Ah İstanbul'um<3
" Beykoz'da oturmalı Beykoz'da çalışan adam Fakat Kuzguncuk şirin yerdir Ve gayet nefis yapar gül reçelini pansiyoncu Madam ve kızı Raşel ~Nazım Hikmet ~ "
Sayfa 39 - Everest yayınları·Kitabı okudu
İstanbul
Karanlık bir gece, saat ona doğru Haydarpaşa'dan Beykoz'a kadar otomobille bir gezinti yaptınız mı? Yapmadınızsa otomobil zevklerinin en kuvvetlilerinden birini hiç tatmadınız demek!
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"Ben nerde bir çift göz gördümse Tuttum onu güzelce sana tamamladım Sen binlerce yaşayasın diye yaptım bunu Bir bunun için yaptım - Garson bira getir Garsonun adı Barba Ben nereye gittimse bütün zulumlardı Bütün açlıklardı kavgalardı gördüğüm Kötülüklerin büsbütün egemen olduğu Namussuz bir çağ bu biliyorsun - Garson rakı getir Garsonun adı Hakkı Sen belki de bir resimsin ne haber Kırmızı bir Beykoz'un yanında duruyorsun Yapan bir de ağaç yapmış yanına Dallarına konsun diye kelimelerin - Garson şarap getir Garsonun hali harap"
Ne akıştır ki bu Ne evveli var, ne sonu... "Ta 1835'te, İstanbul'da, Feshane Fabrikası işçileri, Türkiye'de emeğini satarak yaşamaya başlayan ilk işçiler... 1872'de Tersane isçileri; Müslüman, Hıristiyan, ülkemizde ilk grev... Beyoğlu telgraf işçileri... Beykoz kundura işçileri... Aynı yıl Omerli demiryolu işçileri... Bir akış ki..." Ne evveli var, ne sonu... "1875: Sürüyor grevler. 1880: Haliç vapur işçileri, Haydarpaşa demiryolu işçileri, Tatavla'da kunduracılar. 1885: Odun depolarında çalışanlar."
Sayfa 396 - Literatür yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
İşte 1923 'te Osmanlı'dan kalan mirasın bir kısmı:
Nüfusun %80'i kırsal bölgede yaşamaktadır. Bunun önemli bir bölümü yerleşik değil göçebe bir hayat sür­mektedir. 40.000 köyün 37.000'inde ne okul, ne yol, nede hastane vardır. 40.000 köyde 1 1 milyon insan yaşamakta ama sadece %2'si okuma yazma bilmektedir. 1922 yılında yapılan araştırmaya göre 1950 köyde sığır vebası hastalığı vardır. Kurtuluş savaşı sırasında 830 köy tümüyle, 930 köy ise kısmen düşman tarafından yakılıp yıkılmıştır. Yanan bina sayısı 114.408, hasar gören bina sayısı ise 11.104'dür. Nerdeyse bütün ülkeyi yeniden inşa etmek gerekmektedir. 4 mevsim kullanılacak durumda karayolu neredeyse yok­tur. Toplam karayolu uzunluğu 2500 kilometreyi geçme­mektedir. Anadolu'da bulunan 3765 km. demiryolunun 1 metresi bile bizim değildir. Denizcilik acınacak durumdadır çünkü Il. Abdülhamit döneminde donanma Haliç'te çürütülmüştür. Toplam nüfusun % 82 si tarımla uğraşmaktadır. Ülke ge­lirinin % 52'si tarımdan elde edilmektedir. Ancak tarım ilkel yöntemlerle yapılmakta, topraklar bilinçsiz işlen­mekte olduğu için üretim verimli olmamaktadır. Ziraat mühendisimiz yok denecek kadar azdır. Ekmeklik unumuzun çoğu dışarıdan geliyor. Sığır vebası sayıları zaten az olan hayvanları öldü­rüyor. Köylü topraksız, birçoğunun sığırı ve sabanı bile yok. Doğu illerimizde, değil Cumhuriyet yönetimiyle, insanlıkla ve Müslümanlıkla bağdaşmayan ağa, derviş ve aşiret düzenleri var.
iște şule, ben bir beykoz vapuruyum ben bir kamu iktisadi teşkilatıyım ve ben mayıs günleri arasına yerleştirilmiş tanıdık mayınlardanım. Günlerden de yalnız başına içki içip küfrettiğim garip ama muhteşem uluslararası bir pazar!
Şiir