Spoiler içermektedir.
Kitabın ilk başlarında küçük bir kız çocuğunun yaşadığı duygu geçişleri beni çok etkilemişti. Ancak devamında yaşadığı duygu geçişleri, yalnızlığın verdiği hisleri tam olarak bana geçmedi. Yemek sahneleri, gereksiz uzun betimlemeler yorucuydu. Bazı paragrafları es geçmek zorunda kaldım. Kitabın çevirisi ile alakalı olduğunu düşündüğüm bir dil bütünlüğü sorunu vardı. Cümleler akmıyordu. Hele “I see” kalıbının “Görüyorum” diye çevrilmesi beni hüsrana uğrattı. Hikaye her ne kadar güzel olsa da kitap bende büyük izler bırakamadı. Yalnızlığını yalnızca “sevgili” kavramı ile geçirmeye çalışması da beni memnun etmedi. Mabel ve zıpzıpla daha fazla bağını görmek; kasaba halkının merhametinin ve vicdan azabının daha fazla yansıtılmasını isterdim. Kitabın sonunda ters köşe olduğumu kabul edeceğim. Ancak cinayeti planlamış olması, bize yansıtılan karakteri ile örtüşmüyordu.
Ne desem, hangi yönden ele alsam bilemiyorum. Asla “basit bir kitap” denip geçemez. Pek çok betimlemeyi duygu yoğunluklarını hissederek yaşadım. Sanki bir film sahnesi izlermiş gibiydim; ana karakter yerine üzüldüm, utandım, sevindim.
Hepimiz hayatımızın belirli dönemlerinde Charlie oluruz. Olduğumuz kişiden “daha iyi” bir kişi olduğumuzda önce eski tanışlarımızı hakir görür, bizim onlardan ne kadar iyi olduğumuzu tekrar tekrar dile getiririz.
Ne yazık ki, bazı dönemlerde ise, Charlie’nin çevresindeki kişiler aslında bizizdir. Bizden daha düşük imkanlara sahip birine saygı duymamız için, önce o kişinin bizden daha iyi şartlarda olmasını deneyimlememiz gerekir. Kendi eksikliklerimiz ve ahlaksızlıklarımız bilinmediği sürece sanki orada yoktur.
Velhasılı kelam, ne oldum diye değil ne olacağım diye yaşa. Ne olmuş diye değil, ne olacak diye yargıla.
Tavsiye edeceğim. Güleceğiniz ve üzüleceğiniz, su gibi akıp gidecek bir kitap. Daniel KeyesAlgernon'a Çiçekler