Thomas Hobbes
Herkes, peygamber olduğunu iddia eden bir kimsenin yetki ihtimalini incelemelidir. Peygamberlik, rüyet veya rüya (bu ikisi, doğal oldukları vakit aynıdır) veya insanlarda pek nadiren görülen ve görüldüğü yerde hayran olunan bir başka özel Tanrı vergisi gerektirdiğine göre; ve bu Tanrı vergileri ve olağanüstü rüyalar ve rüyetler, Tanrı'dan sadece doğaüstü ve dolaysız marifetiyle değil, aynı zamanda doğal marifeti ve tali nedenlerin aracılığı ile de çıkabildiklerine göre; doğal ve doğaüstü Tanrı vergileri arasında ve doğal ve doğaüstü rüyetler veya rüyalar arasında ayrım yapabilmek için akıl ve muhakemeye ihtiyaç vardır. Dolayısıyla insanlar, peygamberlik iddiasında bulunan ve Tanrı adına bize, mutluluk yolu olduğunu söylediği yoldan Tanrı'ya itaat etmemizi söyleyen bir kimsenin sözlerine uyarken çok dikkatli ve uyanık olmalıdır. Çünkü insanlara bu kadar büyük bir saadetin yolunu öğrettiğini iddia eden bir kimse, aynı zamanda onları yönetmek; yani onlar üzerinde saltanat ve hüküm sürmek de istemektedir; bu ise bütün insanların doğal olarak arzuladığı ve dolayısıyla ihtiras ve sahtekarlık bakımından şüphe edilmesi; ve bu nedenle, böyle bir kimseye itaat etmeden önce herkes tarafından incelenmesi ve sınanması gereken bir şeydir; meğer ki peygamberin cismani egemen olması veya cismani egemen tarafından yetkili kılınmış olması durumunda olduğu gibi, bir devletin kurulmasıyla bu kimseye zaten itaat etmiş olalım. Peygamberlerin ve ruhların bu şekilde incelenmesi hakkı herkese tanınmış olmasaydı, insanların arkalarından gitmeleri gerekenler ile arkalarından gitmemeleri gerekenler arasında ayrım yapabilmeleri için işaretler gönderilmesine gerek olmazdı. Dolayısıyla, bir peygamberi (Tesniye XIII. 1, vd.) ve bir ruhu (Yuhanna'nın Birinci Mektubu IV. 1, vd.) tanıyabilmek için
Felsefe
Mutluluğunuzu sürekli artırmak için sizi mutlu hissettiren şeylere güvenin. Kalbiniz, olmanız gereken yeri bilir. Kafanızdan çok daha bilgedir. İçgüdü zekâdan daha fazlasını bilir ve sezginin sağduyudan daha akıllı olduğu kesindir. Zekâmız etrafımızdakilerin bize öğrettiklerinden oluşur. Kısıtlıdır. Mantıkla ve daha önce yapılanlarla sınırlandırılır. Egemen benliğiniz daha fazlasını bilir. Pratikliğe göre değil, olasılığa göre işler. Vizyonerdir. Sınırsızdır.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Adem'in zurriyeti zerreler hâlindeyken onun belinden çıkartılıp Allah “Ben sizin rabbiniz değil miyim?” (Araf, 172) diye sormuş, onlar da “Evet! Sen bizim rabbimizsin” (Araf, 172) diye cevap vermişlerdi. İşte bu sözleşme Allah'ın insanları üzerinde yaratmış olduğu fıtrattır. Fıtrat Allah'ın insanların üzerindeki Rab'lığını ikrar etmek demektir. İnsanlar büyüyüp ebeveynlerinin ve mürebbilerinin hükmü altına girdiklerinde, ebeveynleri -mümin iseleronları fıtrat hâlinde kabul ettikleri inanca göre eğitebilir. İnsan ölünceye kadar bu fıtrat üzerinde kalırsa, mutlu-birleyenlerden olur. Fıtrattan uzaklaştıran bir bozukluk kendisine gelirse yöneldiği inanca göre kalır. Sonra ölümünden ve can çekişmeden önce bulunduğu hâle göre vefat eder. Berzaha göçüp dünyadan ayrıldığında ise ayrılış hâlindeki durumuna göre orada bulunur. Mutluluk kazandıran bir hâlde dünyadan ayrılmış ise mutludur; bedbahtlık kazandıran bir hâlde ölmüş ise bedbaht olur. Sonra hayatı ve aklı kabrindekinden daha fazla olarak kendisine iade edilir. Bu esnada kabrin iki meleği beraberlerinde Hz. Muhammed var iken ona gelir ve şöyle sorarlar: “Bu adam hakkında ne dersin?” Bu esnada onlar Hz. Muhammed'in layık olduğu saygıyı göstermezler. Ölü onların (etkisinden) korunursa “Bu adam Muhammed'dir” der ve ekler: “Bize delil ve hidâyetler getirmiştir. Biz de ona inandık ve doğruladık.” Bunun üzerine iki melek şöyle der: “Huzur içinde uyu, böyle olduğunu biliyorduk.” Ölmüş insan iki sorgu meleğinin peygambere saygı göstermeyişlerini dikkate alıp -ki bu kabir fitnesidir“Bu adamın müminlerin inandığı gibi Allah katında bir değeri olsaydı, bu iki melek ona saygı gösterirdi” diyebilir. Böyle bir adam şöyle der: “İnsanların onun hakkında Allah'ın peygamberi dediklerini duydum. Ben de insanların söylediğini söyledim.”
1000Kitap
Öyle uçsuz bucaksız uzamlar üstünde gidiyoruz ki, hiç sonuna varamayacakmışız gibi geliyor bize. Işığın ve karanlığın akışına göre, güneş ve ay birbiri ardından çıkıp iniyor. Denizde günler, mutluluk gibi hep birbirine ben­zeyen...
Sanırım insanlar çoğu zaman mutluluk ile hazzı birbirine karıştırıp kendilerine haz veren yaşantıları mutluluk diye adlandırıyorlar. Çünkü bana göre mutluluk bir durum değil süreç ,dış etkenlere doğrudan bağımlı olmayan iç dünyamızın derinliklerinden gelen ve zaman zaman buluşabildiğimiz bir yaşantı. Kendimizi bir diğer insanla ya da evrenle bir bütün olarak yaşayabildiğimiz bazen de sadece yaşıyor olmanın bize sevinç verdiği anlarda bir başka deyişle kendimizi ve dünyamızı gözlemlemekten özgürleşebildiğimiz zamanlarda bizi sarıveren bir duygu. Ismarlanması mümkün değil.
Metis
Bir Şair Bir Kitap
Alper Gencer – Ah! sen şimdi sabrımın taşını yuvarlarsın ** kırışır seni beklemekle geçen zaman belki hiç gelmezsin! ** yuvası zindan olan bir mahpus haykırışı: bir renksiz kanatlı kelebek olmak! neyin temrinisin ey hayat? kösnüdüğüm yağmurlar hangi otlara karşı? ** kıyam et! bağrımdan alıp da yürü sesimin şeriki olmuş bu çocuk bir çocuk bezmi elestten beri yürürlüğe konulmuş temsili bir pak. ** al işte bedenimden söküp de çıkar bulamadım nerede saklıdır o dert? ** güneş gözlerine bandı mı ışığı vakit aydınlıktır renginle o sıra ve afyonlu gülüşündür hayalimdeki... ** tozu dumana katmanın becerisinde: “yine hangi rüzgârın emrine amadesin?” ** bu gelincik bu rüzgâra fazla dayanmaz dertler giderek silahlanıyor
DERGAH