• 480 syf.
    ·Puan vermedi
    Töre romanı olarak geçen bu kitap tam da bugünlerde çok yakından ilgilendiğim doğu batı sorununun üstüne güzel denk geldi.
    İlk olarak doğu batı sorunu üstüne kendimce bi yorum yapacak olursam, insan ilk önce kendini bilmeli. Özünden kopmamalı aynı zamanda da yeniye açık olmalı ki ancak bu şekilde var olur.

    Roman 2. Abdül Hamit'in yönetim düzenini ve İstanbul'un aksaray semtindeki Sinekli Bakkal sokağının yaşayışını anlatır. Sinekli Bakkal mahallesinde, mahalle imamının kızı Emine, aynı mahallede oturan, düzenli birisi olmayan, ortaoyunlarında zenne (kadın) rolünde oynayan, bu yüzden Kız Tevfik lakabıyla tanınan biriyle anlaşmaktadır. Daha sonra bununla kaçar ve Tevfik'in dayısından kalan sinekli bakkalı çalıştırırlar.Bir gün Tevfik’i arkadaşlarına karısının taklidini yaparken Emine görür. Bu durumu gururuna yediremeyip babasının yanına döner, babası onu affeder. Boşanırlar, aynı zamanda bi kızları dünyaya gelir. Ve bundan sonrası Sinekli Bakkal romanında olaylar ana karakter olan Rabia üzerinden anlatılmaya başlanır.Rabia annesi Emine ve mahallenin imamı tarafından yetiştirilmiştir kendi seçimleri önemsenmeden kendi hayat anlayışlarına göre mahkum edilmiş bir hayat yaşar. Aynı zamanda hafız olur, saray tarafından beğenilen kişi haline gelir.
    Camilerde, konaklarda güzel sesiyle Kur’an ve Mevlit okur.
    Abdülhamit’in Zaptiye Nazırı Selim Paşa Rabia’yı dinler ve sesine hayran olur. Yıllardır babasından mahrum olarak yetişen Rabia babasının sürgünden gelmesinin üzerine kendine yeni bir hayat kurmak üzere annesinin ve imamın yanından ayrılarak babasının yanına yerleşir. Rabia’nın sanatına hayran olan Vehbi Dede ile Pregrini sık sık Tevfik’in evine gider gelir. Rabia Doğu musikisinde adeta bir çığır açmıştır. Bu sıralarda “Genç Türkler” örgütü Abdülhamit’in baskıcı rejimini yıkmaya çalışmaktadır. Tevfik ile Selim Paşa’nın oğlu Hilmi bu örgütün üyesidir.Bir gün imamın ihbarıyla yakalanır. Hilmi ve Tevfik Şam’a sürülür. Tevfik gittikten sonra Rabia yalnız kalır bu sırada geçimini bakkallık ve hafızlık ile geçinir. Pregrini ile daha da yakınlaşan Rabia kendi kurmak istedigi düzen üzerine Pregrini'yi ikna ederek babasının evinde yaşamaya başlarlar. Müslüman olmayan Pregrin Rabaia'yı kaybetmemek uğruna islamiyete de ısınmaya başlar.
    Halide Edip Adıvar'ın en sevdiğim romanı olan bu kitapı okurken kendimi alamadım ve sürekli beynimde senaryolar kurdum. Sinekli Bakkal benim sokağım oldu. Orda yaşıyordum. Olaylar birebir gözümde canlandı. Bilmediğim kelimeler vardı fakat altında anlamlarını yazıyordu buna rağmen bu durum kitabın akıcılığını bozmadı. İçtimai tablo olarak Rabia üzerinden gösterilen geleneklerine bağlı kalarak nasıl modernleşilmesi gerektiği mesajı ile Rabia ile örnek bir tip oluşturulmuştur.  
    Kitabın baştan sonuna kadar alınması gereken mesajlar vardı. Sonunda da zaten mutlu bitti. Tevfik sürgünden geldi, Rabia'nın çocuğu oldu, Pregrin ile mutlu bi yuvaları vardı kısacası Sinekli Bakkal eski günlerine döndü. Bu mutluluğun sebebi Rabia'nın göstermiş olduğu eskiyle yeniyi ortak bi noktada birleştirip kendine ve çevresindeki insanların bu çizgide oldukları sürece mutlu olabilecekleri direnişini göstermiştir. Genel olarak toplumsal konu üzerinde durulmasının yanında kimlik sorunu olduğunu da söyleyebiliriz bunun yanında şunu da ekleyelemeliyiz ki kitabın sonunda herkes kendini bulmuştu. Yazarın kalemini okuyucuya vermek istediği mesajı bu kadar ince detaylarla vermesini çok sevdim. Ölüm, aşk, kimlik sorunu, var oluşsal sorun, aile, dram hepsinden hayatın her yerinden bi kesit bunun yanında doğu batı sorunu toplumsal sorunlar parçadan bütüne giden eşsiz bir tablo ortaya çıkarmış. Gözden kaçmayan noktalardan biri ise sınıf ayrımıydı saray ve alt tabaka. Romanın bir diğer sevdiğim yönü ise devrimci olmasıydı. Her karakterden başka bi konu çıkıyordu. Dediğim gibi çok fazla alınması gereken vardı. Ben burda ne yazsam illaki eksik kalır. Ama kesinlikle okunması gereken romanlar arasında. Her şeyin yanında baki olan sevgi ve aşkın gücü diyerek sonlandırmak istiyorum.
    İyi okumalar sevgili okur.
  • 141 syf.
    ·Puan vermedi
    Okuduğum okulda seminer vermişti nasıl bir yazarmış diye yanında getirdiği kitaplarının arasından seçip satın almıştım. Bir kitabını okuduysanız fazlasına gerek yok . Genel olarak kitaplarında aşırı dram var duygu sömürüsüne gidiyor bir müddet sonra sıkıyor insanı. Çoğunlukla hataya düşmüş gençlere nasihat tarzında yazıyor ve Aynı konuyu aynı üslupta farklı karakterlere uyarlıyor bütün mesele bu. birden fazla kitabını okumaya kalkmak zaman kaybı olur bana göre yine de sevenler vardır saygı duyarım.
  • 400 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    Kitabın her sayfasını merakla okudum. Yazarın anlatım tarzı oldukça lirik. Kitaptaki zaman değişimleri okumaya biraz güçleştirse de beni çok rahatsız etmedi. Kitabın ilk başında karakterlerin yaşadığı dram anlatılıyor. Kitabı okudukça başında anlatılan olaylar sizin için daha anlamlı oluyor. Birçok farklı karakterle tanışacaksınız. Onların duygularını, kisiliklerini ve yaşadıklarını yazar eserine çok güzel bir şekilde yansıtmış. Yazarın yaptığı betimlemeleri aşırı bulmadım. Hatta yazarın yaptığı betimlemeler okumayı daha iyi bir hala getiriyor. Sayfaları çevirdikçe gözünüzde canlandırabiliyorsunuz olayları, karakterleri ve mekanları. Farklı kültürleri öğrenmeyi seviyorsanız bu kitabı seveceğinizi umuyorum. Kitap 1960'lı yılların Hindistan'ın da geçiyor. Kitabımızın konusu ise zengin bir ailenin kızı olan Ammu ve alt tabakadan Velutha'nın yasak aşkı çevresinde daha önce ders kitaplarından ya da belki sadece kulağımıza çalınan kast sistemini ve Hindistan'ın siyasi, toplumsal yapısına tanık oluyoruz. Öyle bir zaman gelmişti ki dayılar baba, anneler sevgili olmuş, kuzenler ölmüş, cenaze törenleri yapılmıştı.
    Öyle bir zaman gelmişti ki, akla gelmez şeyler akla gelmiş, olanaksız olan gerçekleşmişti. Aslında kitabın başlarındaki bu cümlelerde bizi kitaptaki olaylara hazırlıyor. Kitap Ammu'nun ikizleri Rahel ve Estha'nın gözünden anlatılıyor. İkizlerden birinin başına gelen olay ve ardından onun korkusuyla annesine veya çevresine hiçbir şey söyleyememesi beni çok etkiledi ve üzdü.
    Kitap yasak aşk çevresinde gelişse de en çok üzüldüğüm karakterler bu yasak aşkın karakterleri değil Ammu'nun ikizleriydi. Onların bir süre sonra birbirinden kopması ayrılması, bambaşka hayatlara savrulması ve 23 yıl sonra kavuşması tam annelerin öldüğü yaşta 31 yaşında bir araya gelmeleri ve bambaşka iki insan olmaları bana hayatın ne kadar değişken olabileceğini bir kere daha hatırlattı. Hayata dair birçok ders alabileceğiniz, hayata dair bir şeyler bulabileceğiniz bir kitap.
  • 424 syf.
    ·10/10
    Selvi atıcı yine harika bir kitap çıkartmış ortaya , süheyla kardeşinin intiharına inanmayıp cinayet izi sürüp intikam peşinde dolaşan fazla zeki ,epey sivri dilli , güçlü , eli sopalı bir kadın . karşısına geçmişten gelen acısıyla yoğurulan süper tatlı adam Demir mızrak çıkıyor ve hem polisiye hem dram hem komedi hem de muhteşem bir aşk barındıran hikaye okuyoruz
  • 479 syf.
    ·1 günde·Beğendi·9/10
    Oğuz Atay okumanın zor ve meşakkatli bir iş oldugunu yeniden anladim.Uzun zaman sonra ,Tutunamayanlar'dan sonra okuduğum ikinci kitabı. Olaylardan kopmamak icin ara vermeden bir haftada okudum.Edebi yönden çok değerli bir kitap.Yazar karakterlerin duygu durumunu öyle güzel yansıtıyor ki..Romanda mutlaka kendinizi buluyorsunuz.Kendiniz için aglarken yer yer de halinize gülüyorsunuz. Dram ve ironi iç içe..
    Öncelikle Tehlikeli Oyunlar'ın adi gibi bir oyundan ibaret olduğunu düşündüm. Kitabi okumaya basladigimda da tiyatro sahnesi okuyacağımı düşündüm. Ilerleyen sayfalarda durum farklilasti.Kitabin baş karakteri Hikmet Benol, dram dolu hayatını oyunlastirarak hayata tutunmaya calisan bir insan..Yasayamamisliklarindan doğan boşluğu oyunla doldurmaya çalışıyor. Girdiği çıkmazlardan kurtulmaya çalışma çabalarını anlatıyor yazarimiz.Sevgi ile yaptığı sonu hüsranla biten evliligi,Bilge'ye olan askinı ve Bilge'den ayrılışıni , Albay Hüsameddin Bey ile arkadaşlığını,mahallesindeki insanlarla iliskisini anlatırken pek çok farkli kisiliklere bölünüyor yazarimiz.Hatta ben romanin ilerleyen sayfalarında Hikmet'in şizofren olduğunu ve Albay Hüsameddin Bey ,Sevgi ve Bilge adinda insanlarin kafasinda kurdugu karakterler oldugunu düşünmüştüm .Okurken bu durum bana daha cok heyecan vermisti.Kitabin sonlarina geldiğimde tabi oyle olmadığını fakat durumun yine de benzer olduğunu fark ettim.Hikmet Benol Şizofren olmasa da ruhu parçalara ayrilmisti ve benligini arayan bir insandi.Kim oldugunu bulmaya çalışıyor fakat her adiminda daha cok kayboluyordu.
    Yazarin hayatina biraz göz gezdirdigimde ve buradaki arkadaşların yorumlarına baktığımda yazarimiz Hikmet karakteriyle kendisini anlatmis aslinda.Hikmet'in hayatini oyunlastirmasi gibi Oguz Atay da yazilariyla sesini duyurmaya çalışıyor. Duygularını okuyucularina hissettirerek anlaşılmak istiyor.Kitap da Hikmet de anlaşılmak istiyordu..Onu Sevgi anlayamıyor,ailesi anlayamıyor,arkadaslari anlayamıyor. Hep bir anlasilma çabası icin de ve bunu yer yer sitemkar bir sekilde dile getiriyor..
    Yazarımız romanlarini yazdığı dönemde anlasilmasa da su an eminim ki amacına fazlasiyla ulasmistir..Ben okurken evet ,cok zorlandim ama boyle bir roman yazmak gercekten üstün bir edebî basari ister.Bu romani okuyup ,feyz aldigim icin kendimi sansli hissediyorum...
  • 208 syf.
    ·Puan vermedi
    Kitaplarım, benim en güzel dostlarım..
    Bu kitabı okuyunca yalnızca 208 sayfalık bir eserin sonuna gelmedim. Hayatımda hiç yaşamadığım bir hastalığı yaşamış gibi hissettim ve her satırında tedavi oldum.. Kitaplarımın Bana ilaç gibi geldiğini beni tanıyanlar az çok bilir.. Bu kitap bana Tam anlamıyla ilaç oldu.. yaşadığım anların nasıl olması gerektiği değil de nasıl olduğuyla ilgilenmeyi öğrendim.. Bu kitap kişisel gelişim kitabı değil yazar @z.zeynepselvilicarmikli bu kitaba kişisel gelişim kitabı denmesine karşı olmakla oldukça haklı Çünkü bu kitap Öz kabul kitabı.. kendimize var olanları kabul ettirip onlarla mutlu olmayı öğretiyor.. Kısacası Hayatta herşey istediğimiz gibi gitmeyebilir önemli olan herşeye rağmen güçlü olup Mutlu kalabilmek ️ Şunu demeden geçemiycem bu kitabın türü dram veya aşk değil ama 156-160. Sayfalarda sanki bu dünyadan tamamen ayrıldım ve ağladım .. Kendinize bi iyilik yapmak istiyorsanız bu kitabı tavsiye ederim ️ Emeğinize yüreğinize sağlık
  • 210 syf.
    ·5 günde·Beğendi·9/10
    Yaşamak.. Yaşamak nedir tam olarak? Nefes almak mı? Çoğumuzun yaptığı şey bu.. Hayatın kıymetini ne kadar biliyoruz ki? Sadece yaşıyoruz, etrafımızdaki memnun etmeye çalışarak. Kendimize ise sadece nefes almak kalıyor..
    Beni derinden etkileyen bu roman Fugui isimli bir adamın hayat hikayesi.. Fugui zengin bir ailenin tek varisi. Romansa Fugui'nin bu serveti kumarda yiyip bitirmesiyle başlıyor. Sonrası mı? Sonrası hep dram..
    Yazar olay örgüsünü çok iyi kurmuş ve çok akıcı bir dille anlatmış. Kitabın nasıl bittiğini bile anlamadım. Yazar, dönemin yönetim şeklini, rejimini eleştirmiş yer yer.. (Dönemin yönetim şekli, bir okurun incelemesinde çok daha derin incelenmiş, okumanızı tavsiyeye ederim.. #37347398 ) Romanın konusuna dönecek olursak Fugui' nin başına çeşitli felaketler geliyor.. Çok kayıplar yaşıyor. Tam toparlandım dediği anlarda düşüyor.. "Durum ne kadar kötüye giderse gitsin, bir yolunu bulup ayakta durmamız gerekiyordu." diyor. Hiç bir zaman pes etmiyor. Hayatta en önemli şey de bu değil mi zaten? Herkes düşer, ama ayağa kalkıp devam edenler hedefine ulaşır. Önemli olan çabuk toparlanmak, pes etmemek..
    Ben çok beğenerek okudum bu romanı. Hatta bir kaç arkadaşıma hediye ettim. Sizlerin de okumalarını tavsiye ederim.. Keyifli okumalar.. ^^