• Anlamıyorum.
    Oyun nerede bitiyor, hayat nerede başlıyor.
    Hiç anlamıyorum..
  • COŞKUN : Bende Saadet Nineyi çok sevmediğimi sanırdım.Ölüm bile beni yalancı çıkarmak için uğraşıyor. Anlamıyorum. Oyun nerde bitiyor, hayat nerede başlıyor, hiç anlamıyorum. (Cemile hıçkırır.) Hayat nerede bitiyor, ölüm nerede başlıyor? (Pencereye bakar.) Ölümün bize bu kadar yaklaşmasına neden izin veriyoruz anlamıyorum. (Odadakilere döner.) Tedbirlerimizi almalıydık; ölümün bizi böyle en hazırlıksız olduğumuz anda yakalamasını önlemeliydik. (Parmağını sallar.) Bu hepimize bir ihtardır.(Yavaşça kalkar; Saffet oturması için bir işaret yapar, dinlemez. Pencereye yaklaşır, dışarı bakar.) Neden bahçeye bakıyorum, biliyor musun? Ölümü seyrediyorum.
  • Geçenlerde arkadaşımın benden kitabı istemesiyle aklıma geldi ve hiç beğenmeyip yarıda bıraktığımı hatırladım. O kadar sevmemiştim ki arkadaşım konusunu açar açmaz kitabı kötülemeye başladım. Tabi içim soğumadı ki buraya da yazıyorum :D Öncelikle kitabı çok seviyorsanız, bu kitap için ayılıp bayılan biriyseniz bu incelemeyi okumamanız sizin de benim de hayrıma olur inanın...

    Gelelim bu kitabı neden sevmediğime. Bu kitap, alıp da sonradan parasına acıdığım, “keşke almasaydım” dediğim tek kitap olabilir. Sahi bu kitabı neden almıştım? Doğru ya internette orda burda o kadar çok gördüm ve bu kitapla ilgili o kadar çok övgü duydum ki sonunda “sanırım bu kitap hayatın anlamını filan içinde barındırıyor, öyleyse alıp okumam lazım.” diyerek almıştım. Hatırladığım kadarıyla 35 lira gibi bir fiyatı vardı ve bu para benim içime oturdu.

    Bu kitaptan beklentilerimle bana verdikleri arasında uçurum kadar fark olduğunu söyleyebilirim. Oğuz Atay’ın mühendis olduğunu duymuştum. Ben de sayısalcı bir insanım ve mühendis olmak istiyorum. Hal böyle olunca içimden “Vay be demek mühendisler de edebiyat yapabiliyormuş” diye geçirdim ve pozitif bir önyargıyla kitaba başladım. Ama gelin görün ki beklediğim edebi cümleler, altını çize çize yıpratacağım sayfalar veya güzel bir anlatım bulamadım. Aksine kullanılan dil anlaşılması zor, anlam bütünlüğü olmayan, olayların birbiriyle hiçbir bağlantısı olmadığı, 200 sayfa okuyup da ne olduğunu bir türlü çözemediğim bir kitap buldum. Sanki bütün kitap giriş bölümünden oluşuyormuş gibiydi. Arada tek tük güzel şiirler vardı, o kadar. “Neyse...” dedim “belki ilerde konu toparlanıyordur, toparlanmasa bile hızlıca okuyup bitiririm yarım bırakacak halim yok ya!”. Ama bitiremedim ve bu kitap yarıda bıraktığım ilk kitap oldu.

    Bırakmaya karar verdiğim nokta 200. sayfalarda bir yerde, kullanılan dilin tamamen değiştiği ve divan edebiyatını andıran bir şeye evrildiği yerdi. Sıkıcı olsa da, zevk almasam da kafamda bu kitabı bitirmek vardı ama bu bölüme gelince anlamadığım bir şeyi daha fazla okumayıp o güzel vaktimi heba etmemeye karar verdim. Bu kitap harbiden büyük bir hayal kırıklığıydı benim için. Nerdeydi o internette gördüğüm hoş sözler, metaforlar? :( Cidden bu kadar şeyi paylaşan insanlar bu kitabı okumuş muydu yoksa “cool” görünmek için okumuş numarası mı yapıyorlardı? Bence insanlar kitaba başladıklarında hiçbir şey anlamayıp “vay be kitap o kadar derin ki ben bile bir şey anlamıyorum” diyip bu kitabı arşa çıkarma kararı mı aldılar? Öğle arasında bu kitabı elimde gören müdür yardımcımız bile “ooo Tutunamayanlar...Can sen kendini aşmışsın yav” dedi ve problemin bende mi yoksa insanlarda mı olduğunu çözemedim. Neyse ki kitabı kapattığım anda, internettekilere bir daha güvenmemem gerektiğini ve ordan burdan okuma tavsiyeleri almak yerine kendi okuma kültürümü oluşturmam gerektiğini fark ettim. Bundan sonra ne seviyorsam onu okuyacaktım.
    Not: Benim kitaba bakış açımın bu şekilde olması ve beğenmeme durumum 18 yaşında olmanın verdiği bir çaylaklık olabilir. Belki de okuduğum kitaplar henüz boyumu geçmemiştir, bu yüzden anlamamışımdır.
  • Karıkocanın birbirleriyle ve çevreleriyle durmadan yarışmasını anlamıyorum.