Imago, Freud'un psikanalizi toplumsal ve antropolojik sorunlara uygulamasını gösteren dört makaleden ilkini yayımladı ve burada insan toplumunun nasıl ortaya çıktığına, özellikle de ilk insanın dinî inançlarının nereden geldiğine dair görüşünün ana hatlarını çizdi." Totem and Taboo [Totem ve Tabu] 1913'te kitap olarak yayımlandı, gerçi Freud din hakkındaki görüşlerini bundan birkaç yıl öncesinden dile getirmeye başlamıştı. 1907'de "Obsessive Actions and Religious Practices” başlıklı makalesine şöyle başlıyordu: “Nevrotik rahatsızlıklardan mustarip kişilerde takıntılı olarak adlandırılan eylemler ile inananların dindarlıklarının ifadesi olan ibadetler arasındaki benzerlikten etkilenen ilk kişi şüphesiz ben değilim." Ona göre bu benzerlik yüzeysel olmaktan öte bir şeydi ve “nevrotik törenlerin kökenine dair bir kavrayış, dinî yaşamın psikolojik süreçleri hakkında analoji yoluyla çıkarımlarda bulunma konusunda bizi cesaretlendirebilirdi."
Sosyal medyada düşüncelerin aforizmalaşması , tek cümleye indirgenmesi gibi bir tehlike de olduğunu söyledin. Gençler uzun paragraf okumaktan sıkılıyorlar mı artık?
Bunu Twitter benzeri sosyal medya mı tetikledi, yoksa doğal bir sonuç muydu? Ya da şöyle soralım: Sosyal medya olmasaydı çocuklar uzun paragrafları okuyacaklar mıydı? Gençlere ciddi ve uzun metinleri okutamamak dünyanın sorunu. Mazeret olarak söylemiyorum ama bu bir hız çağı, ciddi metinleri okumak zaman istiyor. Roman okuyorlar diyeceksin ama romanlar çoğu için eğlencelik. Ben de metinlerin tümünü okumuyorum artık, paragrafa bir göz atmayı, okumaya değer olup olmadığını kestirmeyi öğrendim.
Beni asıl rahatsız eden dilin hızla ve onarılmaz şekilde bozulması. Yazarken sadece sessiz harfleri kullanmak aşırılaştı. Bugünkü gençlerin neredeyse tamamı için kelime "saol" mesela, "sağ ol" değil. Sözlüğe bak desen saol diye arar, bulamayınca yok der. Hatalar hem yazıyla hem sözle hızla dolaşıma giriyor. Televizyonda kâinâta kainat diyen spiker gördüm. Kâinât kelimesini daha önce hiç duymamış olmalı. İnce veya uzun okunan a'lardan ümidimi kestim. Nüansları ortadan kalkmış bir Türkçe konuşulup yazılıyor bugün, aynı yaştaki insanların bile birbirini anlamadığı oluyor. Yiğit Bener anlatmıştı. Bayramda "Nice bayramlar" yazan bir bez afiş görmüşler. Kızı "Nays bayramlar" diye okumuş. İş dünyasında konuşulan İngilizce karışık dile alıştık artık ama akıllı başlı insanlar push etmek, ignore etmek diyebiliyor. Dil insanın ülkesidir halbuki.
"Yaşadığımız çağ kaygı çağıymış. Biliyor musun?"
"İnsanlığın yaşadığı her çağ kaygı çağıdır. Bana sorarsan, ben bu çağa şiddet çağı derim. Bana göre bugünlerde herkesin aklında şiddet var. Sanki yok edecek bir şey kalmayana kadar böyle devam edeceğiz."
Toplum Güneydoğu'yla o kadar ilgili değil. Orada çocuğu olan, ya da çocuğunun askerlik çağı gelenler dışındakiler pek ilgilenmiyor. Ateş düştüğü yeri yakıyor. Medya askerliğin güzel yüzünü gösteriyor. Kahramanlıklar falan boş, çocuklarını göndermeden orası kimsenin aklından bile geçmiyor. Ben de gitmeseydim, Şemdinli nerede bilmezdim. İnsan ancak görünce ilgileniyor..
“Hiçlik’te bulaşalım sevgilim oturup konuşalım
Dört yanımız dizboyu insan
Yağmurdan bile usanalım
Yağmurla sevişirken
Bende inanmaların çağı geçti
Sende sanki ilkbahar
Bizimkisi karşıtların birliği
Böyle sevgili olunur herhal
Nihilist bir otobiyografi
Buldum iç cebime astım
Ben de bir kelimeyim ölümün dağarcığında
Türkiye benim yurdum
Hiçlik’te buluşalım öpüşürken göz kırpalım
Başağrısı çekelim üç gün üç gece
Yalnızlığın sularını bulandıralım
Görünmesin bir şey geride
Ben ki boynumda süpürgeler taşırım
Ardımdan gelenler ırgalamaz
Hiçlik’te buluşalım ve konuşmayalım
Dünyaya çarpan yürek onmaz
Hızla yaşadım genç ölmedim
Bir koşuymuş yaşam geç anladım….”:::!!!