Bunu anlatmaya çalışıyorum çevreme
Herkes mi mutsuz bilmiyorum. Hepsi bir şeylerle meşgul, fazla mesai yapıyor, çocukları, kocaları, kariyerleri, dereceleri, yarın yapmayı planladıkları, satın almak istedikleri, başkalarından aşağı kalmadan sahip olmak istedikleri ve buna benzer şeyler için endişeleniyorlar. Çok az kişi bana gerçekten ‘Mutsuzum’ dedi. Çoğu ‘İyiyim her istediğimi sahibim,’ der. Sonra ben ‘Seni ne mutlu eder?’ diye sorarım. Yanıt: ‘Bir insanın sahip olmak isteyebileceği her şeyi sahibim- bir aile, ev, iş, sağlıklı bir hayat.’ Yine sorarım: ‘Yaşam sadece bundan ibaret mi diye merak ettiniz mi hiç?’ Yanıt ‘Evet bu kadar.’ Israr ederim ‘Öyleyse yaşımın anlamı iş, aile, bir gün büyüyecek ve sizi terk edecek çocuklar, gerçek bir sevgiliden çok bir arkadaşa dönüşecek bir zevce ya da koca. Ve elbette bir gün gelecek iş bitecek bunlar olduğunda ne yapacaksınız?’ Yanıt: Yok. Hemen konuyu değiştiriverler. Hayır aslında söyledikleri: ‘Çocuklar büyüdüğünde kocam -ya da karım tutku dolu bir aşktan daha çok arkadaşım olduğunda, emekli olduğumda her zaman yapmak istediğim şeyi yapmak için zamanım olacak: Seyahat edeceğim.’ Soru: ‘Ama şimdi mutlu olduğunuzu söylemediniz mi? Zaten hep yapmak istediğiniz şeyleri yapmıyor musunuz?’ Yine çok meşgul olduklarını söyleyecek ve konuyu değiştireceklerdir. Israr edersem daima yokluğunu duydukları bir şeyi yanıt verirler.
"Duvar yıkıldığında, oradaydım, Berlin'de. Önce şaşkınlık, sonra kuşku, sonra korku, sonra çözülme. Sizler burada uzaktan izlediniz. Ben, biz içindeydik. Teslim olan Bükreş'i gördüm, Moskova'yı, Prag'ı gördüm. Çözülmeyi, dağılmayı, çöküşü yaşadım. Çöken sistemin bütün yanlışları, suçları, cinayetleri üstümüze yükleniyordu. Bir zamanlar onur ve gururla taşıdığımız kimliklerimizden utanç duymamız için her şey yapılıyordu. Sonra inkâr fırtınası başladı. İnsanlar, insanlarımız, o güne kadar savunup inandıkları, uğruna yaşayıp uğruna ölümü göze aldıkları ne varsa hepsini inkâr etmeye başladılar. Sorgulamaya bile gerek görmeden, kimliklerini yok ederek, adeta intihar eder gibi, tüm doğrularına yanlış dediler. Ve bunu ne kadar acımasız ne kadar acıtarak yaparlarsa, kendilerini o kadar arınmış hissettiler. "Belki sormam bile gerekmiyor ama, ya sen? Sen inkâr edemezdin. Ben nasıl dönemezsem, sen de dönemezdin." "Dönmek tam nedir bilmiyorum. Karşı safta yer alsa, hayır, bunu yapamazdım. Ahlaki açıdan falan değil. Karşı safın daha namussuz, daha acımasız, daha çirkin olduğunu bildiğim için. İlk zamanlar dayanamayacağımı sandım. İnsanın etik tutarlılığının intiharı gerektirdiğini düşündüm. Her şeyin bulanık, belirsiz olduğu ilk günler geçince, özellikle Doğu Almanya'da bir intihar dalgası yaşandı. Daha sonra Batı'ya da sıçradı. Tanıdığım yaşlı bir Alman komünist işçi vardı. Onu hiç unutmuyorum. Kendini çöp öğüten makinelerden birine attı. İnanılır gibi değil, ama yaptı bunu. Bir cinnet anındaydı kuşkusuz. Ama biçimi ne olursa olsun, o da benim gibi, intiharın tutarlılık olduğunu düşünmüştü. Çevremde dostlarım, yoldaşlarım, partili arkadaşlarım bir bir teslim oluyorlardı. Bir zamanlar gururla, bir üstünlük ve namus belgesi gibi taşınan rozetler, bayraklar, parti üyelikleri,
Sayfa 137 - 3. Baskı, 1998·Kitabı okuyor
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Çığlık duymak delirtir. Bilmiyorum. Bana mantıklı geldi. Delirmeyi mantıklı buluyorum.
“Yollarımız bir kere karşılaştı. Fakat ona dair hiçbir şey bilmiyorum.”
Halimin özeti, taşıyamadığımdan kaçışımdır benim. Şimdiden sonra bir rüyadayım ben. Rüya gerçeğin sılası. Başka türlü nasıl tahammül edilir gerçeğe, bilmiyorum ki ben.
İnsan şirk konusunda hiçbir zaman “ben yapamadım, şirkten kurtulamadım, rabbime âbd olamadım” diyemez; çünkü insanın gönlü kendi elindedir. “Ben şirkten kurtulamadım” diyen birine sormak lazım. Sen mi iyi biliyorsun yoksa seni yaratan rabbin mi seni daha iyi biliyor! Sen mi senin için hayır olanı daha iyi biliyorsun yoksa seni yaratan rabbin mi senin için hayırlı olanı daha iyi biliyor! Sen mi kendin için merhamet sahibisin yoksa senin rabbin mi senin için en çok merhamet sahibidir! Bunun cevabını istisnasız herkes bilir, “ben bilmiyorum” diyecek hiç kimse yoktur. Madem öyle biri, söz konusu Allah’ın emri, vahyi, hükmü olunca “ben, bence, bana göre” diyorsa nefsini rabbine bile bile şirk koşmuş olur ki Allah da bunu kabul etmez. Bu yüzden Allah bütün günahları affedip mağfiret ettiğini; ama şirki affetmediğini buyuruyor.
Sayfa 387·Kitabı okuyor