Bu evrenin bir yerlerinde bilinçli bir varlık olarak doğmuş olmak çok nadir ve değerli bir șey. Bu bilince sahip bir varlık olarak yaşadığımız süre son derece kısa. Bu nedenle bir varlığın, bilince sahip olduğu süre boyunca, yaşarken doğru şekilde yapması gereken şeyler vardır.
Yaşamımın her dakikası eskisi gibi anlamsız olmak bir yana ruhuma bilinçli olarak yerleştirebileceğim, kuşku edilemeyecek iyilik kavramıyla dolu olacak!
TÜRK VE MÜSLÜMAN olduğumuzu söylediğimizde “ben”in bir “biz”e ait olduğunu dile getirdiğimizi düşünme eğilimindeyizdir. Yani “var”oluşumuz bir aidiyet ilişkisinde tanımını buluyormuş gibi görünür; cemaat içinde “olmak”, “ait-olmak” gibidir. Önce şu soruyu soralım: “Ben” dediğimizde işaret ettiğimizi düşünme eğiliminde olduğumuz gibi kendiliğinden verili bir çoğul “ben”ler; “biz” var mı? “Biz” kendiliğinden verili bir kavram mı?
“Biz”lik bir bilinç meselesidir aslında; kendiliğinden verili bir “biz”den söz edemeyiz. Homo sapienslerde bir tür sürüleşme eğilimi olduğunu seziyoruz. Ama bu sürüleşme eğilimi henüz “biz"lik bilincine ulaşmamış, “biz” diye isimlendirilmemiş bir eğilim gibi durur. Oysa Türklük’ten ve Müslümanlık’tan söz etmeye başladığımızda bilinçli bir şey devreye giriyor, isimlendirmeye, üzerine düşünmeye kalkıştığımızda ortaya çıkan bir “biz”lik bu. İdeolojik bir “biz”lik; dilsellikle kurulan bir tür oyun-gerçeklik.
Kendini öldürerek kendi varlığından isteyerek vazgeçmek, mutlaka yok olmak demek değildir. Öteki ve dünya tarafından dokunulma riskine bilinçli olarak son vermek demektir.