Yaşamak, insanın ömrü boyunca kaçmaya çalıştıklarına tek tek yakalanma tecrübesidir. Bazılarından biraz daha uzun süre kaçabiliyoruz ama er ya da geç yakala-nıyoruz. Yaşlanmak, artık kaçma teşebbüsünde bulunamayacak kadar yorulmak demektir. Gençler kaçarlar, yaşlılar bek-lerler; mukadder olan nerede olursak olalım gelip bizi bulu-yor. Onca kaçış denemesine rağmen buradayım; bütün çabalarıma rağmen tam da unuttum dediğim anda.
Sayfa 221·Kitabı okudu
Sanatçı Kaderi
Ve bir de şunu iyi belleyin, can çekişenlerden güzellik bek- lenemez.
Sayfa 103 - Sel yayınları·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Hayatta her şey bir an evvel olup bitsin diye güzel ihtimallerden dahi vazgeçen biri için, tümüyle bek­ leme eylemine vakfedilmiş bir oda cehennemden farksızdı
........ İSTEMEM
1 Bende-i Mevlâ-yı 'ışkam mülk-i hakân istemem Meskenet damânını bek tutdum unvân istemem 2 Bir fenâ-fi'llâh Rum abdalıyam iy merd-i pâk 'İzzet-i ahbâb-ıla ikrâm-ı yaran istemem 3 Bülbülâsâ iy lebi gonca cihân bağında ben Kûy-ı dil-ber var-iken geşt-i gülisitân istemem 4 Germ-i mihnet dil-figâr itse beni Eyyübvâr İy tabîbüm ben hele ol derde dermân istemem
Fâni dünya üzerinde ebedilik aramak veya nimetlerin hiçbir zaman elden çıkmayacağını sanmak; çöllerdeki seraplara aldanmak kadar boş bir hayaldir. Fânî dünyaya güvenip ondan vefâ, safâ ve bekā beklerek, en büyük aldanıştır. Bu hakikat, kelâm-ı kibarda ne güzel ifade buyrulur: "Dünyadan ebedilik isteme! Kendinde yok ki, sana da versin.!."
Bugünün insanı, her türlü çılgınlığı denemeye çalışıyor, denedikçe de susuzluğu daha çok artıyor. Tıpkı deniz suyu gibi... Türkiye'deki insanlar evi, mo-derniteyle tanıştıktan sonra unuttular. Şimdi evlere dönmek istiyorlar, fakat dönemiyorlar. Evi tekrar ihya etmeliyiz. Ben matbuattan, günümüz deyişiyle medyadan birtakım haberleri takip ediyorum. Çocuklar neden böyle, ebeveynler neden böyle diye bazı haberler okuyorum. Tüm bu çatışmamız, evi unutma-mızdan kaynaklanıyor. Hâlâ birtakım torunlar, torunların ço-cukları postmodernist akımın maskarası olmuş durumdalar; ama buna rağmen kendi köklerine ve evlerine bağlılıklarını gösteren birtakım simgeleri de üzerlerinde taşıyorlar. Evin ne olduğunu tekrar hatırlayıp evlere dönmemiz lazım; çünkü dışarıda kurguladığımız hayat bize ait değil. Biz dışarıda Ame-rikan hayatı kurguluyoruz ve dahası da bunu fark etmiyoruz.Halbuki biz, evde bir hayat kurgularsak o hayat kesinlikle dışa-rı yansıyacaktır. Böylece biz de kendimize ait bir hayat biçimini toplumsal manada yaşamaya başlarız. Bunun nüvesi, temeli, kökü, tohumu evde atılır.Modern dünyada aile biraz kuşatılmış durumda ve modern kapitalist toplumun dinamiklerinden çok etkileniyor. Ben bu duruma bir tür "taşeron ebeveynlik" diyorum. Anne babanın bizatihi kendisinin yapması gereken işler bile ya bakıcılara ya da öğretmenlere devrediliyor. Her iş için birisi tutuluyor. Hat-ta çocuklara bisiklet binmeyi öğreten kurslar ve hocalar var. Geçtiğimiz yıllarda bununla ilgili bir sunum yapmıştım. Bir ço-cuk bisiklete binmeyi babasından ya da annesinden öğrenerek zenginleşir aslında. Mesele sadece o beceriyi kazanmak değil-dir; o beceriyi ona aktarırken çocukla birlikte zaman geçirmek, aynı anı paylaşmak, o anda derinleşmek, bir yakınlık kurabil-mek ve o birlikte geçirilen demleri çocuğun