«Bu yeni duygu beni değiştirmedi, beni mutlu kılmadı, hayalimden geçirdiğim gibi beni birden bire aydınlatmadı da… Benim için bir sürpriz de olmadı. Ama ister inanç olsun, ister olmasın — ne olduğunu bilmiyorum — bu duygu ruhuma acı ile usul usul sokuldu ve iyice kök saldı.»
«Yine eskisi gibi arabacı İvan'a kızacağım, yine eskisi gibi tartışacağım, yine düşüncelerimi patavatsızca belirteceğim; ruhumun en gizli köşesiyle, başka insanlar arasında yine bir duvar bulunacak…»
«Kendi korkularım yüzünden karıma çıkışmaya ve bundan pişmanlık duymaya bile devam edeceğim. Niye dua ettiğimi akıl yolu ile yine anlamayacağım ama yine dua edeceğim; ne var ki hayatım, bütün hayatım, başıma gelebilecek herhangi bir şeyden tamamiyle bağımsız olarak, her dakikasıyla, artık eskiden olduğu gibi anlamsız olmak şöyle dursun, ona katmak gücünde olduğum, tartışma götürmez bir iyilik anlamı taşıyacak.»
Film başladı. Yazgı.
"Benimle evlenir misin?" diye soruyor kız, gözlerini televizyondan hiç ayırmayan umursamaz adama. "Olur," diye cevaplıyor adam. "Beni seviyor musun?" diye üsteliyor kız bu kez. "Bilmiyorum, sevmiyorum galiba," diyor adam. "O zaman niye evlenmek istiyorsun?" diye merakla soruyor. "Fark etmez," diyor adam.
“Beni neyin beklediğini bilmiyorum. Ama beni güzel günlerin beklediğine inandığım günler çoktan bitti. O günlermiş meğer güzel olan. Şimdi günler beni olduğum yere çiviledi. Kendi çarmıhımda sızlanıyorum.”
Seni ne kadar özlüyorum. Niçin seni bu kadar özlemeliyim bilmiyorum, uyandığım andan gözümü kapatıp uyuyana dek, sürekli, sana olan özlemim hep orada, kendine çekiyor, gökyüzü gibi, ışık gibi. Sen benim içimdeki gökyüzüsün, ışıksın. Seni ne kadar özlüyorum...