordu.Çünkü , Fatma küçükken bazı insanlardan bir şeyler duymuştu İmamlık mesleği ile alakalı. O yüzden Fatma babasının bu mesleğini hiç sevememişti.

    Fatmaların evi yağmur yağdığında sürekli su alıyordu.Her şey ıslanıyordu. Bu yüzden Fatma hep isyanlardaydı.Fatma can sıkıntısını üzerinden atmak için Betüş adında ki komşularına gidiyordu .Orda tv izleyip vakit gecırıyordu.Betüş’ün pek de iyi bir geçmişi yoktu.Betüş kadın ticareti yapıyordu.Fatma Betüş’e giderken yol üzerinde evleri olan tekerlekli sandalye ye mahkum genç delikanlı ıle de uğrasıyordu. Delikanlı Fatma’ ya aşıkdı ama Fatma yüz vermiyordu.Sürekli O’nun kalbini kırıyor incitici davranışlarda bulunuyordu.Yakup İmam , kızı Fatma ‘nın bu durumu için çareler arıyordu.Çünkü Fatma hep isyan ediyordu, hiçbir şeyden memnun olmuyordu.Kafasına göre davranıp hareket ediyordu. Fatma, bir gece Betüş’lerde kalacağını söyleyip evden gitmişti. Yakup imam akşam eve geldiğnde Fatma ‘nın Betüş’lerde kalacağını öğrenmişti ve bu duruma çok sinirlenmişti.Öfkeyle evden çıkan Yakup imam soluğu Betüş ‘lerin evinde almıştı.Fatma ‘yı alıp eve götürmüştü.Fatma yine isyan ediyordu yeter deyip bağırıp çağırıyordu babasına .Çalışmak istediğini söylüyordu.’’Okutmadınız madem bırakın da çalışayım’’ diyordu.Yakup imam mecburen çalışma isteğini kabul etti biricik kızının .

    Fatma için yeni bir başlangıçtı.Fatma babasının bulduğu işde çalışmaya başladı.Ama Fatma bu işi beğenmiyordu.Çünkü Fatma manken olmak istiyordu.İki hafta çalıştıktan sonra Fatma gizlice buradan ayrılararak mankenlik ajansında yanında işe başlamıştı.Fatma git gide kötü alışkanlıklar kazanıyordu.Sigara içmeye başlamıştı.Eve geç saatlerde geliyordu.Yakup imamın bu durum dikkatini çekmişti .İş yerini arayıp bu durumu öğrenmek istediğinde acı gerçekle karsılaşmıştı.Çünkü biricik kızı, gözünün nuru Fatma işden ayrılalı yedi ay olmuştu.Hergün evden işe diye çıkıp gidiyor geç vakitlerde geliyordu. Yalanları ortaya çıkmıştı Fatma ‘nın.Yakup imam kızının ne yaptığını öğrenmek için onu takip etme kararı aldı.Sabah Fatma evden çıktı babası da hemen arkasından.Fatma taksiye binince ,Yakup imam da hemen bir taksi çevirip takibe başladı.

    Aman Allah’ım ! deyip feryat ediyordu Yakup imam . Çünkü Fatma baş örtüsünü çıkarmıştı.Çantasından kıyafetler çıkarıp onları uzerındekılerle degısıyordu.Taksi bir mankenlik ajansının önünde durmuştu.Fatma taksiden çok farklı bir dış görünüm ile inmişti.Yakup imamın kızı değildi sanki .Fatma içeri girdi arkasından Yakup imam bakakalmıştı .Üzerindeki şok halini atlatınca kapının önünde ki tabelayı okuyan baba bir şok daha geçirdi. Çünkü tabela da mankenlik ajansı olduğu yazıyordu.Yakup imam ‘’ kızım burda ne iş yapıyor’’ diye hıçkırıklara boğulmuştu.Telefon numarasını alıp hemen ajansı aradı.Telefonu kalın sesli , sert tonlarda bir erkek açmıştı.Yakup imam telefonu açan adama oranın ne işle meşgul olduğunu sordu.Adam da mankenlik ajansı oldugunu söyledi , peki dedi imam aglaya aglaya.Kızım Fatma orda ne iş yapıyor dedi.Telefonu açan adam burda oyle bırı yok dedı.Yakup imam olur mu oyle sey! Az önce geldi, iş yerine girdi, gördüm deyince adam kayıtlara bakayım dedı. Yakup imamı biraz bekletti.Adam bi süre sonra Yakup imama Fatma yani iş yerinde ki adı Çiçek olan kızının orda mankenlik yaptıgını söyledi.
    Evet Yakup imamın başından kaynar sular dökülmüştü.Acı bir gerçekle karşı karşıya kalmıştı.Ne yapsın şimdi baba yüreği , ağlıyordu ağlıyordu .Hıçkırıklara boğulmuştu koskaca imam ,koskaca baba , koskaca adam …. Çaresizce ağlıyordu..Çoçuklar gibi ağlıyordu…

    Yakup imam artık kızının yaptığı işi biliyordu .Ordan uzaklaştı ve dert ortagı Ahmet ‘in yanına gitti . Kadim dostu Ahmet ‘’ neyın var Hocam’’ demeye kalmadı Yakup imam tekrar başladı ağlamaya ve anlattı teker teker olanları.Ahmet Bey sadece teselli sözcükleri kurabiliyordu. Ne diyebilirdi ki yıkılmış, hayal kırıklığına uğramış bir babaya…..Yakup imam topladı kendisini ve kızının avucunun içinden kaymasını engelleycekti.Cami nin önüne tezgah açmaya karar verdi. Böylece kızının ihtiyaçlarını karşılayabilecekti.Günler böyle geçiyordu. Fatma’nın kardeşi Usame; dergide bir mankenin ablasına ne kadar çok benzediğini söylemişti.Yakup imam da benim kızım öyle şeyler yapmaz diyordu kızının gözlerinin içine bakarak.Aslında Yakup imam kendini ve kızını kandırıyordu sadece.Fatma işe gitmişti.Yakup imam kızının günlüğünü okuma kararı aldı.Odasına gitti çekmeceleri kurcaladı ve kızının günlüğünü buldu. Yakup imam içindeki hüzün ile okumaya başladı . Neler yazıyordu burada, neler yapıyordu kızı, neler yazmıştı inanamadı Yakup imam..Fatma’sı ,biricik kızı birkaç kez uyuşturucu kullanmış sonra bu alşkanlığını terk etmişti.Fatma, babasının herşeyi öğrendiğini biliyordu.Artık evde kalamazdı.Fatma evden kaçmıştı.Babası işyerini de öğrenmişti.O yüzden Fatma Betüş’e gitti. Betüş Fatma yı bir adres verdi oraya gönderdi.Fatma evden kaçtığı ilk gece idi. Fatma kendini çok kötü his ediyordu.Gittiği yerde Berna diye bir kız ve cinsiyet değiştirmiş olan Figo ıle tanışmıştı. İlk gece Figo ve Berna Fatma’yı gazinoya götürmüştü. Fatma ‘nın hiç de alışık olmadığı ortamlardı.Fatma içkiyi ağzına alamazken yeni tanıştığı arkadaşları su gibi içki içiyorlardı.Gece uzun sürmüştü Fatma yorulmuştu eve gelince hemen uyuya kalmıştı.Sabah uyandığında Betüş ile konuşmuştu.Betüş bir moda evinde Fatma ya iş bulmuştu.Fatma bir hafta çalıştı ama patronu Fatma’yı sürekli rahatsız ediyordu.Podyum da açık kıyafetler giymesini istiyordu. Fatma buradan da ayrılmıştı.Başka bir ajansda çalışmaya başlamıştı. Burada arkadaşları Leyla, Necla ve Banu ile 5 aydır çalışıyordu. Evden ayrı kalalı 5 ay olmuştu .Fatma her gecen gün babasını özlüyordu.kardeşi Usame’yi özlüyordu.Annesi burnunda tütüyordu.

    Günler geçiyordu. Fatma içindeki gerçek Fatma ‘yı arıyordu ama bulamıyordu.Yormuştu bu hayat onu .Artık istemiyordu çalışmak..Babasını ne de çok özlemişti. Ama nasıl gidecekti ki ..! Babasının, Yakup imamın küçük masum kızı değildi artık ..Nasıl bakacaktı babasının yüzüne ..Bunları düşünse de artık içinde ki hasret dinmiyordu.



    Fatma işi bıraktı babasının kızı olmak için özür dilemek için yuvaya dönme kararı aldı.Fatma evlerinin olduğu sokağa geldiğinde caminin önünde bir kalabalık gördü.Herkes ağlıyordu.Musalla taşının üzerinde bir cenaze vardı. Fatma babasının kadim dostu Ahmet amcayı görebilmişti.Hızlı adımlarla yanına giderek babamm! Ahmet amca babammm nerde ! diyebildi sadece …Ağlıyordu Fatma , çünkü ölmüştü babası öyle söylüyordu Ahmet amca. Öldü baban Fatma diyordu.. Fatma ağlıyordu ne yapacak şimdi babası yokdu oysa ne kadar çok özlemişti onu. Ne kadar kırmıştı babasını , ne kadar çok çektirmişti babasına ..Babası yokdu … İnanmak istemiyordu Fatma..Ama yoktu babası artık .. Ahmet amca Fatma’ nın yanına gelip bak kızım karsıya baban karsı duvarda sana
    bakıyor sen dersini aldın artık diyordu. Ve Fatma ile babası birbirine bakıp ağlıyorlardı.. öylece kaldılar ….
    SON…
  • Tanıdığım kadınlar da vardı kitapta, yeni tanıştıklarım da. Birbirinden farklı birçok kadının kısa kısa hayatlarını okumak keyifli. Ancak çok kötü yazılmış, yazım hataları çok fazla (ayrılmamış de'lerle dolu) olduğu için okumakta zorlanıyor insan. Banu Başeren'in yazdığı ilk kısmı daha keyifli buldum. Keşke şiirler de daha keyifli olsaydı, şiirlerini hiç sevemedim..
  • Aslında her şey “cennete yazılan mektup”la başlamıştı.
    *
    “Sevgili babacığım… Seni çok özledik. 1 mayıs işçi bayramını sensiz geçirdiğim için çok üzgünüm. Cezalarını çekecekler, içinde hiç kuşku olmasın. Oradaki bütün abi, dede ve amcaların ellerinden öpüyorum. Seni çok seviyorum. Cennette mutlu bir şekilde bizi bekle babacığım… Ben pilot olacağım, senin yüzünü kara çıkarmayacağım, söz veriyorum. Yeni köpeğim Tarçın'ı da çok seveceğini umuyorum.”
    *
    9 yaşındaki Betül yazmıştı.
    *
    Soma'da hayatını kaybeden 301 şehidimizden Ali'nin kızıydı.
    *
    Mektubunun sonuna, elele tutuşmuş dört kişilik ailesinin resmini çizmişti. Babası, annesi, kardeşi, kendisi… Hemen yanlarında bir de köpek yavrusu oturuyordu, Tarçın'dı.
    *
    Ve, cennete yazdığı bu mektubunu, çiçek bırakır gibi, babacığının mezarına bırakmıştı.
    *
    Konuşamıyorlardı, kucaklaşamıyorlardı, baba-kız öpüşüp koklaşamıyorlardı ama, aralarındaki temas hiç kopmamıştı. Ölüm onları ayıramamıştı. Bazen dualarda buluşuyorlardı, bazen rüyalarda hasret gideriyor, bazen de cennete yazılan mektuplarda sarılıyorlardı.
    *
    İşte bu mektuptan yola çıkılarak “Soma'nın Hayalleri Var” kampanyası başlatıldı. Adı üstünde, Soma şehitlerinin çocuklarıyla tek tek görüşülecek, hayalleri gerçekleştirilecekti.
    *
    Pekçok kişinin emeği vardı ama, bu kampanyayı akıl edip, hayata geçirenler, dört değerli gazeteci arkadaşım, Yücel Arı, Zeynep Gürcanlı, Aysel Alp ve Banu Şen'di.
    *
    Betül'ün hayaliyle başladılar. Pilot olmak istiyordu. Babasına söz vermişti. Peki neden pilot olmak istiyordu derseniz… “Babamın göklerde olduğunu düşünüyorum, ona daha yakın olacağım” diyordu.
    *
    Türk Hava Kurumu duyarsız kalmadı, şehit kızının hayalini görev kabul etti. 18 yaşına geldiğinde pilot olarak yetiştirilmesi için, ailesiyle ve Soma kaymakamlığıyla protokol imzalandı.
    *
    Betül ve ikiz kardeşi Furkan, Türk Hava Kurumu'nun “tanıtım yüzü” oldular. Soma'da çekimler yapıldı, kamu spotu haline getirildi, televizyonlarda yayınlandı.
    *
    İki kardeş, İzmir'deki Uzay Kampı'na götürüldüler, altı günlük yaz kampına katılıp, sertifika aldılar. Öbür arkadaşlarıyla birlikte Eskişehir'e gittiler, planöre bindiler, paraşüt eğitimi bile gördüler.
    *
    Yaşları 4 ila 16 arasındaki 400 çocukla tek tek konuşuldu. Kimisi fotoğrafçılık kursuna gitmek istiyordu, kimisi uzaktan kumandalı araba istiyordu, kimisi de Antalya'ya tatile gidip, plajda kumdan kale yapmak istiyordu. Anıtkabir'e gitmek isteyen de vardı, Kız Kulesi'ni görmek isteyen de vardı, Kapadokya'da balona binmek isteyen de… O güne kadar hiç sağlam oyuncağı olmadığı için “kırılmamış bir bebek” isteyen vardı. İtfaiyeci olmak isteyen, motosikletli polis olmak isteyen, jimnastik dersi almak isteyen, aşçılık okuluna gitmek isteyen vardı. Kimisi Galatasaraylı futbolcularla tanışmak istiyordu, kimisi Fenerbahçe'yle idmana çıkmak istiyordu. Dört yaşında ele avuca sığmayan bi bızdık vardı mesela, hayalini ömrüm boyunca unutmayacağım… “Sıkıldım buralardan, gezmek istiyorum, neresi olursa” diyordu.
    *
    Memleketin güzel insanları seferber oldu, haberi duyan, yardım istenen herkes katkı sağladı, teker teker hepsinin hayali gerçekleştirildi.
    *
    Ve şimdi sıra geldi, ilk mürüvveti görmeye…
    *
    Betül'ün ikizi Furkan sünnet oluyor.
    *
    22 mayıs pazar günü öğle namazından önce Hayber camisinde mevlid okunacak, maden şehitlerimiz için helva dağıtılacak, Furkanımız delikanlılığa adım atacak ve ardından mehter takımı gösteri yapacak.
    *
    Dünyanın en büyük ailesine çağrımdır…
    Gelin hep beraber kirvesi olalım.
    *
    Adres: Atatürk mahallesi, Dr. Atıf İkiz sokak, No 31, Soma.
    *
    Kimimiz İstanbul'da Ankara'da, kimimiz ABD'de Almanya'da, kimimiz Trabzon'da Antalya'da, kimimiz İngiltere'de Fransa'da… Elbette hiçbirimiz oraya gidemeyiz ama, hepimiz orada olabiliriz.
    *
    Bisiklet, kol saati, uçurtma, forma, top, dolmakalem, kitap veya maşallahlı bir çeyrek altın… Dilerseniz bi kutu çikolata, isterseniz bi kasa kola, yaratıcılığı size kalmış, yarım elma gönül alma… Postayla kargoyla gayet kolay, bugün gönder, yarın Soma'da.
    *
    Bisikletin saatin fazlası için sakın dert etmeyin, fazlasını dağıtmak için yeteri kadar arkadaşı var Furkan'ın.
    *
    Hediye paketlerken Betülcüğümü unutmayın.
    O da ailemizin ferdidir, Tarçın'ı da unutmayın.
    *
    Şehit evlatları, kutsal emanettir.
    Cennete yazılan mektupta yerinizi alın.