KİTAPBUCH, Osmanlı'yı Yeniden Keşfetmek'i inceledi.
11 saat önce · Kitabı okudu · 10/10 puan

Kitabın Yorumu

“Osmanlıyı Yeniden Keşfetmek” isimli kitap; ülkemizin önemli bir değeri, kazanımı olan Prof.Dr.İlber Ortaylı'nın; Osmanlı İmparatorluğu’nun kimliğini, esas kurumlarını ve Padişah’tan halka kadar insanların yaşam tarzlarını özetlediği tarih alanında bir denemedir.

Kitabın üç kelimeyle özeti için; “Devlet, İstanbul, Enderun”, üç kelimeyle yorumu için; “Anlaşılır, öğretici, harika” diyebiliriz.

Kitapta; Fatih devrinden başlamak üzere kişilik özellikleri de dâhil padişahlar, merkez yönetim sistemi (Vezirler, Divanı Hümayun, Saray Teşkilatı, Harem, Yeniçeri, Enderun, protokol), taşra yönetim sistemi (kadılar), eyaletler (özellikle Mısır), eğitim sistemi (ilmiye sınıfı, modern tedrisat), halkın yaşayışı (Osmanlı mutfağı) ve kültürü konu edilmektedir.

Devşirme sistemi detaylı anlatılmış. Padişahlardan Fatih ve Yavuz ayrıntılı olarak tahlil edilmiş. İstanbul’la ilgili de harika bilgiler var. İstanbul’da yaşıyorsanız, bu kitabı okumak size yaşadığınız şehirle ilgili ilave bir farkındalık sağlayabilir.

“Türklerin Altın Çağı” kitabını okuyanlar için Fatih’le ilgili anlatımlar mükerrer olsa da, bıktırmıyor. Ayrıca hemen her sayfada 1-2 özgün bilgi veya yorum yer alıyor. Okudukça da, bilgileriniz pekişiyor ve taşlar yerine oturuyor.

Kitaptaki sade dil ve sohbet tarzı anlatım, zevkli bir okuma sağlıyor. İstenirse ve zaman da varsa bir günde okunabilecek bir kitap.

Kitabı bitirince okurda iki şey kalıyor. İlki; Osmanlı’nın sağlam bir devlet teşkilatı olduğu, ikincisi İlber Hoca’nın milletimiz için bir şans olduğu.

İlber ORTAYLI’nın, eserlerinin ve konuşmalarının; milletimize tarih bilinci kazandırmak ve tarihi sevdirmek maksadı taşıdığını düşünüyorum. Çünkü kullandığı dil, basit anlatımı tercih etmesi, çözüm önerileri, genellemeleri ve özetlemeleri bize bunu düşündürüyor. Hem bu nedenle, hem de eleştirecek yeterli alt yapımızın olmaması nedeniyle, kitabı yorumlamaktan ziyade memnuniyetle tanıtımını yapıyoruz. Ancak yine de; kitabın isminin, içerikle ve maksatla çok uyumlu olmadığı tespitine katılıyoruz. Zira kitap; yeni bir keşif yapmıyor, bilakis bazı gerçekleri tekrar vurguluyor.

Sonuç olarak Prof. İlber ORTAYLI’nın, “Osmanlıyı Yeniden Keşfetmek” isimli eserinin okunmasını, bu coğrafyada yaşayan bizler için bir genel kültür gereği olarak, öneriyorum.

Şamil bin Mus'ab, Eski Yunan ve Roma Tarihine Giriş'i inceledi.
14 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Tarihe ilgi duyan herkese şiddetle tavsiye ediyorum, özellikle antik çağ tarihi hakkında daha önce detaylı kitap okumamış kişilerin başlangıç niteliğinde merakla okuyacağı bir eser. Eser diyorum çünkü Antik Ege dünyasından Girit'e, Anadolu'ya kadar kurulmuş olan uygarlıkların gelişmesine ve günümüz Avrupa medeniyeti denen yapının temelinin oluşmasına şahit olacaksınız. Kitap içinde aynı zamanda Pers-Yunan çekişmesi, İskender ile yükselen Makedonlar, Helen çağı ve kurulan Helenistik uygarlıklar, İtalya'da kurulan Roma Cumhuriyeti'nin İmparatorluk oluşu, bölünmesi, Hristiyanlık ve Yahudilik ile iyice zayıflayan Roma'nın Germenler'ce yıkılması hakkında anlaşılır, detaylı ve doyurucu bilgiler mevcut. Kitabın bir iyi yanı da herkes tarafından anlaşılabilir olması, diğer iyi yanı da ayrıca belirtilmiş kaynaklar (Tarih okuyanların fazlasıyla işlerine yarıyacak nitelikte).
Kitabın adı ne kadar "Antik Yunan ve Roma Tarihine Giriş" olsa da o dönemde yaşamış uygarlıklar hakkında kültürel, Yunan toplumu içerisinde yetişmiş filozoflar ve bölgenin coğrafyası hakkında bilgi içermesi konuyu kavrama açısından yardımcı.
Kitap içerisinde bulunan görseller de iyi seçilmiş, kitap ile bağdaştığı için ayrı bir artı katıyor. Okuyanın pişman olmayacağı ve okurun ufkunun genişleyeceği bir kitap. Saygılarımla.

BUŞRA UYSAL GÜDER, Sofie'nin Dünyası'ı inceledi.
Dün 01:36 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Bitti !!
️ Uzun yıllardır erteledigim ve okumaktan çekindiğim bir kitaptı. Kurada çıkınca tereddüt etmeden başladım belkide doğru zamandı. Görüp görebileceğim, okumuş olduğum ya da okuyacağım en kapsamlı kitaptı bence.
️ 15. Yaş gününü kutlamaya hazırlanan Sofie, posta kutusunda “ Kimsin sen ?” Yazılı bir kağıt bulur. Bu soruyu, diğer sorular ve günümüze kadar uzanan bir felsefe kursu takip eder.
️ Filozoflar, Yunan Mitolojisi, Soktares, Aristoteles, Helenizm, Orta Çağ, Rönesans, Descartes, Hume, Aydınlama Çağı, Kant, Romantik Çağ, Hegel, Marx, Evrim Teorisi ve Darwin, Freud ve Big Bang Teorisi. Bu yazdıklarım ve daha fazlası bu kitapta.
️ Kitap sonunda aklında ne kaldı deseniz belki hiç birşey. Çünkü aşırı derecede kapsamlı ve çok fazla bilgi içeren bir kitaptı. O kadar şeyi akılda tutmak zaten imkansız bu yüzden bir başucu kitabı olacak nitelikte. Altını Çizdiğim çok fazla yer oldu.
️ Bu tarz kitapları seven biri olarak ben çok beğendim. Kitabın genel olarak kurgusu da çok güzeldi. Kitapta bahsedilenler bir felsefe kursu içinde anlatılan konulardı çünkü. Siz de benim gibi çok şaşıracaksınız. Ama böyle kitapları sevmeyenler için gerçekten büyük eziyet olabilir bitirmek benden söylemesi Keyifli okumalar 10/10

KİTAPBUCH, Türklerin Altın Çağı'ı inceledi.
26 May 12:12 · Kitabı okudu · 26 günde · 10/10 puan

Kitabın Yorumu
Ülkemizin önemli bir değeri, kazanımı olan Prof.Dr.İlber Ortaylı'nın; Türkler'in tarih sahnesindeki yerini ve önemini o dönemin komşu coğrafya ve halkları ile kıyaslayarak anlattığı bir kitaptır. Derin tarih bilgisine sahip olmayan çoğunluğumuz için; tarih okumalarından ne kadar uzak olduğumuzu bize hissettiren bir kitap. İçeriğindeki önemli bilgileri ve farklı yorumları ufuk açıcı bir niteliğe sahip. Kitabın isminde yer alan "Altın çağ" vurgusu ile kasdedilenin Osmanlı Dönemi ve o çağdaki Türk Devletleri (Timurlular, Altın Orda Devleti ve Kırım Hanlığı) olduğu kabul edilirse, önceki çağlardaki Türk Tarihinin hem yazım (kayıt altına alma geleneği) olarak hem de organizasyon/devlet sisteminin gücü bakımından daha sönük olduğu akla gelmektedir. Kitabın bir hedefi de; sönük olan bu dönemlerin araştırılmasının teşviki olsa gerek. Bu araştırmaların ancak, çağdaş milletlerin ve halkların tarihlerinin incelenmesi yoluyla mümkün olduğu (Türklerin kendi tarihlerine ait kayıtların azlığı nedeniyle), dil bilgisi gerektiren bu gayretin ise ciddi tarihçileri, tarih eğitimini gerektirdiği kitapta açıkça belirtilmektedir. Yazılanlar dikkate alındığında, milletimizin tarih bilinci ve ülkemizin tarih eğitiminde alınacak çok yol olduğu anlaşılmaktadır. Özendirme ve yönlendirme vurgulu anlatılan; Rusya, Macaristan ve Polonya tarih çalışmaları da bize aynı gerçeği işaret ediyor. Her ne kadar yazar, tarih yazımının geleceği için ümitli olduğunu belirtse de, temenni ifade eden bu sözlerini destekleyecek ümit vadeden bir bilgiye kitap metninde rastlayamıyoruz. Kitabı, içeriğinin doluluğu, kavram fazlalığı ve kelime zenginliği nedeniyle hızlıca okuyup hazmetmek pek mümkün değil. Bununla birlikte, İlber Hocanın aşina olduğumuz anlatım üslubu ve akıcı dili, kitabı okumayı zevkli hale getiriyor. Hemen her sayfaya serpiştirilen özet bilgi kutucuklarıyla desteklenen soru-cevap formatındaki anlatım şekli de, okuyucuya kitabı sevdiriyor. Bazı soruların cevap metinleriyle tam örtüşmemesi, hazırlanan metnin sonradan soru-cevap formatına sokulduğunu akla getirse de; kitabı okumayı özendiren başarılı bir editoryal gayretten de bahsetmek gerekir.

bhmflzf ( Mehmet ), bir alıntı ekledi.
25 May 19:16 · Kitabı okudu

İçinde yaşadığımız çağ, her ne kadar " bilgi ve enformasyon çağı" olarak nitelense de özünde anti-entelektüel bir çağdır. Bu ilk bakışta bir paradoks olarak görünse de, yadsınamaz bir gerçektir. Bu çağda son olarak internet'in yaygınlaşması bilgiye ulaşmayı ve onu elde etmeyi çok kolay hale getirmiştir. Ancak bilgiye bu derece kolay ulaşma ve ona bir bilgisayarın tuşları altında hükmedebilme yetisi, insanın bilgiyi öğrenme arzu ve isteğini de büyük ölçüde söndürmüştür. Bilgiye bir tuşla ulaşabilen insan onu öğrenmeye artık çok istek duymamaktadır.

Sen, Erol Anar (Sayfa 168 - Chiviyazıları)Sen, Erol Anar (Sayfa 168 - Chiviyazıları)

Anlam Çağı
(Günaydın. Bir deneyim ve bir bakış açısı daha... Dokunduğumuz yere güzelliklerimizden bir parça bırakabilmemiz için daha büyük güzellikler barındırmamız ve daha anlamlılarına gebe olmamız gerekir. En azından bu benim fikrim. Sevgiler...)

"Çalıştığım şirketin en üst düzey yöneticisi, ceosu tweet attı geçenlerde, diyor ki: 'Aç çalışanlar istiyorum. Tek özellik kendiniz olmanız.' Kendiniz olmanız; kendi renginizi, anlamınızı dünyaya katmanız tüm bilgilerden daha önemli. Beyin bedava arkadaşlar! Bilgi artık kolay. Önemli olan sizin ona sahici, gerçekçi, kalpten bir anlam yükleyebiliyor olmanız. Bunu yüklediğiniz zaman işte robotlar onu asla ve asla elinizden alamayacak.

Biz teknoloji çağına girmiyoruz, biz anlam çağına giriyoruz. (...) En çok para kazanmak en iyi olmak değil artık. İyi olmanın boyutları değişti, anlam katmanız gerekiyor."

|Erdem Aksakal| TEDxİKÜ

https://www.youtube.com/watch?v=rSc12N1Aw4Q

Ali Rıza MALKOÇ, Felsefe Bir Sevinçtir'i inceledi.
09 May 18:48 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 9/10 puan

BU YAZI AYNI ZAMANDA ÖNERİ OLARAK BİMER ARACILIĞIYLA
YÖK, MEB VE TBMM BAŞKANLIĞINA İLETİLMİŞTİR.

Kitap İnceleme Yazısı
Kitap Adı : Felsefe Bir Sevinçtir
Yazarı : Prof.Dr. Afşar Timuçin
Yayınevi :Bulut Yayınları
Baskı : 5.Baskı/2006/ 216 Sayfa


Felsefe, sanat, estetik ve edebiyat üstadı olan Yazarı, “Afşar Timuçin’le düşünceye yolculuk” adlı kitap ile tanıdım. Ve kitap okuma planım ve sıram hemen değişiverdi. Araştırma, inceleme, felsefe, deneme, düşünce, şiir, roman, öykü ve çeviri dallarında olmak üzere 89 kitap çalışması olan hocamızın şimdilik 8 kitabını aldım ve keşfedilmeyi bekleyen, bilimsel ve sağduyulu bir vicdanın ürünü olan eserlerini, öncelikli düşünce mirası kabul edip okumaya başladım.
Felsefenin bu kadar yalın, akıcı, etkili ve de sevimli bir dil ile anlatıldığı başka bir kitap okumamıştım.
Felsefenin kelime, alan ve içerik olarak çok farklı tanımları olmakla birlikte, hiçbir bilgisi olmayanların da çok gereksiz, niteliksiz tanımlamaları vardır. Şimdi onları listeleyip de moralinizi bozmayayım. Benim anladığım mânâda felsefe; bilinci yerinde, verimli ve ahlâklı kullanma yöntemi ve sanatıdır. Bilgi ile zihni ve kalbi buluşturmaktır. Bilim, inanç ve düşünceler arası ortak bir iletişim lisanıdır.
İşte felsefenin temel ilkelerini anlama, günlük yaşama doğru aktarma, düşünme ve sorgulamayı toplumsal faydaya dönüştürme seviyemiz, toplumdaki konumumuzu belirleyecektir.
Yazarımızın öneri, gözlem, tahlil ve öğretileri işte bu yönde nasıl bir ortak dil, anlayış geliştirebiliriz düşüncesinin kitaba yansımasıdır.
Olayların tarihi değil, düşüncelerin tarihi, içinde yaşadığımız çağı tartıp, geleceği planlamada daha etkin bir faktördür. İnsanı tanımadan, düşünceler tarihi hakkında bilgi edinmeden, hayatı algılamada zorlanacağız.
Kendimizle barışıp, çevremizle de uyum içerisinde olabilmemiz için ayrıca bilim, etik, estetik, sanat alanlarında da yeterli bilgi ve deneyime ulaşmak gerekiyor. Önce bu yollardan geçmeyen her kaynağa, zararlı maddelerin karışması kaçınılmazdır.
Farklı düşünürlerin düşüncelerinin de aktarıldığı kitapta, tarih bilinci ayrıca çok özel bir yer tutuyor.
Bu zamana kadar yenilenmemiş isek, yenilmiş sayılmayız elbette. Fakat yeni bir şeyler üretmek gerekiyor. Bu yeniliğin de yolu felsefeden geçiyor. Felsefe; tarih ve sosyoloji ile barışık ve dayanışma içinde yol alıyor zaten toplum bünyesinde.
Buradan hareketle felsefenin, sosyal bilimlerin topluma bakan yönünü yorumlamak istiyorum.
Teknik bilgi ve deneyimi ağır basan bir birey olarak sosyal bilimleri de çok önemsiyorum.
Tabandan tavana bu alanda periyodik bir eğitim seferberliği başlatmak gerektiği gibi, tavandan tabana doğru da bu eğitim çalışması hızlandırılmalıdır. Taban ve tavan ortak bir noktada buluşacaktır.
İşte bu nokta; anlaştığımız, barıştığımız, birbirimize güven veren, dayanışmayı teşvik eden, birlikte yaşama sanatını gündeme alan buluşma noktası olacaktır.
İletişim arızaları toplumda derin yaralar açmıştır.
Nereden başlanmalı derseniz; eğitim ve toplumsal alanları planlayanlara, bu amaçla yasa çıkaranlara şunu önerebilirim: Sosyal bilimler yaşamı ve bireyi destekleme merkezi kurulmalı.
Devlet bütçesi, eğitim kadrosu yeterli olduğu sürece, bu merkezler, bölge, il, ilçe hatta mahallelere kadar yayılmalıdır.
En deneyimli akademisyenlerden, emekli olanlardan; sosyoloji, psikoloji, felsefe, tarih, temel hukuk, edebiyat, estetik, iletişim ve yönetim bilimleri alanında dersler verilmeli bu merkezde.
En az 18 aylık eğitim sonunda sınavdan başarılı olan ve en az belirlenen 50 kitabı okuyanlara başarı sertifikası verilmelidir.
Dünya ölçeğinde geri kalmışlığımızı kapatmak istiyorsak, kısa sürede olağanüstü bir performans yakalamak istiyorsak, toplumsal ortak yaşam alanlarında daha kaliteli bir ortam oluşturmak istiyorsak;
Bu eğitimi öncelikle Vali, kaymakam, belediye başkanı ve tüm milletvekilleri almalıdır.
Yasa ile belli bir takvime bağlanarak; bu eğitimi almayan hiçbir birey, milletvekili veya belediye başkanı adayı olamamalıdır. İsterse ilkokul mezunu, ister yüksek lisans mezunu olsun, bu eğitimden geçmelidir.
Ben seçtiğim vekilin bilinç, eğitim, algı ve analitik düşünme düzeyinin benden kat kat fazla olmasını arzu ederim. Yüksek hitabet, belagat, hamaset; meclise, kanunlara ve halka nasıl bir artı değer katabilir ki?
Maddi gücü ve meydan nutuk edebiyatı yeterli olan bir iş adamı veya müteahhit vekil olup, yasama organında kanun yaptığında, toplumun beklentisini ne kadar ve nasıl algılayabilir?
Veya bir ses sanatçısının, toplumu ilgilendiren kanun, proje ve yatırım önerilerine ne kadar bir katkısı olabilir?
Madem ki bu geçici idari görevler, milletvekilliği, belediye başkanlığı olarak karşımıza çıkıyor, mesleği ne olursa olsun, toplum ortak bilincinde kabul görebilmesi için böyle bir sosyal bilimler eğitimi zorunlu olmalıdır.
Bu eğitim seferberliğini zamanla başka alanlarda da yaygınlaştırmak gerekir.
Unvanı ve eğitimi ne olursa olsun, rektör, dekan, okul ve hastane müdürü, polis, zabıta, jandarma gibi toplumla birebir yakın ilişkide olan tüm idari kadrolar bu eğitimden nasibini almalıdır.
Bugüne kadar belirlenen ve uygulanan yöntemlerle mevcudu bile koruyamayıp, irtifa kaybettiğimize göre, yeni metotlar geliştirmek ve bu arayışa girmek zorunluluktur.
Bu manada insani değerlerimizi uçurabilirsek, uzaya füze göndermek için çok daha kolay teknik çalışmalar yapma ihtimalimiz doğacaktır.
Oynak bir zemine temel atamadığımız gibi, çok kaynayan çorba kazanının tuzuna bile bakamıyoruz.

Sadece sezgi ile, dayanaksız öngörülerle hareket edenler, felsefenin kriterlerine muhtaçtırlar.
Bilim, din ve felsefeyi amacından uzak bir öngörüyle algılayıp, bilincimizin bir parçası haline getirdiğimizde, maalesef toplumsal bütünlük yara almaktadır.

Her şey insan için; eğitim, sevgi, barış, huzur, toplum ve devlet. Bu bütünlüğü sağlamak ve kalıcı kılmak için bireylere ve kurumlara ayrı ayrı sorumluluklar düşüyor.
Kaliteli bir eğitim, her alanda ve her düzeyde, kabul görmesi ve uygulanması, öncelikli ve olmazsa olmazımızdır.
09.05.2018
Ali Rıza Malkoç
#armozdeyis

sulcus melancholia, bir alıntı ekledi.
08 Nis 17:17 · Kitabı okudu

Masumiyet bizatihi kendi tabiatı itibarıyla budalalıktır. Budalalıktır çünkü yaşamın amacı kendi kötücül istemimize yönelik bilgi edinmektir ki istemimiz bizim için bir nesne olabilsin ve içsel bir dönüşüm içine girebilelim. Bedenimiz ise istemimizin somutlaşmış hali; en başta gelen nesnelerden biridir. Onun için yaptığımız bütün eylemler bize istemimizdeki doğuştan gelen kötülüğü gösterir. Hiçbir tecrübe olmadığı için hiçbir kötülüğün de bulunmadığı masumiyet halinde insan, tabiri caizse sadece bir yaşam aygıtıdır ve bu aygıtın varoluş amacı da henüz belirsizliğini korumaktadır.
İşte bu durumda yaşam da tıpkı sözde gerçek dünya gibi boş ve anlamsızdır ve sadece bir eylem, bir bilgi, bir hata, istemin bir ihtiyacı ile bir anlam edinebildigi için de sıkıcı bir budalalığın karakterini takınır. Masumiyetin altın çağı, bir budalalar cennetinden, budalaca ve anlamsız bir kavramdan başka bir şey değildir ve işte tam da bu nedenden dolayı herhangi bir bakımdan bir değeri kesinlikle yoktur. İlk suçlu ve ilk katil olan, suçluluğun ilmine sahip ve işlediği suç dolayısıyla da erdemin ilmine pişmanlık aracılığıyla erişmiş. Böylelikle de yaşamın anlamını kavramış olan Kabil, dünya üzerindeki bütün masum budalaların tümünden daha önemli ve neredeyse daha saygıdeğer bir trajik figürdür.

İnsan Doğası Üzerine, Arthur Schopenhauer (Sayfa 85 - Oda yayınları)İnsan Doğası Üzerine, Arthur Schopenhauer (Sayfa 85 - Oda yayınları)

Kitap hakkında, başka kitap ve makalelerde yapılan atıflar ile bilgi sahibi oldum. Hacim ve dil olarak göz korkutucu bir eser. Ama okudukça yoğun bir yaşanmışlık ve gerçek bir bilgi yağmuruna tutuluyorsunuz.
Yazarımız yaşadığı ve birinci elden topladığı verileri bizimle paylaşıyor. 2 büyük kanlı savaşı ve uzun bir soğuk savaşı tüm yönleriyle öğrenme imkanı veriyor bize.
Özellikle yazarımızın kullandığı iktisadi veriler ile asrımızın büyük ve küçük olaylarının arkasındaki gerçek sebeplerin, ekonomik çıkarlar olduğunu görme imkanına sahip oluyoruz.

20. Asrı biraz tanımak istiyorsanız ve sabırlı birisi iseniz, okunacak önemli bir kaynak olduğuna inanıyorum.