Bir elmadır insan, yeni bitmiş bir ot, başak verecek bir buğday, dalından koparılmayı bekleyen bir alıç. İnsanın kemale ermesidir pişmiş bir ekmek, olgun bir elma, lezzetli bir alıç. Toprağa atılmış ve sulanmayı bekleyen bir buğdaydır insan.
Yeşil, sivri kılçıklı buğday, toprağı yararak çıkar; bir iki hafta içinde öyle boy atar ki, arasından karga uçsa görünmez. Ekin, toprağın özünü emer ve başak tutar, sonra çiçekleriyle başaklar altın tozlarına bulanır; taneler tatlı, güzel kokulu bir sütle dolup şişer. Çiftçi bozkıra çıkar, durup seyreder ve keyiflenir. Derken bir sığır sürüsü tarlaya dalar; yüklü ekinleri çiğner. Sığırların yattığı yerlerde ezilmiş ekinler tarlada yuvarlak boşluklar meydana getirmiştir; çiftçi bunu görünce içi burkulur, dehşete kapılır.
Âdeta bu dünyadaki her davranışımız ekilen bir ekin gibi ekilmektedir.
Bir gün bu ekinler öteki dünyaya başak halinde çıkacaklar ve bizim öteki dünyadaki hayatımız bu ektiğimiz iyi ve kötü tohumların bir sonucu olacaktır.
Cennet altın sarısı bir buğday tarlası gibi iyilik ekicilerinin yüzünü güldürecektir. Cehennem de kötülük ekicilerine zakkumdan ateş yemişlerini verecektir.