Bir ışık doğdu içime: Yoldaşlara ihtiyaç duyuyorum, canlı yol- daşlara istediğim yere kendimle taşıyacağım, ölü yoldaşlara ve cesetlere değil. Bilakis beni takip edecek canlı yoldaşlar gerek bana, çünkü bizzat kendilerini takip etmek isterler onlar-ve oraya, benim istediğim yere, gitmek isterler. Bir ışık doğdu içime: Zerdüşt halka değil, bilakis yoldaşlara hitap etmeli. Zerdüşt bir sürünün çobanı ve köpeği olmamalı! Birçoklarını ayartmak sürüden ―işte bunun için geldim. Varsin bana kızsın halk ve sürü: Çobanlar Zerdüşt'e, haydut desin. Çoban diyorum ben onlara: fakat onlar kendilerini "iyiler" ve "adiller" olarak adlandırıyorlar. Çoban diyorum ben, ama onlar kendilerine Hak dininin müminleri diyorlar. İyilere ve adillere bakın! Kimden nefret ediyorlar en çok? Ken- dilerinin değer levhalarını parçalayandan, kırandan, mücrimden -oysa yaratıcı odur. Bütün dinlerin müminlerine bakın! Kimden nefret ediyorlar en çok? Kendilerinin değer levhasını parçalayandan, kırandan, mücrimden-oysa o yaratıcıdır. Yaratıcı insan, yoldaşlar arar, ceset aramaz, aynı şekilde sürü ve mümin aramaz. Yaratıcı insan, yeni levhalar üstünde yeni değerler yazacak yaratma ortakları arar. Yaratıcı insan, yoldaşlar arar, ve hasat ortakları: çünkü her şey onda hasat olmak için olgun durmaktadır. Ne var ki yüz orağı eksiktir onun: bu yüzden yolar başakları ve kızgındır. Yaratıcı insan, yoldaşlar arar; oraklarını bilemesini bilen yoldaşlar. Yıkıcı denecek onlara ve bir de “iyi” ve “kötü”den nefret edenler. Fakat hasatçılardır onlar ve de bayram edenler. Müşterek yaratıcılar arar Zerdüşt; müşterek hasatçılar ve birlikte bayram edenler arar Zerdüşt. Sürüleri, çobanları ve cesetleri ne yapsın! Ve sen, benim ilk yoldaşım, hoşça kal! Seni güzelce ağacının kovuğuna gömdüm, iyice gizledim seni kurtlardan. Ama
Sayfa 67·Kitabı okuyor
Demiryolunun önemi:
Doğrusu istenirse Türkler demiryoluna öncelikle savunma yüzünden ilgi duymuşlardır. Abdülhamit, Anadolu Demiryolu Kumpanyası'na da Bağdat Demiryolu Şirketi'ne de (her ikisi de yabancı idi, Türkiye'yi sömür-geleştirmek amacını güdüyordu), emperyalizmin kışkırttığı isyan bölgelerine çabuk asker sevk etmek için izin vermişti. İsmet Paşa ise, anılarında demiryolunun öne mi konusunda şunları yazıyor: "... Ben Kafkas muharebelerinde esaslı bir kanaat edinmiştim: Yeni harblerin modern ordularının, demiryolsuz menzil hatları ile idaresi mümkün değildir. Daha 1870'den beri bu hakikat meydana çıkmış ve strate ji nazariyatına, temel prensiplerden biri olarak geçmişti. (...) Gene bunun gibi İstiklâl Harbi'nde Kafkas Cephesi'nden Eskişehir'e getirdiğimiz topları kaç ay beklediğimi hiç silinmeyecek bir derinlikle hafızamda taşırım. İstiklâl Harbi'nden sonra takib ettiğimiz şimendifer politikası, iktisadi ve içtimai sebepler yanında, askeri zaruretlere dayanmış ve seferlerin canlı hatıraları bizde hiç gevşemeyen bir etken olmuştur." Mustafa Kemal ise 1 Kasım 1937'de (ölümünden bir yıl önce) hâlâ demiryolu başarılarımızla şöyle övünüyordu: "... Demiryolları bir ülkeyi medeniyet ve refah nurlarıyla aydınlatan kutsal bir meşaledir. Cumhuriyet'in ilk senelerinden beri dikkatle, ısrarla üzerinde durduğumuz demiryolları inşaat siyaseti, hedeflerine ulaşmak için, durmadan ve başarı ile tatbik olunmaktadır. Doğu ve güneyde Sivas, Diyarbakır gibi büyük menzillere varan hatlar, geçen yıl içinde Sivas/Malatya iltisakıyla birbirine bağlanmıştır. Zonguldak'a varmış olan hat dahi bu zengin kömür havzasını iç vatana bağlamış bulunuyor. Sivas'tan sonra doğuya doğru uzayıp gitmekte olan hat da, ilk menzili Divriğ'e varmıştır. Bu kol önümüzdeki yıl Erzincan'a ulaşmış olacaktır. Diyarbakır'dan
Sayfa 206
Reklam
Yüreğin soğukluğundan ve ruhun tedirginliğinden hiçbir şey anlamayan o saf, temiz çocuk Ben'e ihtiyacım var şimdi; uzaklarda bir ülkeden ona ulaşmak, yeterince bilmediği öykümü ona anlatmak istiyorum.
Sayfa 32 - İthaki Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Şeytana Tapanların Kalesi ve Ani Harabesi Şeytanın izlerine tapan anlayışı insanlığın birikimi olarak korunması pazarlanıyor ve satılıyor. Ani kimin harabesi? Şeytan kimin kalesi? Çıldır da, Kars da başka tarihi eser mi yok? Adını doğasından alan Türk yurdu kötülüğün izleri ile mi tanıtılır? Çıldır gölden, Kars kardan, Ardahan arda kandan adını almış Türk yurdudur. Doğduğum köy Suhara su nerede sorusuna ovada diye yanıt vermiş bir tabiat harikası bir cennet yurttur. Edep erkan yurdunun girişine can sağ iken yurt vermeyiz düşmana işte o şeytana tapan zulme karşı 93 harbi zamanında kahraman dedelerim tarihe adlarını yazarak sonsuzluğun Türk adına varlık ve irade ortaya koymuşlar. 1987 yılında Kars Ticaret lisesinde okuduğum yıllarda edebiyat öğretmenim Kars isminin nereden geldiğini anlatan bir makale yazmamızı tüm sınıftan istedi. Tüm sınıf içinde bir tek doğru bir şekilde o yaşta doğru bir şekilde yazdım. Kars ismini baharda eriyen sulu kara karsak denir buradan almış ve zamanla sadeleştirilmiş bir şekilde Kars olmuştur. Edebiyat öğretmenim bunu nereden biliyorsun diye sordu? Verdiğim cevap çok ilginçti. Yaşadığım yurdun sonsuza kadar sahibi olduğumu her detayını bilerek yaşayabilirim. Dedem öğretti bu bilgiyi bana. Suyu arayan atalarımın suyu ovada bulmuş arayışı Suhara su nerede diye doğal isim koyarak yaşam kurmuşlar. Böyle bir toprağın çocuğuyum ben dedim. En yüksek notu sınıfta tek başına sana veriyorum ve vatan duygusu ve bilincini bu yaşta bu kadar yüksek bilince taşımış olduğun için kutluyorum seni dedi. Ortaokul da okuduğum zaman Suhara Yakınsu ismi ile belediye hakkına sahipti. Otobüs ile bizi Ani Harabelerine götürmek istediler. Gitmedim. Sebebi Ani Harabelerinin bizim için değeri olmadığını biliyor olmamdı. On yaşında 12 Eylül 1980 askeri
Hayata Dair
Platon, Devlet'inde, Sokrates'e "her zamanki gibi ilerleyelim ve aynı adla adlandırdığımız her bir şey kümesi için tek bir özsel doğa ya da Formun varlığını savlayarak mı başlayalım?" dedirtmektedir. Sokrates şu şekilde düşünüyor olabilir. Olağan adların yani özel adların bir taşıyıcısı vardır. Eğer genel terimlere bakarsak -'at' ve 'üçgen' gibi pek çok değişik şeye uygulanabilen sözcükler- bu durumda tıpkı özel ada karşılık gelen, özel adın taşıyıcısıyla olan ilişkisi gibi aynı genel ilişki türü içerisinde, sözcüğe karşılık gelen bir şeye ihtiyaç duyarız. Genel sözcüğün anlamına karşılık gelen ya da onu oluşturan bir nesne olmalıdır. Böylece atlık ve üçgenlik olarak adlandırılan bir şey olmalıdır. Ancak şimdi de hiçbir tikel şeye karşılık gelmeyen bir genel sözcüğü, örneğin 'tek boynuzlu a􀗀 gibi bir sözcüğü göz önüne alalım. Kusursuz biçimde anlamlıdır. Eğer anlamlıysa, dünyada bu sözcüğe karşılık gelen ya da onu oluşturan bir şey olmamalı mıdır? O zaman örneklenmeyen tümeller olmak zorundadır. Bu "anlamdan kaynaklanan argüman" hayli kötü bir argümandır. (Sokrates'e adil olmak adına onun gerçekten bu argümanı kullanıp kullanmadığının belirsiz olduğu söylenmelidir. Diğer filozoflar ise sıklıkla daha ziyade özbilinçten uzak bir düzeydeydiler.) Argüman bir genel sözcüğün anlamının olduğu her bir durumda dünyada bu anlama karşılık gelen ya da onu oluşturan bir şeyin olduğu varsayımına dayanmaktadır. Gilbert Ryle bu duruma 'Fido-Fido' safsatası demiştir. Fido, 'Fido' sözcüğüne karşılık gelir ancak bir genel sözcüğe karşılık gelen herhangi tek bir şey olmak zorunda değildir. Anlamdan kaynaklanan argümana razı olmak çok gelişigüzel bir tümeller kuramına sürüklenmektir. Eğer o doğruysa o zaman belirli bir anlamı olan her bir genel sözcük için bir tümelin varolduğunu a priori
«Bir yandan özgür olmak, bir yandan da yoğun ve gelişmiş bir aşk yaşamı ve cinsel yaşama sahip olmak istiyorlar. Çift yaşamının sadece ödül bölümüne sahip olmanın peşindeler. Bir ilişki kurmaktan çok aşkın izinde koşarken, her şeyden önce kendi kendilerini keşfetmek, hayat kalitelerini iyileştirmek, "daha iyi bir ben"e ulaşmak arzusu duyuyorlar. Ama bir insan kendi kendisiyle bu kadar doluysa, başkasına nasıl yer açabilir?»
Sayfa 165
Psikoloji
Reklam
Reklam