Attığım gibi yorgana tekmeyi, yataktan fırladım; ışığı yaktım, iki tane de sıgara yaktım: Uykuymuş, uyumakmış, yarınmış, sağlam vücut, sağlam kafa teorisiymiş ve bütün teorilermiş; artık bana vız geliyordu.. hepsi de. Saate benden başka kim bakarsa baksın, iki otuz beş derdi, ama ben, inadıma hiç bir şey demiyordum. Demeyecektim de.
Yarın, yarın diye sayıklayıp durmuştum; işte yarının eşiğinde idim ve nerdeyse tanyeri ağaracaktı.. ağaracaktı da ne olacaktı? Yarın, öbür gün, bir yıl, beş yıl ne imiş? Bütün mesele yetmiş sekiz'de. Yetmiş sekiz nerede?
Yetmiş sekiz, iki yüz lira aylıklı, aşçıya, bakkala borçlu; tek kat elbiseli, pençesi delik papuçlu ve.. aşksız, arkadaşsız bir gazete musahhihi olmak için mi var olmuştu?
Umutların, hayallerin, projelerin-yedi rengin bin bir birleşimi ile ışıl ışıl aydınlattığı gelecek yılların billurları, içlerinden böyle soluk benizli, ezik ve horlanmış yarınlar çıksın diye mi yetmiş sekiz'in rüyalarına sıra sıra dizilmişti?
Yetmiş sekiz sıgaram olmayışına lânet okuya okuya bütün sıgaralarımı içtim, bitirdim; sonra da, uykuysa, uyumak bir marifetse, al uykuyu diyerek akşama kadar uyudum.