Mükemmel bir anlatım...
Kurgan mezarlara kadar girmişken, Türk tarihinde önemli yer tutan, Türklerin son kurganı olan anıt kabrimize, ANITKABİR'imize değinmemek olmazdı. (Halkı yanıltmaya çalışanlara inat birkaç satır eklememek de... Çünkü bu muhteşem yapının ardındaki zekâ da, niyet de anlaşılmalı.) Türk'ün atası Atatürk'ün kabrinin bulunduğu yer, Rasattepe, eski bir Frig yerleşkesi. 1944'te başlayan Anıtkabir'in inşa süreci 1953'te tamamlanırken, Atatürk'ün naaşının getirildiği gün olan 10 Kasım 1953'te, yaklaşık 70 bin ziyaretçinin akınına uğradı, ki 40 bini Ankara dışından gelen yurttaşlar, Ankara'daki oteller, misafirhaneler dolduğu için kaldırımda uyuyarak Ata'sını bekledi. Üç bölüm (Aslanlı Yol, tören meydanı, mozole), anıt bloku ve Barış Parkı'yla toplamda 750 bin m^2'lik alana sahip devasa büyüklükteki yapıda Selçuklu taş işçiliği motifleri ve izleri ve de Osmanlı dönemine ait öğelerin izleri hayranlık uyandırırken, sembollerde saklı detaylar da büyüleyici. Mesela ziyaretçileri Atatürk'ün huzuruna hazırlayan 262 metrelik Aslanlı Yol'da kullanılan yer döşemesi, 5 cm aralıkla çim boşluğu bırakılarak döşenmiş, ki bu da ziyaretçileri başı önde yürümeye yönlendiriyor. Anıtkabir'e uzanan, doğu yönünden girilen yürüyüş yolundan yüksekliği 4 metre olan, 26 basamağa sahip merdivenle çıkılıyor, ki bu sayı 26 Ağustos Büyük Taarruzu'nu sembolize ediyor. Merdiven yüksekliğinin 4x26 sayısı olan 104, aynı zamanda Maya takviminde asrı ifade ederken, Hititlerin sanat üslubuyla yapılıyor. Ülkenin en kıymetli heykeltraşlarından Hüseyin Anka Özkan imzalı, 12 sağda 12 solda kullanılan oturmuş pozisyonda 24 aslan heykeli 24 Oğuz Boyu'nu, çift sıralanması Türk milletinin birlik ve bütünlüğünü, yatar pozisyonda olması da barışseverliğini temsil ediyor. ​(Aslan figürü, tıpkı kurt figürü gibi, kültürümüzde
Kitap Alıntısı
Her gün ölçme biçmeyle, hesap kitapla yaşayan insanın manevi konularda hissizleşmesi, duygu kaybına uğraması, derin ve ince manevi gerçekleri algılayamaz hale düşmesi kaçınılmazdır. Yaşamı bu rutinlerle yürüten biri eninde sonunda en basit manevi konuları bile aklına sığdıramaz hale gelir. Maddi uğraşılarla meşgul olan insan, vaktinin bir kısmını da manevi etkinliklere ayırmalıdır ki, kalbini manevi hastalıklara karşı koruyabilsin. Vaktini tamamen fizikle, matematikle, mühendislikle geçiren birinin, gönül gıdası olan manevi ilimlere zaman ayırmadığı takdirde- yaptığı iş ne kadar değerli olursa olsun, manevi bir bunalım geçirmesi kuvvetle muhtemeldir. Aklı besleyen, bilimsel öğretiler; kalbi besleyense manevi öğretilerdir. Hem maddi hem manevi öğretilerle beslenen bir ruh bünyesine sahiptir insan. Bilimsel, edebi ve felsefi anlatımlar sebep sonuç ilişkileriyle yoğrulmuştur. Dini ve manevi anlatımlar ise sebep sonuç ilişkilerinin üzerinde, Müsebbibü'l Esbab olan Allah'ı anlatır. Bilimsel, edebi ve felsefi eserleri aralıksız okuyup, sebeplerin de sonuçların da Allah tarafından yaratıldığı içeriğiyle donatılmış manevi eserlere vakit ayrılmadığında ruh dünyasındaki sarsıntılara davetiye çıkarılmış olur. Maddi sahalara ait okumalar, manevi ilimlere ait okumalarla dengelenmediğinde, bir yandan akıl gelişip ilerlerken, diğer yandan gönül dünyası çöküntüye uğrar. Sürekli maddiyatla meşgul olan insan maneviyatta sathileşecek ve bu durum manevi hastalıkların kaynağı olacaktır. Bütün vaktini maddiyat ve akliyatla geçirip, manevi meşgalelere vakit ayırmayan insanın kalbi darlıklar ve tıkanıklıklarla yorulmaya başlar. Maneviyata vakit ayırması, ruhi, psikolojik ve hatta aklî hastalıklara karşı onu koruyacakken, maddiyat ve akliyat okyanusunun derinliklerinde yaşayan biri, bu
Sayfa 155·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Osmanlılar, vatandaşları için milletler arası ticaretin kârlarından daha büyük bir kâr sağlamak amacıyla bir tarım ekonomisinden sanayi ve ticaret ve denizcilik temellerine dayanan bir gelişmeyi hatırlarına getirmemişlerdi. Başka deyişle Osmanlı, ekonomiyi yeni rasyonel düşünceye dayanan bir planla değil, uzun yıllar denenmiş gelenek ve usullerle idare etmeye çalışmıştır. Bu iki mantalite arasındaki karşıtlık gümrük siyasetlerinde açık bir şekilde ifadesini bulur. Merkantilist Avrupa'da ekonomiyi geliştirme planları yapan her millî ekonomi, geniş Osmanlı pazarına girmek için sultandan bir kapitülasyon koparmaya çalışır ve bu ticareti ekonomik ve rasyonel olarak örgütlemek için kendine ait bir levant kumpanyası kurar. Levant kumpanyaları merkantilizmin ayrılmaz bir parçasıdır. Buna karşı Osmanlılar çok aşağı %3 bir gümrük tarife sistemi ile pazarlarını Avrupa'nın mallarıyla bolluk içinde tutmak için Avrupalı merkantilist devletlere kapitülasyonlar bağışlamıştır. Tarihçilerin üzerinde birleştikleri bir nokta, Ortaçağlardan beri Avrupa ile Levant ve Hindistan arasında ticaret dengesi daima Avrupa aleyhine açık vermiştir. Bunun sonucu olarak Batı'dan doğuya sürekli bir gümüş ihracı zorunlu olmuştur. 1450-1550 döneminde bu yapısal durumu etkileyen önemli gelişmeler olmuştur. İlkin, Levant dediğimiz Doğu Akdeniz, Balkanlar ve Karadeniz bölgeleri merkeziyetçi Osmanlı İmparatorluğu egemenliği altında bir blok olarak birleşmiştir. Osmanlı Devleti doğu-batı arasındaki ticaret yollarını ele geçirmiştir. Aynı dönemde dünya ölçüsünde başka bir gelişme, Avrupa'nın bir yandan Amerika'nın diğer yandan Atlantik-Hindistan yolunun keşfi ile dünya yüzünde genişlemesi ve eskiden dünyanın merkezi olan Akdeniz'in küresel rolüne son vermesidir. Üçüncü büyük gelişme, Avrupa kıtasının kendisi
Sayfa 143 - Kronik Kitap·Kitabı okudu
Tarih
Sienalılar, pretori'den plan izni alınmadan yeni bir ev inşa edilmesini yasaklayacak (1309 yasasında) kadar ileri gitmişlerdi. Bu önlemin amacı, "inşaatı yapanların, kamuya ait sokaklara veya komünün herhangi bir hakkına tecavüz etmelerini engellemekti". Birkaç yıl sonra Cremona "Hiçbir kişi daha iyisini inşa etme amacı dışında evini yıkamaz"23 diye kanun çıkardı. Parma'da, borcu nedeniyle kişinin evi elinden alınabilirdi ama böyle bir şey olduğunda, 'yıkıntılar nedeniyle şehrin görünümü bozulabileceğinden binanın yıkılması yasaktı. Kanunlar sokakların balkonlar, geçitler, bina dışına eklenen merdivenler, sarkan ağaçlar ve benzeri tehlikelerle bloke edilmesini de yasaklıyordu. Pisa'lı boyacılar sokaklara kumaş asabiliyorlardı, ama bunlar at üstündeki bir adamın başı­nın çarpacağı kadar alçak olmamalıydı.
Sayfa 67
Oysa tamamen teslim olduğumuzda imkânsız olan mümkün olur. Çünkü istek istenen şeye erişimi bloke eder ve sonucunda da onu elde edemeyeceğimize dair korku geliştirmemize neden olur. Arzunun enerjisi aslında özünde bize ait olmasını hak ettiğimiz şeyi inkâr etmektir.
Sayfa 116·Kitabı okudu
Benim korecanlarıma niye kıydınız ki sanki,
Sovyetler Birliği’nin, kendi hava sahasına giren Güney Kore’ye ait bir yolcu uçağını düşürmesi ve bu olayda 269 kişinin ölmesi, uluslararası gerilimi büsbütün artırmıştı. O sırada düzenlenen Able Archer adlı NATO tatbikatı, bunun gerçek bir saldırı olduğuna inanan Sovyet yönetimiyle Batı bloku arasında neredeyse gerçek bir çatışma ortamı yaratmıştı.